close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Hûd Sûresi 40. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Hattâ iżâ câe emrunâ vefâra-ttennûru kulnâ-hmil fîhâ min kullin zevceyni-śneyni veehleke illâ men sebeka ‘aleyhi-lkavlu vemen âmen(e)(c) vemâ âmene me’ahu illâ kalîl(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Sonucu emrimiz gelip tandırın altından su kaynamaya başlayınca her mahluktan birer çifti ve helaki taktir edilenden başka ailenden olanları ve inananları gemiye yükle dedik; zaten maiyetinde bulunan inanmış kişiler de pek azdı.
Tandır hakkında çeşitli rivâyetler vardır. Ekmek pişirilen tandırdır, suyun oradan kaynaması, tufanın başlayacağına alâmetti. Bu kavil, İbn-i Abbas'tan, Hasen'den ve Mücâhid'den rivâyet edilmiştir. Tandırın, Nûh Peygamberin evinde olduğu, evinin de Şam ülkesinde bulunduğu söylenmiştir. Kufe mescidinden kaynadığını söyleyenler de vardır. Tandırın, yeryüzü olduğu, gene İbn-i Abbas'la İkrime'den rivayet edilmiştir ki Zeccac bu kavli kabul eder. Tandırın kaynamasından maksat, tanyerinin ışıması, yeryüzünün yüksek yerlerinden suların kaynayıp fışkırmasıdır diyenler de olmuştur.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Hatta ki; nihayet emrimiz geldiği anda ve tandır feveran ettiği (yerden ve gökten suların kaynayıp fışkırdığı) zaman, (Nuh’a) dedik ki: "(Lazım olan evcil hayvanlardan) İkişer çift ile aleyhine söz geçmiş (ve küfrü kesinleşmiş) olanlar dışındaki aile fertlerini ve iman edenleri artık ona (gemiye) yükle!" Zaten çok az bir gruptan başka, kimse onunla birlikte iman etmemişti.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip de iş ciddileşip, sular kaynamaya başlayınca, Nuh'a dedik ki: “Her cins hayvandan birer çift ve haklarında hüküm verilmiş olanlar değil, yalnız aileni ve iman edenleri gemiye bindir.” Ancak ona inananlar küçük bir topluluktu.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Nihayet gemilerin yapımı bitirilip, planımızın icra vakti geldiğinde, bütün kaynaklardan fışkıran sularla, yeryüzünde sular yükselirken, tan yeri ağardığı sırada; buhar kazanları çalıştırılıp istim yükselmeye başlayınca, biz Nûh'a: “Canlıların her birinden erkekli dişili birer çift ile, aleyhinde hüküm verilenlerin dışında aileni ve iman edenleri gemiye al, yükle” dedik. Zaten onunla beraber kavminden pek azı iman etmişti.
bk. Kur’an-ı Kerim, 3/7; 26/119-121; 54/11-14.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Sonuçta emrimiz gelip tandır kaynayınca: "Her şeyden birer çifti ve aleyhlerine önceden hükmümüz verilmiş olanlar dışındaki aile fertlerini ve iman edenleri gemiye bindir" dedik. Zaten onunla beraber ancak çok az kimse iman etmişti.
Ali Bulaç
swap_vert close
Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: 'Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle.' Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Nihayet helâk etme emrimiz geldiği ve fırından su taşıp fışkırdığı (yahut geminin kazanı kaynadığı) vakit Nûh'a şöyle dedik: “-Faydalanılan hayvanların her cinsinden erkek ve dişi olmak üzere ikişer tane çift ve üzerlerine boğulma emri takdir edilenler müstena, aile halkınla bir de iman edenleri gemiye yükle.” Zaten beraberinde iman edenler pek azdı.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelince ve tandır kaynayınca “(Ehli hayvanların) her birisinden iki çifti yükle, kâfir kalacak olanlar hariç, aileni ve inananları da yükle” dedik. Fakat çok az bir grup ona inanmış idi.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sonunda buyruğumuz gelip tandırda sular kaynamaya başlayınca, “Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan ehlini ve inananları gemiye bindir” dedik. Ancak, pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
Besim Atalay
swap_vert close
Buyrumumuz gelince, fırın kaynadı, ona dedik ki: «Her canlıdan birer çiftle, inananları, ailenden olup da, haklarında bir söz geçmiyenleri, yüklet gemiye», inanan azdı onunla bile
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Sonunda emrimiz gereği sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: “Her cins hayvandan birer çift al ve (boğulacaklarına dair) haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri gemiye bindir!” Zaten onunla birlikte iman edenlerin sayısı pek azdı. 
