Ve ayrıca, onların (hak ettiği) azabı [tarafımızdan] belirlenmiş bir vakte kadar ertelesek ¹³ hemen şöyle derler: “Onun [hemen gerçekleşmesini] önleyen ne?” ¹⁴ Bilin ki, o Gün (o sözü geçen azap) onların başına geldiği zaman, onu kendilerinden uzak tutacak hiçbir güç olmayacak; ve alay edip durdukları şey onları kuşatıp bunaltacaktır. ¹⁵
13 Lafzen, “[Bizim tarafımızdan] belirlenmiş/hesap edilmiş bir vakte kadar”, yani, Kıyamet Günü’ne kadar: yukarıda 3. ayette Hz. Peygamber’e söyletilen “O zorlu Gün [gelip çattığında] azabın sizin başınıza gelmesinden korkarım!” sözüne ilişkin bir atıf. Ümmet isminin muhtelif anlamları içinde buraya en uygun olanı “vakit/zaman” ya da “süre”dir (Zemahşerî, İbni Kesîr ve diğer klasik müfessirler).14 İnanmayanların umursamaz tavırlarıyla ilgili bu bahis hakkında bir açıklama için bkz. 8:32, 10:50 ve ilgili notlar; ayrıca 6:57-58. Yukarıdaki alaycı soruya ilişkin müteaddid Kur’ânî atıflar açıkça göstermektedir ki, bu soruyla ortaya çıkan zihinsel tavır yalıtılmış belirli bir tarihsel örnekle sınırlı değil (bkz. 8. sure 32. not), fakat “hakikati inkara şartlanmış olan” herkeste olmasa da, bu eğilimi gösteren çoğu insanda bu eğilimin bir belirtisi olarak kendiliğinden ortaya çıkan bir tavırdır.15 Lafzen, “alay edip durdukları şey onları sarıp kuşatacak (hâka bihim)”. Hemen bütün müfessirlere göre hâka fiilinin, gelecek zaman ifade edilmek istendiği halde geçmiş zaman çekimiyle kullanılması, bahsedilmek istenen olay ya da olgunun kaçınılmazlığını îma ve tekid özelliği gösteren bir üslup değeri taşımaktadır. (Ayrıca bkz. 6:10 ile ilgili 9. not.)