Ve [o Yargı Günü’nde insanların] hepsi Allah’ın huzuruna çıkacaklar; işte o zaman, zayıf olanlar ²⁸ bir vakitler büyüklük taslamış olanlara: “Bakın, bizler sizin izleyicilerinizdik” diyecekler, “o halde şimdi bizden Allah’ın azabını biraz olsun savabilecek güçte misiniz?” [Ötekiler buna şöyle] cevap verecekler: “Eğer Allah bize [kurtuluş] yolu[nu] gösterirse, şüphesiz, biz sizi de peşimizden sürükleriz; ²⁹ fakat, görebildiğimiz kadarıyla, şimdi artık sızlansak da, [hak ettiğimiz azaba] katlansak da, hepsi bir: bizim için artık kurtuluş yok!”
28 Allah’ın mesajına karşı umursamazlık gösterdikleri için ayetin devamında “büyüklük taslayanlar” (estekberû) olarak tanımlanan ve toplum içinde düşünce ya da aksiyon alanında “önder” olarak bilinen kimselerin ortaya koydukları sözde örnek tutum ve davranışlara öykünerek kişilik ve ahlak zayıflığı, heva ve hevesine düşkünlük yüzünden günah işleyen kimseler (İbni ‘Abbâs’tan rivayetle Taberî).29 Zımnen, “fakat şimdi dönüp tevbe etmek için artık çok geç”. Taberî ve Râzî’ye göre yukarıdaki sözün anlamı bu yöndedir. Bununla birlikte Zemahşerî, şimdiki zamana değil geçmişe ilişkin başka bir yorum getirerek bu söze: “Eğer Allah bizi doğru yola yöneltseydi, biz de sizi (ona) yöneltirdik” manasını vermiş, bir başka deyişle, bu ifadeyi, günahkarların kendilerini sorumluluktan soyutlayarak geçmişteki günahlarını Allah’ın kendilerine “hidayet etmemiş” olmasına bağlama çabaları olarak anlamıştır. Bizim kanaatimize göre, bütün öteki sebeplerin yanında, “zayıflar”ın talebiyle (bkz. önceki not) hem dünya hayatında “büyüklük taslayanlar”ın cevabı arasındaki, hem de bu sonrakilerin, “artık çok geç!” ifadesiyle özetlenebilecek, umutsuzluk ifade eden sonraki sözleri arasındaki mantıkî bağlantıyı koruduğu için Taberî ve Râzî tarafından ileri sürülen açıklama daha benimsenebilir gözükmektedir.