close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

İbrâhîm Sûresi 10. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kâlet rusuluhum efi(A)llâhi şekkun fâtiri-ssemâvâti vel-ard(i)(s) yed’ûkum liyaġfira lekum min żunûbikum veyu-aḣḣirakum ilâ ecelin musemmâ(en)(c) kâlû in entum illâ beşerun miślunâ turîdûne en tasuddûnâ ‘ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe/tûnâ bisultânin mubîn(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Peygamberleri, Allah'tan şüphe edilir mi dediler, gökleri ve yeryüzünü yaratandır o; suçlarınızı örtmek ve muayyen vakte dek size mühlet vermek için çağırmada sizi. Siz de dediler, bizim gibi insansanız ancak; bizi atalarımızın taptıklarından vazgeçirmek istiyorsunuz, öyleyse apaçık bir delil gösterin bize.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Resulleri onlara dedi ki: "(Varlığı ve harika yaratışları açık olan Yüce) Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri (ve aralarındaki her şeyi) yaratandır; O sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir." (Hâlâ akıl edip inanmıyor musunuz?) Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz (herhalde) bizi, babalarımızın taptıklarından (tutageldikleri yoldan) çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Peygamberleri onlara: “Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın varlığı ve birliği hakkında şüphe ediyorsunuz haa…” dediler. “Sizi geçmişteki günahlarınızdan dolayı, bağışlamak ve size belirlediği süre bitinceye kadar mühlet vermek üzere, doğru yola çağıran O'dur.” Ama onlar: “Sizler, bizim gibi ölümlü insanlardan başka kimseler değilsiniz” diye cevap verdiler. “Bizi atalarımızın tapınageldiği şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz. Madem öyle, o zaman Allah'ın elçileri olduğunuza dair, açık bir delil getirin bize!”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onlara gelen Rasuller: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında bir şüpheniz mi var? Halbuki, günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak, belli bir süreye, ömürlerinizin sonuna kadar size vâde tanımak için sizi kendisine kulluğa, imana, ibadete, itaate davet ediyor.” dediler. Onlarsa: “Siz sadece bizim gibi bir insansınız. Siz, bizi, atalarımızın tapmış olduğu şeylerden alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse, bize açık bir ferman getirin.” dediler.
bk. Kur’an-ı Kerim, 11/3.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Peygamberleri dediler ki: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamak ve size belirli bir süreye kadar mühlet vermek için sizi davet eden Allah hakkında şüphe olur mu?." Dediler ki: "Siz de bizim gibi birer insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi atalarımızın tapmakta olduklarından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin."
Ali Bulaç
swap_vert close
Resulleri dedi ki: 'Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet ediyor ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor.' Dediler ki: 'Siz, benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip-engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Peygamberleri de (onlara) şöyle demişti: “- Hiç gökleri ve yeri yaratan Allah'ın birliğinde şüphe edilir mi? O, günahlarınızı bağışlamak için sizi hak dine çağırıyor ve belirli bir vakte kadar size müsaade ediyor.” Onlar da (Peygamberlerine) dediler ki: “- Siz de bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızın taptıkları şeylerden (putlardan) çevirmek istiyorsunuz. O halde, doğruluğunu isbat eder açık bir delil bize getirin.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Peygamberleri: “Gökleri ve yeri var edip açan Allah hakkında şüphe mi olur? O Allah, günahlarınızdan bir kısmını bağışlayarak sizi belli bir süreye kadar (dünyada) bırakmak için, size çağrıda bulunuyor” dediler. Onlar ise: “Sizler, bizim gibi insan olmaktan başka bir şey değilsiniz. Babalarımızın etmiş oldukları ibadetten bizi alıkoymak istiyorsunuz. Gücünüz varsa, bize apaçık bir delil getirin.” dediler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüpheniz mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve belirli bir vakte kadar tehir edip yaşatmak için sizi çağırıyor.” Onlar dediler ki: “Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz, bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, bu iddianız konusunda apaçık bir delil getiriniz!”
Besim Atalay
swap_vert close
Onlara peygamberleri dedi ki: «Gökleri, yeri yaratmış olan Allah hakkında şüphe var mıdır? Günahlarını bağışlamakçin sizi çağırır, adanmış olan bir vakte değin sizi bırakır»; dediler ki «Siz ancak bizim gibi bir insansınız, atalarımızı taptıklarından, bize yüz çevirtmek istiyorsunuz, bize açık bir tanıkla geliniz!»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Resulleri (onlara) dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah(‘ın yasaları, adaleti, kudreti) hakkında şüphe mi ediyorsunuz? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi (helâk olmaktan kurtarıp) belli bir zamana kadar yaşatmak için (imana) çağırıyor.” Onlar da: “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize (Allah'ın elçileri olduğunuza dair) apaçık bir delil getirin” dediler.
