(Yörüngelerinde) devamlı olarak hareket eden güneşi ve ayı(2) yine sizin için itâatkâr kıldı. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize verdi.
(2)“Şu kâinâttaki mevcûdâtın birbirine teâvünü (yardımlaşması), tecâvübü (karşılıklı cevab vermesi), tesânüdü (dayanışması) gösterir ki, umum mahlûkāt (yaratılmışlar), bir tek Mürebbî’nin (terbiye edicinin)terbiyesindedirler. Bir tek Müdebbir’in (tedbir edicinin) idâresindedirler. Bir tek Mutasarrıf’ın (idârecinin) taht-ı tasarrufundadırlar (idâresi altındadırlar). Bir tek Seyyid’in (Sultân’ın) hizmetkârlarıdırlar. Çünki zemindeki zîhayatlara (canlılara) levâzımât-ı hayâtiyeyi (hayâta lâzım şeyleri) emr-i Rabbânî ile (Allah’ın emriyle) pişiren güneşten ve takvimcilik eden kamerden (aydan) tut, tâ ziyâ, hava, mâ’ (su), gıdânın zîhayatların imdâdına koşmalarına ve nebâtâtın (bitkilerin) dahi hayvanâtın imdâdına koşmalarına ve hayvanât dahi insanların imdâdına koşmalarına, hattâ a‘zâ-yı bedenin (beden uzuvlarının) birbirinin muâvenetine(yardımına) koşmalarına ve hattâ gıdâ zerrâtının (zerrelerinin) hüceyrât-ı bedeniyenin (beden hücreciklerinin) imdâdına koşmalarına kadar cârî olan (işleyen) bir düstûr-ı teâvün ile, câmid (ruhsuz) ve şuûrsuz olan o mevcûdât-ı müteâvine (birbirine yardım eden varlıklar), bir kānûn-ı kerem, bir nâmûs-ı şefkat(şefkat kānûnu), bir düstûr-ı rahmet altında, gāyet hakîmâne (hikmetle), kerîmâne (cömertçe) birbirine yardım etmek, birbirinin sadâ-yı hâcetine (ihtiyaç sesine) cevab vermek, birbirini takviye etmek, elbette bilbedâhe(açıkça) bir tek, yektâ, Vâhid-i Ehad, Ferd-i Samed, Kadîr-i Mutlak, Alîm-i Mutlak, Rahîm-i Mutlak, Kerîm-i Mutlak bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd’un (varlığı zarûrî, ezelî ve ebedî olan Cenâb-ı Hakk’ın) hizmetkârları ve me’murları ve masnû‘ları (san‘atları) olduklarını gösterir.” (Mektûbât, 33. Mektûb, 317)