O’dur, gökleri ve yeri altı evrede yaratan; Ve [hayatı yarattığı sürece] O’nun kudret tahtı suyun üstündeydi. ¹⁰ [Allah size böylece O’na olan bağımlılığınızı hatırlatıyor] ki sizi sınayıp hanginizin eylem ve davranışca iyi olduğunu ortaya koysun. Şöyle ki: eğer (sen, ey Peygamber,) [insanlara:] “Unutmayın ki, ölümden sonra diriltileceksiniz!” ¹¹ desen, hakkı inkara şartlanmış olanlar hemen, “Açıkçası, bu büyüleyici bir vehimden başka bir şey değil!” ¹² diye karşılık verirler.
10 Eyyâm (lafzen, “günler”) sözcüğünü “evre/safha” ve ‘arş (taht) sözcüğünü de “kudret tahtı” olarak aktarmamız hakkında. bkz. 7. sure 43. not. “O’nun kudret tahtı suyun üstündeydi” ifadesiyle yapılan atıf, Allah’ın iradesine bağlı olarak hayatın bütünüyle suda başlayıp evrimleştiğini işaret eder gibi gözüküyor ki, bu husus Kur’an tarafından açıkça ortaya konduğu gibi (bkz. 21:30 ve ilgili 39. not) yakın zamanlarda biyoloji alanında yapılan araştırmalarla da doğrulanmıştır. Yine de kesin gözüyle bakılamayacak olan bu yorumun, önceki ayette geçen “yaşayan hiçbir canlı” ifadesiyle de desteklendiği söylenebilir. “Hayatı yarattığı sürece” ifadesiyle yaptığımız parantez içi ilave Reşid Rıza’nın bu ayet hakkındaki uzun yorumunda ileri sürdüğü görüşle bağdaşım içindedir (Menâr XII, 16 vd.).11 Bu ayette olduğu gibi sonraki üç ayetin de başında yer alan le-in (“nitekim, eğer”) ifadesi, atıfta bulunulan durumun tipik karakterini -yani, sık rastlanan bir durum olduğunu- belirtmek içindir. Kanaatimizce, yerine göre, “nitekim, eğer...”, “şöyle ki, eğer” ya da “yine, eğer” ifadeleriyle aktarılması yerinde olacaktır.12 Çoğu zaman “büyü” ya da “sihir” anlamında kullanılan sihr terimi öncelikle “bir şeyi asıl (yahut tabii) durumundan çıkarıp başka bir duruma sokmayı, mahiyetini değiştirmeyi” ifade eder (Tâcu’l-‘Arûs); dolayısıyla, sahte ya da gerçek dışı olan bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek anlamına gelir. Bununla birlikte, “ölümden sonra tekrar diriltileceksiniz” şeklindeki Kur’ânî ifade, Râzî’nin de belirttiği gibi, sihr sözcüğüyle doğrudan nitelendirilebilecek “fiilî” bir durumu işaret etmediğine göre, bu ifadenin, bununla dile getirilen olguya inanmayanlar tarafından bile “büyücülük” ya da “sihirbazlık” olarak tanımlandığını ileri sürmek mantık dışı olacaktır. Öte yandan, inanmayanların ölümden sonra kalkış doktrinini, sırf, dünya hayatının tadını çıkarabilecek durumda olanları bundan alıkoymayı (Râzî), yoksul ve talihsiz insanları da bu dünyadaki kötü talihlerine uyuşuk bir biçimde boyun eğdirmeyi amaçlayan “büyüleyici ya da uyuşturucu bir vehim, bir kuruntu” olarak görüp küçümseme tavrı içinde reddettikleri ortadadır. Ayette geçen sihr sözcüğünün bu bağlam içindeki anlamı da budur zaten. (Karş. inanmayanların, Muhammed (s) için, “gözbağcı” anlamında, kullandıkları “sâhir” lakabının geçtiği 10:2.)