Bkz. 3/7, 23/27, 26/119-121, 54/11-14  
Cemil Said
swap_vert close
Emirlerimiz virildi ve tennûr [1]dan su kaynayub fışkırdı. Açıldığı vakit Allâh te’âlâ Nûh’a didi ki: "Bu sefîneye her cins hayvândan birer çift ve ’aleyhinde hüküm virilenden mâ’adâ tekmîl ’âileni ve mü’minleri irkâb it." Lâkin mü’minlerin ’adedi pek az idi.
[1] Müfessirîn "tennûr" kelimesine muhtelif ma’nâlar virmişlerdir. Fakat en tabi’îsi "Su hazînesi" ma’nâsıdır.  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Buyruğumuz gelip tandırdan sular kaynamağa başlayınca, "Her cinsten birer çifti ve aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan çoluk çocuğunu ve inananları gemiye bindir" dedik. Pek az kimse onunla beraber inanmıştı.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.[274]
Aynı olayla ilgili olarak Mü’minûn sûresinin 27. âyetine bakınız.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Nihayet emrimiz geldi ve sular coşup yükseldi. Nûh’a dedik ki: “Her türden (hayvan) birer çift ile -daha önce haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye bindir!” Zaten onunla birlikte pek azı iman etmişti.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye başlayınca Nuh'a dedik ki: «(Canlı çeşitlerinin)  her birinden birer çift ile -(boğulacağına dair)  aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!» Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.
 Meâlin «sular coşup yükselmeye başlayınca» kısmını «tandır (tennûr) kaynayınca» şeklinde çevirenler de olmuştur. Müfessirler tandırın kaynamasını çeşitli şekillerde tefsir etmişlerdir. Son asrın müfessirlerinden M. Hamdi Yazır, Hz. Nuh’un gemisinin alelâde yelkenli bir gemi olmayıp buharlı bir vapur olduğuna işaret etmektedir ki, buna göre, «tandır kaynadı» demek, vapurun ocağı yandı ve harekete hazır duruma getirildi, demek olur.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip de gök kaynayıp taşınca, kendisine dedik ki: "Her türden birer çifti, daha önce mahkum edilmiş olanlar hariç, çoluk çocuğunu ve inananları ona yükle." Kendisiyle birlikte inanmış olanlar zaten bir kaç kişiydi.
40 ve 44 Nuh'un gemisi, birbirine bağlanmış kütüklerden ibaret basit bir gemiydi (54:13). Tufan ise, Nuh'un halkıyla, Ölü Deniz bölgesiyle sınırlı idi. Gemiye alınan hayvanlar ise Nuh'a ait çiftlik hayvanlarıydı. Hikayeci din adamları, gemiyi, tufanı ve hayvanların sayısını abartmışlardır.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; "Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle". Zaten beraberinde iman edenler çok az idi.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Nihayet emrimiz geldiği ve tennur feveran ettiği vakıt dedik ki: yükle içine her birinden ikişer çift, ve aleyhinde huküm sebketmiş olandan maada ehlini ve iyman edenleri, maamafih pek azından maadası beraberinde iyman etmemişti, dedi
Emrah Demiryent
swap_vert close
Nihâyet (helâk) emrimiz (in zamanı) gelip de (azap alametlerinden biri olan) tandır kaynamaya başlayınca, Nûh’a buyurduk ki: “Her şeyden (her tür canlıdan erkekli dişili olmak üzere) birer çift (gemiye al) bir de (yapmış oldukları inkâr ve isyandan dolayı, boğulacaklarına dair) kendileri hakkında önceden hüküm verilmiş olanlar dışında, aileni ve (diğer) îmân edenleri ona (gemiye) bindir.” Zaten beraberinde îmân eden pek az kimse vardı.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Buyruğumuz gelip tandır kaynamağa¹ başladığı zaman, Biz dedik ki: “Her cinsten birer çift ve aleyhlerinde hüküm verilmiş olanlar hariç aileni ve iman edenleri ona yükle.” Zaten onunla birlikte çok az kimse iman etmişti.
