İnsân Sûresi Meali ve Arapçası

close
close

İnsân Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 76. sûresidir. Medenî bir sûredir, 31 âyetten oluşur ve nüzûl sırasına göre 98. sûredir. Aşağıda Arapça metni ve Muhammed Hüseyin (R.A.) hazretlerinin Âyetlere Göre Genişletilmiş Meali yer alır.

1. Âyet

هَلْ اَتٰى عَلَى الْاِنْسَانِ ح۪ينٌ مِنَ الدَّهْرِ لَمْ يَكُنْ شَيْـٔاً مَذْكُوراً

İnsanın üzerinden uzunca bir süre geçmedi mi? (Üstelik o, bu süre zarfında) Anılmaya değer bir varlık bile değildi.

2. Âyet

اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍۗق نَبْتَل۪يهِ فَجَعَلْنَاهُ سَم۪يعاً بَص۪يراً

Muhakkak ki (daha sonra) Biz, insanı imtihan edelim diye onu karışık bir nutfeden (dökülen bir damla sudan) yarattık ve onu (imtihana elverişli olması için akıl ve gönül sahibi olarak hem zahiren hem de manen) işitir ve görür kıldık.

3. Âyet

اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ اِمَّا شَا‌كِراً وَاِمَّا كَفُوراً

Şüphesiz ki Biz, ona (hidâyet) yolu(nu da) gösterdik. (O artık, ona ikram ettiğimiz maddi ve manevi tüm nimetlerimize) İster şükreder (mü'min olur) ister inkâr eder (kâfir olur).

4. Âyet

اِنَّٓا اَعْتَدْنَا لِلْـكَافِر۪ينَ سَلَاسِلَا۬ وَاَغْلَالاً وَسَع۪يراً

Fakat Biz, (inkârı tercih eden) kâfirler için (kıyamet günü) zincirler, (demir) halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.

5. Âyet

اِنَّ الْاَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِنْ كَاْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُوراًۚ

(O gün) Ebrâr olanlar (iyi amel işleyen ve insanları buna sevk edenler) ise (içerisine saf aşk olan) kâfûr karıştırılmış bir kadehten (cennet şarabı) içerler.

6. Âyet

عَيْناً يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ اللّٰهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْج۪يراً

(Bu kâfûr, Naîm cennetinde bulunan) Bir pınardır ki Allah'a (gerçek manada) âbd ol(up mukarrebun ol)anlar ondan (saf olarak) içerler ve onu (diledikleri kişilere ikram edip onlara) akıttıkça akıtırlar.

7. Âyet

يُوفُونَ بِالنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْماً كَانَ شَرُّهُ مُسْتَط۪يراً

(Çünkü onlar dünyadayken mallarını ve canlarını Allah yolunda kurban edip) Adaklarını yerine getirirler(di) ve şerri(nin şiddeti her gönüle) yayılmış bir gün (olan kıyamet günün)den korkarlar(dı).

8. Âyet

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّه۪ مِسْك۪يناً وَيَت۪يماً وَاَس۪يراً

Yine onlar, (Allah'ı sevdikleri ve rızasını kazanmak istedikleri için) o (malları)nı sevmelerine rağmen (mallarını ve) yemek(ler)ini yoksul(lar)a, yetim(ler)e ve esir(ler)e yedirirler(di).

9. Âyet

اِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ اللّٰهِ لَا نُر۪يدُ مِنْكُمْ جَزَٓاءً وَلَا شُكُوراً

(Doyurdukları kimselere ise şöyle derlerdi) "Biz sizi ancak Allah'ın vechi(ni, rızası ve cemâlini kazanmak) için doyuruyoruz. (Ayrıca) Biz sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz."

10. Âyet

اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً

"Çünkü biz, yüzleri as(ıp kaşları çat)an ve çok zor geçen bir gün (olan kıyamet günün)de Rabbimizden korkarız."

11. Âyet

فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراًۚ

Bu yüzden Allah da onları o günün şerrinden korudu ve (o gün) onlar(ın yüzlerin)e bir parlaklık ve (gönüllerine) bir sevinç verdi.

