BÜTÜN BUNLAR [ey Muhammed,] sana vahyettiğimiz bilinmedik haberlerdendir ki onları ne sen ne de soydaşların bundan önce [bu haliyle ve tam olarak] bilmiyordunuz. ⁷³ Öyleyse, sen de artık [Nûh gibi] sabırlı ol. Çünkü, unutma ki, gelecek, mutlaka, Allah’a karşı sorumluluk bilincine sahip olanlardan yana olacaktır!
73 Bkz. yukarıda 35. ayet. Hz. Nûh kıssası her ne kadar Muhammed (s)’den önce de Araplar tarafından bulanık bir biçimde biliniyor olsa da, bu bilgi Kur’an’da yukarıda anlatıldığı kadar tutarlı, ayrıntılı değildi (Râzî). Kıssanın anlatım akışında araya giren bu bölümün başında -3:44, 11:100 ve 12:102’de benzer cümlede kullanılan tekil ifadenin (“bu anlatılan” şeklindeki) tersine- “bütün bunlar” şeklinde çoğul ifadenin kullanılması, kanaatimizce, sadece yukarıda anlatılan Hz. Nûh kıssasını değil daha sonra anlatılacak olan öteki peygamber kıssalarının da îma edildiğini göstermektedir. Bu itibarla, sık sık hatırlatılmasa da, unutulmamalıdır ki, Kur’an’ın bu kıssaları ele almasındaki asıl amaç asla onları “hikaye” etmek değildir. Ne zaman önceki peygamberlere ait kıssalar anlatılsa, ne zaman İslam’dan önce ya da Hz. Peygamber zamanında vuku bulan bir olaya temas edilse bunun altında mutlaka ahlakî bir ders yatmaktadır. Öte yandan, aynı olay ya da kıssanın, çok kere, birden çok ahlakî anlamlar, çağrışımlar taşıyan değişik veçheleri olduğundan, Kur’an aynı olay ya da kıssaları değişik surelerde tekrar tekrar anlatmakta ama her seferinde bunlarda, bir bütün olarak Kur’ânî vahyin, Kur’ânî öğretinin değişik bir yanına ışık tutmakta, bütünü oluşturan şu ya da bu temel gerçeğe dikkat çekmektedir.