Ve size, kendisinden istediğiniz şeylerin hepsinden verdi. Bununla berâber, Allah'ın ni'metini sayacak olsanız, onu sayamazsınız.(1) Muhakkak ki insan, (Allah'ın bunca ni'metlerine rağmen) gerçekten çok zâlimdir, çok nankördür.
(1)“Cenâb-ı Hakk’ın, insana karşı şu koca kâinâtı nasıl bir saray hükmünde halk edip (yaratıp), semâdan zemîne (gökten yere) âb-ı hayâtı (hayat veren suyu) gönderip, insanlara rızkı yetiştirmek için zemîni ve semâyı iki hizmetkâr ettiği gibi, zemînin sâir aktârında (diğer köşelerinde) bulunan her bir nevi‘ meyvelerinden, her bir adama istifâde imkânı vermek, hem insanlara semere-i sa‘ylerini mübâdele edip (çalışmalarının mahsûllerini birbiriyle değişip) her nevi‘ (çeşit) medâr-ı maîşetini (geçim yolunu) te’mîn etmek için gemiyi insana musahhar etmiştir (hizmetçi kılmıştır). (...) İnsanları gemi vâsıtasıyla bütün zemîne (yeryüzüne) münâsebetdâr (alâkadâr) etmekle berâber ırmakları, büyük nehirleri, insanın fıtrî (yaratılışa uygun) birer vesâit-i nakliyesi (nakil vâsıtaları) hükmünde teshîr (emri altına vermek); hem güneş ile ayı seyrettirip, (gezdirip) mevsimleri ve mevsimlerde değişen Mün‘im-i Hakīkī’nin(ni‘metleri gerçekte verici olan Allah’ın) renk renk ni‘metlerini insanlara takdîm etmek için, iki musahhar(itâatkâr) hizmetkâr ve o büyük dolabı çevirmek için iki dümenci hükmünde halk etmiş. Hem gece ve gündüzü insana musahhar, yani hâb-ı râhatına (rahat uykusuna) geceyi örtü, gündüzü maîşetlerine ticâretgâh hükmünde teshîr etmiştir. (...) İsti‘dâd ve ihtiyâc-ı fıtrî (kābiliyet ve yaratılışı îcâbı olan ihtiyaç) lisânıyla insan ne istemiş ise, bütün verilmiş. İnsana olan ni‘met-i İlâhiye, ta‘dâd (saymak) ile bitmez, tükenmez.” (Zülfikār, 25. Söz, 48)