12. Âyet

وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يراًۙ

(Dünyadaki imtihanlara) Sabretmelerine karşılık ise onların mükâfatı (girecekleri) cennet ve (orada giyecekleri) ipektir!

13. Âyet

مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۚ لَا يَرَوْنَ ف۪يهَا شَمْساً وَلَا زَمْهَر۪يراًۚ

Onlar orada tahtlar üzerine yaslanıp kurulurlar. Orada ne (yakıcı) bir güneş (sıcağı) ne de (dondurucu) bir zemheri (soğuğu) görürler!

14. Âyet

وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْل۪يلاً

(Cennet ağaçlarının) Gölgeleri, onların üzerlerine düşmüş, meyveleri de (kolayca kopartabilmeleri için) aşağıya sarkıtılmıştır.

15. Âyet

وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَار۪يرَاۙ

Çevrelerinde de gümüş kaplar ve şeffaf kadehler dolaştırılır.

16. Âyet

قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْد۪يراً

Gümüşten (öyle) şeffaf (kaplar) ki (cennet ehli) onu(n içindekini ve miktarını istedikleri herhangi) bir ölçüye göre (kendileri) belirlemişlerdir.

17. Âyet

وَيُسْقَوْنَ ف۪يهَا كَاْساً كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَب۪يلاًۚ

Ayrıca orada onlara, (içerisine) zencefil karıştırılmış (cennet şarabı dolu) bir kadehten içirilir.

18. Âyet

عَيْناً ف۪يهَا تُسَمّٰى سَلْسَب۪يلاً

(Bu zencefil) Orada bir pınar(dan çıkar) ki (onun) adına selsebîl denir.

19. Âyet

وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۚ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤ۬اً مَنْثُوراً

Ve etraflarında (onlara hizmet etmek için) ölümsüz gençler dolaşır, sen onları gördüğün zaman kendilerini (etrafa) saçılmış (birer) inci sanırsın.

20. Âyet

وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَع۪يماً وَمُلْـكاً كَب۪يراً

Ne yana bakarsan bak, (tarifi mümkün olmayan) bir nimet ve büyük bir saltanat görürsün.

21. Âyet

عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَاباً طَهُوراً

Üzerlerinde yeşil ince ipekten ve parlak atlastan elbiseler vardır. Gümüş bilezikler takınmışlardır ve Rabbleri onlara (tarifi imkânsız) tertemiz (ve özel) bir şarap içirir.

22. Âyet

اِنَّ هٰذَا كَانَ لَـكُمْ جَزَٓاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُوراً۟

(Ve onlara şöyle denir) "Bu (nimetler), sizin için bir mükâfattır. (Dünyadaki) Çaba ve gayretleriniz (burada) teşekküre layık görülmüştür."

23. Âyet

اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلاًۚ

(Resulüm!) Muhakkak ki Kur'ân'ı Biz, sana (takdirimize uygun) bir indirme ile (safha safha) indirdik.

24. Âyet

فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِماً اَوْ كَفُوراًۚ

O hâlde sen, Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günahkâr veya kâfire itaat etme!

25. Âyet

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَص۪يلاًۚ

Sen, sabah akşam Rabbinin ismini zikret!

26. Âyet

وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَو۪يلاً

Gecenin bir bölümünde de O'na secde et ve gecenin uzunca bir bölümünde O'nu tesbih et!

27. Âyet

اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَهُمْ يَوْماً ثَق۪يلاً

Gerçek şu ki bu (kâfir)ler, acele olan (dünyayı ve nimetlerin)i seviyorlar da önlerindeki ağır bir gün (olan kıyamet)i ihmal ediyorlar.

28. Âyet

نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَٓا اَسْرَهُمْۚ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْـنَٓا اَمْثَالَهُمْ تَبْد۪يلاً

Onları Biz yarattık ve (bütün) eklemlerini (birbirine) sıkıca bağladık. Dilediğimiz zaman da (o insanları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.

29. Âyet

اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً

Muhakkak ki bu (Kur'ân) bir zikirdir (insanlara bir öğüt ve hatırlatmadır). Artık kim dilerse Rabbine (varan) bir yol tutar.