Bkz. 11/3Kur’an’da anlatılan peygamberlerin hayat hikâyelerinde en çok karşılaştığımız ifade; “atalar dini” dir. İnsanlar atalarından devraldıkları gelenek haline dönüşmüş, kalıplaşmış dini araştırmadan, sorgulamadan ve akıl yürütmeden kabul etmişler, Allah’a ve elçilerine karşı gelmek pahasına da olsa bu dinlerinden kopamamışlar, alışılmış tarihi düşünce kalıplarıyla kendi inandıkları dışındaki tutum ve anlayışları reddetmişlerdir. “Onlara: “Allah'ın indirdiğine (Kur'an'a) ve Resul'(ün size tebliğ ettiği şeyler)e gelin” denildiği zaman (onlar): “Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter” derler.” (Mâide 5/104)  
Cemil Said
swap_vert close
Rasûller: "Semâvâtı ve arzı halk iden ve günâhlarınızı ’afv itmek içün sizi da’vet iyleyen ve ecel-i müsemmâya kadar size mühlet viren Allâh hakkında şübheniz var mıdır?" cevâbını virdiler. Didiler ki: "Siz de bizim gibi insânlarsınız siz bize ecdâdımızın tapdıkları ma’bûdlardan bize yüz çevirtmek istiyorsunuz bize zâhir mu’cize gösteriniz."
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Onların peygamberleri: "Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz?" dediler. Onlar da: "Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz" dediler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Peygamberleri, “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında bir şüphe mi var? O, günahlarınızı bağışlamak için size bir çağrıda bulunuyor ve size belli vakte kadar da süre veriyor” dediler. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece insansınız; bizi atalarımızın tapmış olduğu tanrılardan uzaklaştırmak istiyorsunuz. O halde bize, açık bir delil getirin!” diye cevap verdiler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil getirin!  
 Onlar kendilerine bildirilen bunca açık delillere, hüccetlere ve mucizelere kani olmayarak inatları yüzünden daha başka mucizeler, hatta kendilerini kahredecek felâketler istiyorlar ve mucizelerle adeta eğleniyorlardı.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Elçileri: "Gökleri ve yeri yarıp yaratan ALLAH'tan mı kuşkulanıyorsunuz? Günahlarınızı bağışlamak için sizi çağırıyor ve size belli bir süre tanıyor," dediler. Onlar da, "Siz, ancak bizim gibi insanlarsınız, atalarımızın tapmakta olduğu şeyden bizi çevirmek istiyorsunuz. Bize açık bir yetki belgesi getiriniz," dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Peygamberleri dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan, Allah hakkında da şüphe mi var? O, sizi günahlarınızı bağışlamak için çağırıyor ve belirlenmiş bir süreye kadar size müsade ediyor." Onlar da: "Siz sadece bizim gibi bir insansınız, bizi babalarımızıntaptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir delil getirin!" dediler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Resulleri hiç, dediler: Gökleri ve Yeri yaradan Allahda şekk edilir mi? O, sizi günahlarınızı mağrifet etmek için çağırıyor ve müsemmâ bir ecele kadar size müsaade ediyor, siz, dediler bizim gibi bir beşersiniz, bizi babalarımızın taptıklarından çevirmek istiyorsunuz, o halde bize sultası açık bir bürhan getiriniz
Emrah Demiryent
swap_vert close
Peygamberleri (onlara): “Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamak için (peygamberleri aracılığı ile) sizi îmân etmeye davet eden ve bir süreye kadar size mühlet veren Allah (’ın tek bir ilâh olması) hakkında mı şüphe ediyorsunuz?” dediler. Onlar da (peygamberlerine) dediler ki: “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından (putlardan) alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize (peygamber olduğunuza dair) apaçık bir delil (mu‘cize) getirin!”
