Bunlardan her birini cehennem beklemektedir; ²¹ ve orada her birine azapla ağulanmış sudan ²² içirilecek;
21 Lafzen, “onun ardından [da] cehennem (gelmektedir)”; yani, varacağı yer olarak. Cebbâr sözcüğü için, bu anlam örgüsü içinde verdiğimiz “hakkın zorba düşmanı” karşılığı hk. bkz. 26:130 ile ilgili 58. notun ilk kısmı.22 Sadîd sözcüğü, ilk ağızda “dönüp uzaklaştı” ya da “[bir şeyden] yüz çevirdi/tiksindi” yahut -Kâmûs ve Esâs’ın kaydettiğine göre- (bir şeye karşı duyduğu tiksintiden ötürü) “yüksek sesle bağırdı/çığlık attı” anlamına gelen sadde fiilinin masdarlarından biridir. Sadîd sözcüğü tiksinti veren şeyi ifade ettiği içindir ki, yaralardan akan cerahatten ya da organizmadan sızan kıvamlı sıvıyı ifade için mecaz olarak da kullanılır. Yukarıdaki ayete ilişkin yorumunda Râzî, mâin sadîdin ifadesinin burada tamamen mecazî bir anlam taşıdığını ve “sadîd gibi (irin ya da cerahat gibi, yani onun kadar tiksinti veren) su” olarak anlaşılması gerektiğini söylemektedir. Biz de bu yoruma uyarak yukarıdaki ifadeyi, dünyadaki hayatları süresince bütün manevî gerçekleri inkara eğilim gösteren kimseleri ahirette bekleyen amansız acıları, taciz edici, huylandırıcı azabı mecazî bir üslup içinde vermek üzere, “azapla ağulanmış” ifadesiyle çevirdik. (Karş. bizim, “yakıcı bir ümitsizlik iksiri” ifadesiyle çevirdiğimiz “şerâb min hamîm” tabiri; bu tabir Kur’an’da muhtelif yerlerde geçmekte olup 6:70’e ilişkin 62. notta bir açıklaması verilmiştir).