30. Âyet

وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۗق

Bununla beraber Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz (ve Allah sizin için sadece hayrı diler). Çünkü Allah Alîm'dir, Hakîm'dir (her şeyi ve herkesi bilen, her işinde hikmet ve hayır olandır).

31. Âyet

يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِم۪ينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً

O, dilediğini (Allah'ın rahmetiyle hem kendine hem de başkalarına merhamet edenleri) rahmetinin içine alır. Zalimlere gelince, (Allah) onlar için (kıyamet günü) elem verici (iç yakan) bir azap hazırlamıştır.

İnsân Sûresi Hakkında

Adını, insanın yaratılmadan önceki hiçliğini ifade eden 1. âyetteki “insân” kelimesinden alır. Ayrıca Dehr, Emşâc, Ebrâr ve Hel etâ adlarıyla da anılmaktadır. Otuz bir âyetten oluşan sûrenin fâsılası elif harfidir. Mücâhid b. Cebr ve Katâde b. Diâme’nin de içinde bulunduğu âlimlerin çoğunluğuna göre sûre Medine’de nâzil olmuştur (Şevkânî, V, 397). Buna göre Rahmân sûresinden sonra, Talâk sûresinden önce doksanıncı sûre olarak indiğine dair rivayetler doğru kabul edilebilir. Bir rivayete göre İkrime de 24. âyetin dışında sûrenin Medine’de nâzil olduğunu belirtmiştir. Tamamının Mekke döneminde 30 veya 31. sûre olarak indiğini kabul edenlerin yanında (İbn Âşûr, XXIX, 370) 1-24. âyetlerin Medenî, diğerlerinin Mekkî olduğunu ileri sürenler de vardır (İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-mesîr, VIII, 427). Bununla birlikte üslûbu, âyetlerinin nisbeten kısa oluşu, en geniş yer verilen konunun âhiret nimetleri olması gibi özellikleri sûrenin Mekkî olduğu kanaatini güçlendirmektedir.

Genel olarak insanın yaratılışının ve nimetlere mazhar olmasının hikmetini kavramaya, Allah’ı tanıyıp O’nun verdiklerine şükretmeye, azabından sakınmaya ve âhiretteki değerli nimetleri elde etmenin şartlarını gerçekleştirmeye bir çağrı niteliğindeki sûre, muhtevası bakımından yeniden dirilmenin kesinliğini vurgulayan ve âhiret hallerini özetleyen bir önceki Kıyâme sûresinin tamamlayıcısı gibidir.

Sûrenin giriş mahiyetindeki ilk bölümünün (âyet 1-3) konusu insandır. Burada insanın anılmaya değer bir şey olmadığı, çok uzun bir zaman sürecinin ardından katışık bir sperm damlasından yaratıldığı, yaratılış amacının ise imtihan olduğu bildirilmektedir. İmtihan bilgi ve özgürlüğü gerektirdiği için insan işitme, görme gibi bilgi vasıtalarıyla donatılmıştır. İşitme ve görme sıfatları insana nisbet edilirken bununla genellikle insanın duyu vasıtaları yanında aklî ve zihnî donanımları da kastedilmiştir (Fahreddin er-Râzî, XXX, 237, 256; Elmalılı, VIII, 5497-5499). 3. âyette gerek zihnî ve psikolojik kabiliyetler sayesinde gerekse vahyin aydınlatmasıyla insanın doğru yolu bulma imkânına kavuşturulduğu bildirilerek artık şükredici veya nankör olmasının kendisine kaldığı belirtilmiş, bu suretle hem insanın sorumluluğu hem de bunun için gerekli olan irade özgürlüğü açıklığa kavuşturulmuştur.