Erhan Aktaş
swap_vert close
Resulleri dedi ki: “Göklere ve yere belli bir fıtrat veren¹, sizi, suçlarınızı bağışlamak için çağıran ve belirlenmiş bir ecele² kadar sizi erteleyen Allah hakkında mı kuşkudasınız?” Dediler: “Siz de ancak bizim gibi sadece bir beşersiniz.³ Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi çevirmek istiyorsunuz. Öyleyse açık bir sultan⁴ getirin!”
1- İşleyiş yasalarını koyan. Ayette geçen “fatira” sözcüğüne “yarattı” anlamını vermek sözcüğün doğru anlamını ifade etmemektedir. Sözcüğün doğru anlamı; yaratılan şeylere, yaradılış ve işleyiş yasalarını koymaktır. 2- Belirlenmiş süre. 3- Hiçbir ilahi özelliği olmayan sıradan bir insansınız. 4 - Yetki belgesi, görev pusulası.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Peygamberleri de şöyle demişdi: «Gökleri ve yeri yaratan, sizi günâhlarınızdan yarlığamak, size muayyen bir vaktâ kadar meydan vermek için (hak dîne) da'vet etmekde olan Allah hakkında mı bir şek»? Onlar da: «Siz de bizim gibi beşerden başka (bir şey) değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir hüccet getirin» demişlerdi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Peygamberleri dediler ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şübhe olur mu?(1) (O,) günahlarınızın bir kısmını(2) sizin için bağışlamak ve sizi(n ecelinizi) belirli bir vakte kadar ertelemek için sizi (îmâna) da'vet ediyor (tâ o vakte kadar size mühlet veriyor).” (Onlar) dediler ki: “Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. Bizi atalarımızın tapmakta olduklarından men' etmek istiyorsunuz; öyle ise bize apaçık bir mu'cize getirin!”
(1)“Şu âyet-i kerîme, istifhâm-ı inkârî (olumsuz soru) ile ‘Cenâb-ı Hakk hakkında şek (şübhe)olmaz ve olmamalı!’ demekle, vücûd ve vahdâniyet-i İlâhîye (Allah’ın varlık ve birliği), bedâhet derecesinde (apaçık) olduğunu gösteriyor.” (Lem‘alar, 23. Lem‘a 185)“Mâdem şu kâinât ve mevcûdât var ve içinde ef‘âl (fiiller) ve îcad (vücud verme) var. Hem mâdem muntazam (intizamlı) bir fiil, fâilsiz (onu yapan olmadan) olmaz. Ma‘nîdar bir kitab, kâtibsiz olmaz. San‘atlı bir nakış, nakkaşsız olmaz. Elbette şu kâinâtı dolduran ef‘âl-i hakîmânenin (hikmetli işlerin) bir fâili(yapanı) ve yeryüzünün mevsim be mevsim tâzelenen hayretfezâ (hayreti arttıran) nukuşlarının(nakışlarının), ma‘nîdar mektûbâtının (ma‘nâlı mektublarının) bir kâtibi, bir nakkāşı vardır.” (Sözler, 31. Söz, 243)Allah’ın varlığının isbâtı için, bakınız; (Asâ-yı Mûsâ, 11. Hüccet-i Îmâniye, 191; Tılsımlar, 22. Söz, 45; Lem‘alar, 23. Lem‘a, 185; Mektûbât, 33. Mektûb, 310; Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 93; Mesnevî-i Nûriye, Nokta Risâlesi, 219)(2)Burada geçen “günahlarınızın bir kısmını” ifâdesi, kul haklarının değil, sâdece Allah’a karşı işlenen günahların affedileceğine işârettir. (Beyzâvî, c. 1, 514)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Elçileri dedi ki: Yarıp bölerek ‘’Gökleri ve yerküreyi (bütün evreni değişmez bir sistem ve prensipler üzerine oturtan, yaratılan şeylere yaradılış ve işleyiş yasasını koyup