1- Sular fışkırmaya başlayınca.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelib de fırın kaynadığı zaman (Nuha) dedik ki: «Her birinden (her bir neviden erkek ve dişi) ikişer çift ile — aleyhinde söz geçmiş (helakleri takdîr edilmiş) olanlar müstesna — aileni ve îman edenleri içine yükle». Zâten onun maiyyetindeki az kimselerden başkası da îman etmemişdi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Nihâyet emrimiz gelip de fırın kaynadığı(1) (iş kızışıp, sular kabarmak üzere olduğu) zaman, (Nûh'a) buyurduk ki: “(Canlıların) her birinden (erkek ve dişi olmak üzere) ikişer eş ile (sana îmân etmediklerinden, boğulacaklarına dâir) aleyhinde söz geçmiş olanlar (bir oğlun ile diğer zevcen) dışında âileni ve îmân edenleri ona (gemiye)yükle!” Zâten onunla berâber ancak pek az kimse îmân etmişti.
(1)Rivâyete göre, sular ilk önce Hz. Nûh (as)’a âid olan bir tandırdan kaynamaya başlamış ve bu işâreti alan Nûh (as) eşyâları gemiye yüklemişti. (Râzî, c. 9/17, 234)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip de tennûr (geminin kazanı) kaynayınca Nuh’a: (Muhtaç olduğunuz evcil hayvanlardan) «Her birinden ikişer çift alıp, (zulüm ve azgınlıkları sebebiyle) aleyhinde hüküm geçmiş olanların dışında aileni ve iman etmiş olanları gemiye yükle!» dedik. Zaten onunla birlikte pek azı dışında kimse iman etmemişti. *
(*) Nuh sûresindeki ayetlerden açıkça anlaşılıyor ki Hz. Nuh sadece kendi kavmine elçi olarak gönderilmiştir. Bu nedenle tebliğine mazhar olmayan diğer halkların helâk olmaları söz konusu değil. Çünkü tebliğ almayan hiçbir halk cezalandırılmaz (bkz: İsra suresi -15) Yani Nuh tufanı bölgesel olduğundan, sadece kavminin yaşadığı bölgede (yani Sümerlerin yaşadılkları Mezopotamya’da) meydana gelmiştir… Ayrıca (وَفَارَ التَّنُّورُ ) cümlesinden de anlaşılıyor ki Hz. Nuh buharla çalışan bir gemi inşa etmiş olabilir... Yani müfessirler tandırın kaynamasını çeşitli şekillerde tefsir etmişlerdir. Ayrıca son asrın müfessirlerinden Muhammed Ebu Zehra ile M. Hamdi Yazır, Hz. Nuh’un gemisinin alelâde yelkenli bir gemi olmayıp buharlı bir vapur olduğuna işaret etmektedir ki, buna göre, «tandır kaynadı» demek, vapurun ocağı yandı ve harekete hazır duruma getirildi, demek olur. (Diy. Vakfı Meali Hûd-40. Ayet Açıklaması( Ayrıca her şeyden ikişer çift toplama emri, Hz. Nûh’un çevresinde bulabildiği evcil hayvanlardan ikişer çift gemiye yüklemesidir. Özellikle çift olanların seçilmesi, tûfân sonrasında kurulacak yeni yaşam alanında bu hayvanların tekrar çoğalabilmesi içindir. Zaten tûfân yerel/bölgesel olduğu için hayvanların soylarının tükenmesi de söz konusu değildir. Sadece inanan az kişinin hem tûfânda hem de tûfân sonrası ihtiyaçlarını karşılamak için bu tür bir tedbir emredilmiştir. Dolayısıyla Kitâb-ı Mukaddes’te anlatıldığı gibi, yeryüzündeki bütün hayvanların gemiye alınması ve yerleşmesi zaten söz konusu değildir… (Kurandan Hayata) Tufanın bölgesel olduğuna dair bilgi için aşağıdaki tefsir metinlerine de bakılabilir. Not: Ayette geçen (فار) ‘’farre’’ kaynamak: bir sıvı, belli bir dereceyi bulunca, buhar durumuna geçerek fokurdamak