Bunun gibi, insana katımızdan bir rahmet tattırsak, ¹⁶ sonra da onu kendisinden çekip alsak, hemen [önceki lütfumuzu] nankörce unutup umutsuzluğa düşer. ¹⁷
16 Ayetin devamı göstermektedir ki, burada ve sonraki ayette geçen tür bildirici “insan” terimi, öncelikle ya Allah’ın varlığına kani olmayan ya da hakkı inkar eğiliminde olan bilinemezci (agnostic)/vahye ilgisiz, umursamaz kimseleri îma etmektedir; bununla birlikte, terimin, daha geniş anlamıyla, Allah’a inandıkları halde dinî çaba ve duyarlık olarak zayıf olan ve dolayısıyla haricî şartların ve özellikle de çıkar ve statü hesaplarının tesiriyle kolayca sarsılıp yön değiştiren kimseleri de ifade ettiği söylenebilir.17 Lafzen, “umutsuzdur [ya da umutsuz olur]” yahut “umutsuzluğa kapılır” (yeûs); geçmişteki mutlu, müreffeh durumunu sadece sebep sonuç zincirinin rastlantıya bağlı bir ürünü olarak, yahut kısacası, Allah’ın bir lütfu olarak değil de, uluorta “şans” denen şeyin bir sonucu olarak gören birinin musibet karşısında düştüğü durumu dile getiren bir ifade. Bu açıdan, yeûs terimi, Kur’ânî kullanımıyla, manevî nihilizmin bir göstergesidir.