onları) yaratan Allah hakkında şüphe mi var? O, sizi (inanmaya ve hak dine) çağırıyor ki, neticede günahlarınızı bağışlasın ve (içinde bulunduğunuz helâki hak eden durumdan sizi kurtarıp, kendi katında) belli bir sona kadar size süre tanısın.” (Bunun üzerine) onlar dediler ki: “Siz de bizim gibi ancak birer beşersiniz; bizi atalarımızın tapa geldiği ‘ilâhlardan vazgeçirmek istiyorsunuz. Öyleyse bize (Allah’ın elçileri olduğunuza dair) apaçık bir delil getirin! (*)
(*) ‘’Evrenin İlk maddesini yarıp bölerek yer ve gökleri yaratan Allah.’’ Bu şekildeki ayetler yedi ayrı sûrede geçmektedir ki bu da zerre (atom) ların bölünüp maddelerin çoğalması ve çeşitlenmesi yoluyla 7 semanın (farklı manyetik alanın) oluştuğuna bir işaret sayılmalıdır. Kur’an da (فاطر) ‘’fatır’’kelimesinin (خالق)’’halık’’ kelimesinden ayrı olarak ‘’yarıp bölerek yaratan’’ anlamındadır. Yani sadece yaratmak anlamında değil. Ayrıca Kur’an’da anlatılan elçilerin hayat hikâyelerinde en çok karşılaştığımız ifade; “atalar dini” dir. İnsanlar atalarından devraldıkları gelenek haline dönüşmüş, kalıplaşmış dini araştırmadan, sorgulamadan ve akıl yürütmeden kabul etmişler, Allah’a ve elçilerine karşı gelmek pahasına da olsa bu dinlerinden kopamamışlar, alışılmış tarihi düşünce kalıplarıyla kendi inandıkları dışındaki tutum ve anlayışları reddetmişlerdir.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Elçilerde onlara “Göklerin ve yerin yaratıcısı Allah hakkında şüpheye mi düşüyorsunuz? Hâlbuki Allah sizin hatalarınızı bağışlamak ve belli bir zamana kadar da size vereceği cezaları ertelemek istiyor” demişlerdi. Onlarda “Sizde bizim gibi bir (beşersiniz) insansınız. Siz bizi atalarımızın ibadet ettiklerinden vaz geçirmek istiyorsunuz. O zaman bize apaçık güçlü deliller getirin” demişlerdi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Elçiler de demişlerdi: «Allah’a karşı şüphe etmek olur mu? O Allah ki yerlerin, göklerin yaratıcısıdır, sizin günâhlarınızı yarlıgamak, yine sizi belli bir sona kadar yaşatmak için çağırmaktadır.» Dediler: «Sizler de ancak bizler gibi âdemoğullarısınız. Siz bizi atalarımızın taptıklarından çevirmek istiyorsunuz. Öyleyse, bize bir belge getirin de görelim.»
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onların peygamberleri «— Allah/ta şüpheniz var mı? O, gökleri, yeri yaratandır. Günahlarınızı yarlıgamak (bağışlamak), sizi muayyen bir vakte kadar bırakmak için imana dâvet ediyor, demişlerdi. Onlar ise «— Siz de bizim gibi insandan başka bir şey değilsiniz. Babalarımızın taptıkları şeylerden bizi alıkoymak istiyorsunuz, öyle ise bize apaşikâr bir burhan getirin» demişlerdi.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Elçileri onlara, “Gökleri ve yeri yaratan hakkında bir ikilemde [şekk] misiniz? O, sizi günahlarınızı bağışlamaya ve sizi belirlenmiş bir süreye kadar ertelemeye/geciktirmeye çağırıyor” dediler. Onlar da dediler ki: “Sizler ancak bizim gibi bir beşersiniz. Bizi, babalarımızın ibadet ettiği şeylerden vazgeçirmek istiyorsunuz. Öyleyse bize açık bir delil [sultân] getiriniz.”
