Peygamberleri dediler ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şübhe olur mu?(1) (O,) günahlarınızın bir kısmını(2) sizin için bağışlamak ve sizi(n ecelinizi) belirli bir vakte kadar ertelemek için sizi (îmâna) da'vet ediyor (tâ o vakte kadar size mühlet veriyor).” (Onlar) dediler ki: “Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. Bizi atalarımızın tapmakta olduklarından men' etmek istiyorsunuz; öyle ise bize apaçık bir mu'cize getirin!”
(1)“Şu âyet-i kerîme, istifhâm-ı inkârî (olumsuz soru) ile ‘Cenâb-ı Hakk hakkında şek (şübhe)olmaz ve olmamalı!’ demekle, vücûd ve vahdâniyet-i İlâhîye (Allah’ın varlık ve birliği), bedâhet derecesinde (apaçık) olduğunu gösteriyor.” (Lem‘alar, 23. Lem‘a 185)“Mâdem şu kâinât ve mevcûdât var ve içinde ef‘âl (fiiller) ve îcad (vücud verme) var. Hem mâdem muntazam (intizamlı) bir fiil, fâilsiz (onu yapan olmadan) olmaz. Ma‘nîdar bir kitab, kâtibsiz olmaz. San‘atlı bir nakış, nakkaşsız olmaz. Elbette şu kâinâtı dolduran ef‘âl-i hakîmânenin (hikmetli işlerin) bir fâili(yapanı) ve yeryüzünün mevsim be mevsim tâzelenen hayretfezâ (hayreti arttıran) nukuşlarının(nakışlarının), ma‘nîdar mektûbâtının (ma‘nâlı mektublarının) bir kâtibi, bir nakkāşı vardır.” (Sözler, 31. Söz, 243)Allah’ın varlığının isbâtı için, bakınız; (Asâ-yı Mûsâ, 11. Hüccet-i Îmâniye, 191; Tılsımlar, 22. Söz, 45; Lem‘alar, 23. Lem‘a, 185; Mektûbât, 33. Mektûb, 310; Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 93; Mesnevî-i Nûriye, Nokta Risâlesi, 219)(2)Burada geçen “günahlarınızın bir kısmını” ifâdesi, kul haklarının değil, sâdece Allah’a karşı işlenen günahların affedileceğine işârettir. (Beyzâvî, c. 1, 514)