anlamına da gelir. Bkz: (ترجمة و معنى فار في قاموس المعاني. قاموس عربي تركي (‘‘ tennûr (تَنُّور ) ise ‘’ocak: ateş yakmaya yarayan, pişirme için kullanılan yer. - tandır: yere kazılan bir tür fırın. Bkz: (ترجمة معنى التنور في قاموس المعاني. قاموس عربي تركي) والذي يميل القلب إليه أن الطوفان لم يكن عاما كما قال به البعض، وأن نوح لم يؤمر بحمل ما جرت العادة بتكونه من عفونة الأرض كالفأر والحشرات بل أمر بحمل ما يحتاج إليه إذا نجا ومن معه من الغرق لئلا يغتنموا لفقده ويتكلفوا مشقة جلبه من الأصقاع التي لم يصلها الغرق، فكأنه قيل: قلنا احمل فيها من كل ما تحتاجونه إذا نجوتم زوجين اثنين (تفسير الألوسي) والتقدير: احمل فيها من كل نوع من أنواع المخلوقات التي أنت في حاجة إليها ذكرا وأنثى (تفسير الوسيط). وقد سئل مفتي مصر الإمام الشيخ محمد عبده عن تحقيق عموم الطوفان، وعموم رسالة نوح، فأجاب بما صورته أما القرآن الكريم فلم يرد فيه نص قاطع على عموم الطوفان، ولا عموم رسالة نوح ، وما ورد من الأحاديث، على فرض صحة سنده، فهو آحاد لا يوجب اليقين. والمطلوب في تقرير مثل هذه الحقائق هو اليقين لا الظن (تفسير القاسمي ) وأن الأرض التي دعى نبي الله نوح على كفارها ما هي في حقيقة الأمر سوى البقعة الأرضية التي قام بإنذار أهلها لإستحالة كفر الأمم الغير منذرة برسالة لم تصلهم من الأساس: المصدر:(الإسلام من القرآن) وقد عرض لي خاطر أذكره وهو أن التنور في السفينة، وأنه فار وخرج منه بخار حرك السفينة للسير، فهي قد سارت بالبخار لا بالتجديف أو الرياح، إذ لم يذكر هنا ولكن ذكر فقط التنور وفورانه. وقد يقال إن البخار لم يكن قد اخترع، وما اكتشف إلا في القرن التاسع عشر، حيث سارت به القطر والسفن. نقول في الجواب على ذلك بأن صنع السفينة قال فيه الله تعالى: واصنع الفلك بأعيننا ووحينا فالسفينة كانت تصنع تحت رعاية الله ووحيه فهل يعجز سبحانه عن تسييرها بالبخار الذي جعل سبحانه العقل البشري يتوصل إليه بعد ألوف السنين، إن هذا هو ظاهر الآية (زهرة التفاسير)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Emrimiz gelip çattığı ve azap belirtileri başladığında. Nuh’a “Her çiftten ikişer adet ve yalnızca azap sözünün kendisine bildirilenler dışında ki ev halkını ve iman edenleri geminin içine al. Ancak Nuh ile birlikte kavminden pek az kişi iman etmişti.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Sonunda buyruğumuz erişip de yerden sular kaynamıya başlayınca, Nuh’a dedik: "Her türden erkekli dişili birer çift al, sözü edilenleri bir yana bırak, yalnız çoluğunu çocuğunu bir de inananları bindir." Ancak, Nuh ile birlikte inanmış olanlar pek azdı.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Nihayet fermanımız gelip yeryüzü kaynayınca [¹] Nuh/a dedik ki: Her çift hayvandan erkekli dişili olmak üzere ikişer taneyi; bir de haklarında söz geçen kimselerden [²] maada aileni ve iman getirenleri gemiye yüklet. Onunla beraber iman eden pek az kimseden ibaretti.
[1] Gözlerden sular fışkırıp su etrafı basınca onlar çaresiz kaldılar.[2] Zevcesi ve oğlu gibi helâkine ait Hükm-ü Bâri sebkeden.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip de sular kaynamaya başlayınca [fâre’t-tennûr]¹¹ Nûh’a dedik ki: “(Evcil) her cins hayvandan¹² birer çift/erkekli dişili, aleyhlerine daha önce hüküm verdiklerimiz hariç olmak üzere aileni ve inananları gemiye yükle!” Onunla beraber iman eden zaten çok az kişi idi.