Kadri Çelik
swap_vert close
Peygamberleri dedi ki: “Allah hakkında mı şüphe (etmektesiniz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet etmekte ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir.” Dediler ki: “Siz, bizim benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın tapmakta olduklarından çevirip engellemek istemektesiniz, öyleyse bize apaçık olan ispatlayıcı bir delil getirin.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Peygamberleri onlara, “Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın Rab ve ilah olarak varlığı, birliği, sonsuz ilim, kudret, merhamet ve adâletihakkında mı şüphe ediyorsunuz?” dediler, “Hâlbuki O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi helâk olmaktan kurtarıp belirli bir vakte kadar yaşatmak için dosdoğru bir inanç sistemine çağırıyor.” Buna karşılık inkârcılar, “İyi de, siz de ancak bizim gibi ölümlü birer insansınız. Bizi, atalarımızın geçmişten beri kulluk ettiği tanrılara tapmaktan vazgeçirmek ve onların bize miras bıraktığı töre, gelenek, inanç ve ideolojilerden koparmak istiyorsunuz. Madem Allah tarafından gönderildiğinizi iddia ediyorsunuz, o hâlde bize bunu ispat edecek apaçık bir delil getirin!”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onların rasûlleri dedi ki: “Yer’in ve Gökler’in yoktan ilk yaratanı olan Allah hakkında şüphe, öyle mi? Sizin günahlarınızı bağışlaması için sizi çağırıyor ve sizi belirli bir süreye kadar erteliyor. Dediler ki: “Siz bizim gibi ancak bir beşersiniz. Babalarımızın kulluk ettikleri şeylerden bizi çevirmek istiyorsunuz. Bize açık bir sültan (delil) getirin!”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Elçiler: " gökleri ve yeri yaratan hakkında kuşkularınız var öyle mi ? Halbuki Allah, günahlarınızı bağışlamak ve bir süre daha hayat hakkı vermek için size çağrıda bulunuyordu. " Halk:" Siz de bizim gibi beşersiniz, bizi, atalarımızın tapındığı putlardan vazgeçirmek mi istiyorsunuz? Bize daha açık deliller getirin! "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Elçilerimiz onlara dedi ki; “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüpheniz mi var? Hâlbuki O; yalanlarınızdan kurtarıp, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak, size verilen süreye kadar yaşatmak için gerçeğe çağırıyor.” Onlar dediler ki: “Siz de bizim gibi bir insansınız. Bizi atalarımızın uyduğu yasalardan, yasaları koyan ilahlarımızdan döndürmek istiyorsunuz. Doğru söyleyenlerdenseniz bize apaçık bir delil getirin!”
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Elçileri şöyle demişti: “Gökleri ve yeri yoktan yaratan [*] Allah hakkında şüphe mi var? (Oysa) O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirlenmiş bir vakte kadar ertelemek için sizi (gerçeğe) çağırıyor.” Onlar da şöyle demişlerdi: “Siz de ancak bizim gibi bir insansınız. [*] Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. [*] (Öyleyse) bize apaçık bir delil getirin!”
Benzer mesajlar: En‘âm 6:14; Yûsuf 12:101; Fâtır 35:1; Zümer 39:46; Şûrâ 42:11.,İnkarcıların bir insan olan peygamberle alay edişleriyle ilgili bkz. Hûd 11:27; İbrâhîm 14:10-11; İsrâ 17:94; Enbiyâ 21:3, 36; Mü’minûn 23:24, 33-34, 47; Furkân 25:41; Şu‘arâ 26:154, 186; Yâsîn 36:15; Sâd 38:8; Kamer 54:24-25; Teğâbun 64:6.,Taklitçilik her zaman aynı şekilde varlığını devam ettirmekte, yeni şeyler söyleyenler daima aynı tepkiyle karşılaşmaktadır. Peygamberlere hitaben alaycılık içerisinde bulunan taklitçilerin izinden gidenlerin bugün bundan farklı bir durumda oldukları söylenemez.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Peygamberleri de onlara: “Gökleri ve yeri yaratan, günâhlarınızı bağışlamak için (sizi hakka) davet eden ve size belirlediği süreye kadar ömür veren Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)?” dediler. O (kâfirler de Peygamberlerine): “Siz de ancak bizim gibi birer beşersiniz. (Eğer) siz, bizi babalarımızın taptığı putlara tapmaktan çevirmek istiyorsanız,¹ o zaman bize açık bir delil getirin (bakalım).” dediler.
1 Yani biz atalar dinine inanıyoruz, atalarımız bizim rablerimiz ve putlarımızdır...  
Muhammed Esed
swap_vert close
Bu toplumlara gönderilen elçiler: ¹² “Hiç, göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah[ın varlığından, birliğinden] şüphe edilebilir mi?” dediler, “Sizi [geçmişteki] günahlarınızdan ötürü bağışlamak ve size [belirlediği] bir süre [bitince]ye kadar ¹³ mühlet vermek üzere (doğru yola) çağıran O’dur! [Ama] onlar: “Sizler bizim gibi ölümlü insanlardan başka kimseler değilsiniz!” diye cevap verdiler, “Bizi, atalarımızın tapınageldiği şeylerden uzaklaştırmak istiyorsunuz; madem öyle, o zaman [Allah’ın elçileri olduğunuza dair] açık bir delil getirin bize!”