İkinci bölümde (âyet 4-21), iradesini kötülük yönünde kullanan inkârcıların âhirette karşılaşacakları ceza şekillerinden bir kesit verildikten sonra iradelerini iyilik yönünde kullanan ve bu sebeple “ebrâr” diye nitelenen müminler için hazırlanan âhiret nimetleri sıralanmaktadır. Burada iyilerin üzerinde durulan nitelikleri şunlardır: Sözünde durmak, uhrevî sorumluluk şuuru, muhtaçları doyurmak ve onlardan maddî ve mânevî bir karşılık beklemeden yaptıklarını sırf Allah rızâsı için yapmak (âyet 7-10). Bu âyetler, İslâm’da ahlâkî emirlerin şartsız olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Bununla birlikte sûrede Allah’ın erdemli insanları âhiretin şerrinden koruyacağı, mutlu ve sevinçli bir âkıbetle karşılaştıracağı belirtilmekte ve uhrevî nimetlerden örnekler verilmekte, bu bölümün son âyetinde, “İşte bu nimetler sizin ödüllerinizdir ve artık yaptığınız işler karşılığını bulmuştur” denilmektedir. 9. âyet, ahlâk felsefesindeki deyimiyle kategorik buyruğa 22. âyet ise erdemli insanın mutlaka âhirette hak ettiği mutluluğa erişeceğine işaret etmektedir.

Hz. Peygamber’e hitap eden 23-24. âyetler onun metanetini güçlendirmeyi, peygamber olarak dinî duyarlılığını geliştirmeyi amaçlamaktadır. 27. âyet, âkıbetlerini düşünmeden kendilerini aşırı dünya tutkularına kaptıranları eleştirmekte, sûre bütün bu açıklamaların bir uyarı olduğunu, isteyenin Allah’a giden yolu bulabileceğini, Allah’ın dilediğine rahmetiyle muamele edeceğini, zâlimler için de şiddetli bir azap hazırladığını bildiren açıklamalarla sona ermektedir. Bir hadiste Hz. Peygamber’in, zaman zaman cuma günleri sabah namazlarında Secde ve İnsân sûrelerini (Buhârî, “CumǾa”, 10; Müslim, “CumǾa”, 64, 65), diğer bir hadiste de bir rek‘atta Kıyâme ve İnsân sûrelerini (Ebû Dâvûd, “Ramażân”, 9) okuduğu rivayet edilmektedir. Bazı tefsirlerde, “Kim Hel etâ sûresini okursa Allah onu cennet ve ipek elbiselerle ödüllendirir” (Zemahşerî, IV, 172) şeklinde rivayet edilen hadisin sahih olmadığı anlaşılmaktadır (Muhammed et-Trablusî, I, 1030).

BİBLİYOGRAFYA:

Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “dhr” md.; Buhârî, “CumǾa”, 10; Müslim, “CumǾa”, 64, 65; Ebû Dâvûd, “Ramażân”, 9; Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, es-Sünenü’l-kübrâ, Haydarâbâd 1344, IV, 185; Vâhidî, Esbâbü’n-nüzûl, Kahire 1378/1959, s. 251-252; Zemahşerî, el-Keşşâf (Beyrut), IV, 166-172; İbnü’l-Cevzî, el-MevżûǾât (nşr. Abdurrahman M. Osman), Medine 1386/1966, I, 390-392; a.mlf., Zâdü’l-mesîr, VIII, 427; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîĥu’l-ġayb, XXX, 235-263; Takıyyüddin İbn Teymiyye, Minhâcü’s-sünne (nşr. M. Reşâd Sâlim), Riyad 1406/1986, VII, 174-187; İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ķurǿân (nşr. Sâmî b. Muhammed es-Selâme), Riyad 1418/1997, VIII, 285-295; Muhammed et-Trablusî, Keşfü’l-ilâhî Ǿan şedîdi’ż-żaǾf ve’l-mevżûǾ ve’l-vâhî (nşr. Mahmûd Ahmed Bekkâr), Mekke 1408, I, 1030; Şevkânî, Fetĥu’l-ķadîr, Beyrut 1412/1991, V, 397; Sırrî Girîdî, Sırr-ı İnsân Tefsîr-i Sûre-i İnsân, İstanbul 1312; İbn Âşûr, et-Taĥrîr ve’t-tenvîr, Tunus 1984, XXIX, 369-371; Elmalılı, Hak Dini, VIII, 5497-5499; M. İzzet Derveze, et-Tefsîrü’l-hadîs: Nüzul Sırasına Göre Kur’ân Tefsiri (trc. Vahdettin İnce - Mustafa Altınkaya), İstanbul 1997, V, 19-29; Zuhûr Ahmed Azhar, “ed-Dehr”, UDMİ, IX, 631-632.

Kâmil Yaşaroğlu