11 Ayette geçen “tandır/fırın kaynamaya başlayınca” anlamına gelen “fâre’ttennûr” tabirinin, aslında suların yerden öbek öbek taşmasını, fışkırmasını ve böylece coşkun sellerin meydana gelerek tufanın başlamasını ifade eden bir deyim olduğu kanaatindeyim. Razî, Arapların yeryüzüne “tennûr/ tandır” dediklerini kaydeder. Herhâlde bu çok sıcak çöl iklimini anlatmak için olmalı. “Tandır” kelimesi Türkçe bir kelime olup “ocak, fırın” diyenler de vardır. Eğer öyleyse, “tennûr” şeklinde muarrab (Arapçalaşmış) bir kelime olup İslamiyet’ten çok önce Arap dünyasına geçmiş olmalı. Müfessirlerin bir çoğu pek çok mecazi yorumlara başvurmuşlardır. Ancak Elmalılı, burada bir mecaz olmadığı ve buharlı geminin kazanının suyunun kaynamaya başladığına vurgu yapar. 12 Krş. Mü’minûn, 23/27. Kamer, 54/11-14. Tufan sadece Hz. Nûh’un kavminin bulunduğu alanda gerçekleşmiştir. Tevrat’ta anlatıldığı gibi bütün yeryüzünde olmamıştır. Gemiye aldığı hayvanlar sadece evcil ve bir arada yaşayabilen hayvanlardır. Yoksa evcil hayvanların yanı sıra dağlardan ormanlardan aslanlar, kaplanlar, yılanlar, çiyanlar vb onbinlerce türden hayvanı gemiye alamazdı. Zaten sular fışkırmaya başlayınca gelen emir üzerine bir avuç müslümanla evcil hayvanlarından birer çift aldılar. Yaptığı gemi, kendilerini ve hayvanlarını alacak kadardı. Gemi, Tevrat’taki gibi Asur dilinde “Urartu” olarak telaffuz edilen Ararat’a (Ağrı Dağı’na) değil, Cudî Dağı’na oturdu. Çünkü Nûh’un kavmi de o dağın civarındaydı.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Buyruğumuz gelip tandır (içinden sular) kaynamağa başlayınca, “Her cinsten birer çifti, aleyhine hüküm verilmiş olanın dışında kalan ehlini ve iman edenleri gemiye bindir” dedik. Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Nihâyet tufan emrimiz gelip çattı; gökten yağmurlar boşanmaya, yerden pınarlar fışkırmaya ve sular coşup kaynamaya başlayınca, Nûh’a, “Her cins hayvandan birer çift al ve boğulacaklarına dâir haklarında hüküm verilmiş olanlar hariç, aileni ve iman edenleri gemiye bindir!” dedik. Zaten onunla birlikte iman edenlerin sayısı pek azdı.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Sonunda bizim emrimiz geldiği ve Tandır kaynadığı (kabardığı) zaman: “Her birinden ikişer çifti, aleyhinde Söz geçmiş kimse dışında senin ehlini / aileni ve inanmış kimseleri içine yükle!” dedik. Birazı dışında kimse onunla birlikte inanmadı.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sonunda fermanımız çıktı. Ocak içlerinden bile sular fışkırmaya başlayınca Nuh'a: " gemiye her şeyden bir çift yükle, aileni de. Ailenden, sadece inanları al. Daha önce ölüme mahkum olanları bırak " dedik. Zaten inanıp ona destek olan çok azdı.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip yeryüzünde sular kaynamaya başlayınca, her yeri sular kaplamaya başladı. Nuh’a seslendik: "Her şeyden ikişer çifti, aileni ve inandıkları için kurtulacaklarına söz verdiklerimizi gemiye yükle!" Zaten onunla beraber inanan çok azdı!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sonunda emrimiz gelip de tandır kaynayınca [*] (Nuh’a) şöyle demiştik: “Her tür (canlı)dan iki çift [*] ile –içlerinden (boğulacağına dair) aleyhinde söz geçen(ler) dışında- aileni ve iman etmiş olan(lar)ı ona (gemiye) bindir!” (Nitekim) onunla birlikte çok az (kişi)den başkası iman etmemişti.