12 Lafzen, “onların elçileri”.13 Yani, “bu dünyadaki hayatınızın sonuna kadar”. Kanaatimizce bu ifade, “hakkı inkara kalkışanların ya da buna eğilim gösterenlerin” bu dünyada dahî başlarına gelmesi mukadder olan felaketlere (bkz. 13:31’in son paragrafı ve ilgili 57. not) işaret ederek, Allah’ın, peygamberleri aracılığıyla ulaştırdığı çağrıya bilinçli ve duyarlı olarak olumlu tepki gösteren kimselerin bu tür felaketlerden/azaplardan bağışık olacaklarını ve manevî planda ebedî huzur ve saadetle ödüllendirileceklerini îma etmektedir (karş. 13:29).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Elçiler de: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı şüpheniz var?1 Oysaki O, günahlarınızı bağışlayıp böylece belirlenmiş süreye kadar helakınızı ertelemek için sizi çağırıyor.” dediler.2 Onlar da: “Siz de, sadece bizim gibi birer beşersiniz;3 siz bizi babalarımızın öteden beri kulluk ettiklerinden alıkoymak istiyorsunuz.4 Öyleyse bize apaçık bir delil/mucize getirmelisiniz!” dediler.5, 114/19, 39/5, 44/38-39, 46/3, 218/58-59, 35/45, 318/110, 41/6, 42/170, 23/24, 31/21, 38/7, 513/7-27, 20/133-134, 29/50-51, 40/78
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Elçileri onlara “Gökleri ve yeri var eden Allah hakkında kuşku ha?” dediler; “O sizi günahlarınızdan arındırıp bağışlamaya ve sizin (hak ettiğiniz cezayı) belirli bir süreye kadar erteleyerek, sizleri (tevbe etmeye) çağırıyor.” Onlar şöyle cevapladılar: “Siz de bizim gibi ölümlü bir insandan başkası değilsiniz. Siz bizi babalarımızın öteden beri tapa geldiği şeylerden vazgeçirmek istiyorsunuz. Madem öyle, bize ikna gücü apaçık bir belge[¹⁹⁹⁵] getirsenize!”
[1995] Sultan, kök mana olarak hem “kesin delil, belge, gerekçe” hem de “şiddet, güç, kuvvet, keskinlik” manasına gelir (Lisân). Buna göre “gücü meşrulaştıran, gücü karşısında baş eğdiren delil” anlamı çıkmaktadır. Çevirimizin gerekçesi budur (Farklı bir vurgu için bkz: 17:65, not 86).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Bunun üzerine Peygamberleri onları: "Gökleri ve yeri yaratan Allah’ın birliği hakkında şüpheniz mi var? Oysa O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak, size belirli bir süreye dek mühlet tanımak için (hak dine) davet ediyor" diyerek uyarmaya çalıştılarsa da onlar: Siz de bizim gibi insansınız (bize karşı bir üstünlüğünüz yok) Siz bizi, atalarımızın da taptığı şeylerden (putlara tapmaktan) çevirmek istiyorsunuz. O halde (iddianız doğru ise) bize apaçık bir delil getirin" diye cevapladılar.
Osman Fırat
swap_vert close
Resuleri onlara dedi ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüpheniz mi var? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamaya ve sizin ömrünüzü belli bir süreye (Eceli müsemmene) kadar ertelemek için çağırıyor. Onlar ise: "Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir kanıt getirin" dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Peygamberleri demişti ki: «Gökleri ve yeri yaratan Allah Teâlâ'dan şekk edilebilir mi? Sizi dâvet ediyor ki, sizi günahlarınızdan yarlığasın ve sizi muayyen bir vakte kadar geriye bıraksın.» Dediler ki: «Siz de bizim gibi beşerden başka değlisiniz. Bizi atalarımızın tapar oldukları şeylerden döndürmek istiyorsunuz. O halde bize apaçık bir bürhan getiriniz.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Peygamberleri onlara: “Hiç gökleri ve yeri yaratan yüce Yaratıcı hakkında şüphe edilebilir mi? O günahlarınızı affetmeye çağırıyor ve muayyen bir süreye kadar size müsaade ediyor, mühlet veriyor. ” dediler. Onlarsa: “Siz, ” dediler, “bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın ibadet ettiği tanrılardan vazgeçirmek istiyorsunuz. O halde bize açık delil getirin. ” [11, 3]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Elçileri: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe (edilir) mi? (O), sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi belirtilmiş bir süreye kadar ertelemek için sizi davet ediyor" dediler. Onlar : "Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi, atalarımızın taptığından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin!" dediler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Rasûller onlara: "Allâh'dan şek olunur mı? Göklerin ve yerin hâlikidir. Sizi, günahlarınızı mağfiret içün da'vet ider. Sizin mücâzâtınızı bir vakt-i mu'ayyene kadar te'hîr iyler" didiler. Kavimleri de: "Siz ancak bizim gibi insânsınız, bizi babalarımızın 'ibâdet iyledikleri şeyden çevirmek mi istiyorsunuz! O halde bize âşikâr bir burhân ve delîl getiriniz" didiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Elçiler de “Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah hakkında şüphe mi olur?” demişlerdi. O sizi, günahlarınızı örtmek ve o belirlenmiş ecelinize[*] kadar yaşatmak için çağırıyor.” Onlar ise “Siz de tıpkı bizim gibi bir insansınız, aslında atalarımızın kulluk ettiği şeyden bizi çevirmek istiyorsunuz, o halde bize boyun eğdirecek açık bir delil getirin” demişlerdi.
