Bu arada Nûh Rabbine yakarıp “Rabbim!” dedi, “O benim kendi oğlumdu, ailemden biriydi; ⁶⁷ demek ki, Senin vaadin (herkes için) geçerli ve Sen hüküm verenlerin en adili, en söz geçirenisin!”
67 Burada, 40. ayette geçen “aileni ... gemiye bindir” şeklindeki ilahî buyruğa gönderme yapılıyor; Hz. Nûh’un sözlerinden, bu buyruğu bütün ailesinin kurtarılacağı yolunda anladığı, “haklarında hüküm verilmiş bulunanları değil, yalnız...” şeklindeki sınırlandırıcı ifadeyi gözden kaçırdığı anlaşılıyor. Bazı müfessirler 45-47. ayetlerin 43. ayetle bağlantılı olduğu ve bu sebeple bu ayetlerde anlatılanların zaman bakımından 44. ayetle anlatılan olaylardan önce geldiği görüşündedirler; bu görüş çağdaş Kur’an mütercimlerini Hz. Nûh’un Allah’a yakarışını hatalı olarak şimdiki zaman kipinde (yani, Allah’tan oğlunu boğulmaktan kurtarmasını istemek biçiminde) aktarmaya sevk etmiştir. Oysa, Taberî ve İbni Kesîr’in yaptığı gibi, Hz. Nûh’un bu sözleri gemi Cûdî Dağı’na oturduktan sonra (yani, oğlu öldükten sonra) söylediğini düşünmek ve dolayısıyla, bu yakarışı “Hz. Nûh’un, boğulan oğlunun [ahiretteki] durumunu öğrenmek çabası” olarak görmek daha makuldür (İbni Kesîr). Sonuç olarak, hem Hz. Nûh’un, boğulan oğluyla ilgili yakarışı, hem de Allah’ın buna verdiği cevap geçmiş zaman kipinde aktarılmalıdır.