[*] Bkz. En'am 6/2 Ayet dip notu  
Şaban Piriş
swap_vert close
Peygamberleri: -Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamaya çağıran ve bir süreye kadar sizi erteleyen Allah'tan mı şüphe ediyorsunuz? dediler. Onlar da:-Siz de sadece bizim gibi birer insansınız; bizi babalarımızın kulluk ettiklerinden alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirmelisiniz, dediler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Peygamberleri onlara dedi ki: “Gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah hakkında kuşku mu olur? O sizi, günahlarınızı bağışlamak ve ecelinizi belirlenmiş bir vakte kadar geri bırakmak için çağırıyor.” Onlar ise “Siz de bizim gibi birer beşersiniz,” dediler. “Atalarımızın taptıklarından bizi alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Resulleri dediler ki: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında mı kuşku? O sizi, günahlarınızı affetsin, belirli bir süreye kadar size zaman tanısın diye çağırıyor." Şöyle cevap verdiler: "Siz de bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi yüz geri çevirmek istiyorsunuz. Hadi açık bir kanıt getirin bize!"
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyitti yalavaçları “Tañrı’da mıdur gümān gökler yaradıcısı daħı yirüñ? oķır sizi tā yarlıġaya sizi yazuķlaruñuzdan daħı girü ķoya sizi bir zamāna degin ādanılmış. eyittiler “degülsiz siz illā ādemį bizcileyin. dilersiz kim yıġasız andan kim oldı ŧapar atalarumuz getürüñ bize ḥüccet bellü.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eyitdi peyġamberleri: Tañrıda mıdur gümān gökler yaradıcısı daḫı yirleri?Oḳur sizi tā yarlıġaya günāhlaruñuzdan. Daḫı girü ḳoya sizi bir zamānadegin adanılmışdur. Eyitdiler: Degülsiz siz illā ādemī bizçileyin.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Peyğəmbərləri də (onlara) belə cavab vermişdilər: “Məgər göyləri və yeri yaradan Allaha da şübhə etmək olarmı?! (Allah) günahlarınızı bağışlamaq və sizə müəyyən bir vaxta qədər (ömrünüzün sonuna kimi) möhlət vermək (sizi əzabla deyil, öz əcəlinizlə öldürmək) üçün imana də’vət edir”. Onlar demişdilər: “Siz də bizim kimi adi bir insansınız. Bizi atalarımızın ibadət etdiklərindən (bütlərdən) döndərmək istəyirsiniz. (Əgər bacarırsınızsa, sizin ibadət etdiyiniz Allahın haqq, bizim tapındığımız bütlərin isə batil olmasını sübut edən) açıq-aşkar bir dəlil gətirin!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Their messengers said: Can there be doubt concerning Allah, the Creator of the heavens and the earth? He calleth you that He may forgive you your sins and reprieve you unto an appointed term. They said: Ye are but mortals like us, who would fain turn us away from what our fathers used to worship. Then bring some clear warrant.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Their messengers said: "Is there a doubt about Allah, The Creator of the heavens and the earth? It is He(1885) Who invites you, in order that He may forgive you your sins and give you respite for a term appointed!" They said: "Ah! ye are no more than human, like ourselves! Ye wish to turn us away from the (gods) our fathers used to worship: then bring us some clear authority."(1886)
1885 The Prophets (generally) clear both kinds of doubt. 'You cannot doubt the existence of Allah! Behold His works! We are not speaking for ourselves or deceiving you. We speak according to the Message of inspiration from Allah." Notice that the doubters had said to the Prophets: "Ye invite us." The Prophets say: "It is Allah Who invites you, and He does it to save you by His grace, and give you plenty of time (but not indefinite time) for penitence and amendment." 1886 Infidelity is illogical and argues in a circle. If the Prophet speaks of Allah, the Unbeliever says, 'You are only a man!" "But I speak from Allah!" "Oh well! Our ancestral ways of worship are good enough for us!" "What if they are wrong?" "What authority have you for saying so?" "The highest authority, that from Allah!" And so we come back full circle! Then the wicked rely on violence, but it recoils on them, and they perish.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قَالَتْ
dedi
رُسُلُهُمْ
resulleri
اَفِي اللّٰهِ
Allah hakkın- da mı var
شَكٌّ
bir şüphe
فَاطِرِ
Fâtır'ı
السَّمٰوَاتِ
göklerin
وَالْاَرْضِۜ
ve yerin
يَدْعُوكُمْ
sizi davet ediyor
لِيَغْفِرَ
bağışlaması için
لَكُمْ
sizin için
مِنْ ذُنُوبِكُمْ
günahlarınızdan (dilediğini)
وَيُؤَخِّرَكُمْ
ve sizi ertele- mesi için
اِلٰٓى اَجَلٍ
bir vakte kadar
مُسَمًّىۜ
belirli
قَالُٓوا
dediler
اِنْ اَنْتُمْ
siz değilsiniz
اِلَّا
ancak
بَشَرٌ
bir beşer
مِثْلُنَاۜ
bizim gibi
تُر۪يدُونَ
istiyorsunuz
اَنْ تَصُدُّونَا
bizi alıkoymak
عَمَّا
o şey- lerden ki
كَانَ
oldu
يَعْبُدُ
tapıyor
اٰبَٓاؤُ۬نَا
atalarımız
فَاْتُونَا
öyle ise bize getirin
بِسُلْطَانٍ
bir delil
مُب۪ينٍ
apaçık
Resulleri (ise onlara) dedi ki: "Göklerin ve yerin Fâtır'ı (yoktan yaratanı) Allah hakkında şüphe (edilir) mi? (O) Sizin günahlarınızdan (dilediğini) bağışlamak ve sizi(n ecelinizi) belli bir vakte kadar ertelemek için sizi (hakka) davet ediyor." Onlar dediler ki: "Siz de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil (mucize) getirin!"
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
شَكّ
İsim
ش ك ك
Şüphe
فَاطِر
Etken fiil
ف ط ر
Fâtır (Allah'ın ismi, esmasıdır. Yoktan yaratan demektir)
سَمَٓاء
İsim
س م و
Gök, sema
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
دَعَا
Fiil-I
د ع و
Çağırdı, dua etti, davet etti, yalvardı, isnad etti
غَفَرَ
Fiil-I
غ ف ر
Mağfiret etti, bağışladı
لَكُمْ
Zamir
لَكُمْ
Sizin için, size
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
ذَنْب
İsim
ذ ن ب
Günah, suç
اَخَّرَ
Fiil-II
ا خ ر
Erteledi, tehir etti, geri bıraktı, geciktirdi
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
اَجَل
İsim
ا ج ل
Ecel, bekleme müddeti, belirli bir süre, bir vakit, vade, müddet (bir şey için belirlenmiş, tayin edilmiş bir vakit)
مُسَمًّى
Edilgen fiil-II
س م و
Belirli, belli
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
اَنْتُمْ
Zamir
اَنْتُمْ
Siz
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
بَشَر
İsim
ب ش ر
İnsan, beşer
مِثْل
İsim
م ث ل
Benzer, misli, aynısı, gibi, dengi, kadarı
اَرَادَ
Fiil-IV
ر و د
Murâd etti, istedi, diledi
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
صَدَّ
Fiil-I
ص د د
Alıkoydu, yüz çevirdi, men etti, şamata etti
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
عَبَدَ
Fiil-I
ع ب د
Âbd oldu, taptı, kulluk etti
اٰبَاء
İsim
ا ب و
Ataları, babaları
اَتَى
Fiil-I
ا ت ي
Geldi, getirdi
سُلْطَان
İsim
س ل ط
Delil, yetki, güç, hakimiyet, kuvvet, hüccet, sultan, saltanat
مُبِين
Etken fiil-IV
ب ي ن
Mubîn (Allah'ın esması, ismidir. Apaçık hakk olan demektir), apaçık, Mübin, açıklayıcı, açıklayan