Bu ifade ile Hz. Nuh’un gemisinin buharla çalıştığı kastedilmiş olabilir. Konuyla ilgili ayrıca bkz. Mü’minûn 23:27; Kamer 54:13.,Burada sözü edilen “her canlı” ifadesi, günlük hayatta kendilerine gerekli olan ürünlerin elde edildiği kara hayvanları olmalıdır. Burada kastedilen yeryüzündeki bütün canlılar olamaz; çünkü geminin kapasitesi gereği bunun imkânı olmadığı gibi gereği de yoktur. Burada kastedileni bütün canlılar şeklinde anlarsak, o zaman da bu kapsamda yırtıcı hayvanların ve denizlerde yaşayan canlıların gemiye alınmasının istenmediği kolayca kavranabilecektir. Bu durum tıpkı yolculuğa veya herhangi bir işe gitmekte olan birisinin yanındakilere “her şeyi alın” demesi gibidir. Verilmek istenen mesaj ilgili iş için gerekli olanların alınmasıdır, yoksa bütün her şey kastedilmemektedir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Sonunda emrimiz gelince ve tandır¹ kaynamaya² başlayınca³ (Nûh’a): “çifti olan her şeyden⁴ ikişer (tane) ve (küfründen dolayı) helâki kesinleşmiş olanlar dışında⁵ aileni ve îman edenleri ona yükle.” dedik. -Zâten onunla birlikte (Allah’a) çok az kimse, îman etmişti.-
1 Tennur: Lügatte kapalı ocak, tandır ve kaynak demektir. Bu ayette kullanılıncaya kadar Arapçada “tennur” kelimesi bilinmiyordu.2 Feveran: Kuvvet ve şiddetle kaynamak, su fışkırmak demektir.3 “Tandır kaynamaya” ifâdesi mecâzen; “(geminin) buhar kazanları kaynamaya, yeryüzü su fışkırtmaya, (geminin) güç kaynağı çalışmaya, (mûcize olarak Hz. Nûh’un özel) tandırı kaynamaya” başladı diye anlaşılabilirse de, en uygunu “geminin güç kaynağı çalışmaya başlayınca...” şeklinde olanıdır. Zîrâ bu gemi Allah’ın kontrolünde yapılan mükemmel bir gemidir. Teknolojisi bugün bilinmiyor olabilir.4 Erkeği dişisi olan varlıklardan.5 Îman etmeyen oğlun ve eşinle birlikte tüm inkârcılar…  
Muhammed Esed
swap_vert close
[Bu böylece devam etti] tâ ki, hükmümüz vaki olup da yeryüzünde sular taşkınlar halinde kaynayıp coşuncaya ⁶² kadar. [Nûh’a]: “Her cins [hayvandan] birer çift ⁶³ ve haklarında hüküm verilmiş olanları değil, ⁶⁴ yalnız aileni ve imana erişenleri gemiye bindir!” dedik, çünkü o’nun inancını paylaşanlar zaten küçük bir topluluktu.
62 Lafzen, “yerin yüzü kaynayıp coşuncaya kadar” (fâra’t-tennûr). Bu ibare, kaynak olarak Talmud’daki menkıbelerden başka dayanağı olmayan çok sayıda çelişik, tutarsız yorumlara konu olmuştur (Menâr XII,75). Ötekiler yanında en akla yakın açıklama İbni ‘Abbâs ve ‘İkrime’ye dayanarak Taberî, Beğavî ve İbni Kesîr’in verdiğidir; buna göre tennûr [lafzen, “ocak/tandır”] yerin yüzü, arzın sathı demektir. Râzî de, Arapların arzın yüzüne “tennûr” dediklerinden söz eder; Kâmûs ise “tennûr”un anlamlarından birinin “suyun kaynayıp fışkırdığı yer” olduğunu kaydetmektedir. Lugat olarak “kaynayıp coştu ya da taştı” anlamına gelen fâra fiili burada “yeryüzünü kaplayıp sulara gark eden” azgın su taşkınlarını, selleri dile getirmektedir (İbni Kesîr; ayrıca bkz. 54:12). Bu “yeryüzünde taşkınlar halinde kaynayıp coşan sular” ifadesi, öyle görünüyor ki, şimdi Akdenizin bulunduğu büyük vadiyi basıp kaplayan (bkz. 7. sure, 47. not), sürekli ve şiddetli yağmurlarla (karş. 54:11) çığırından çıkıp bugünkü Suriye ve Kuzey Irak’a doğru süratle yayılan büyük tufanı dile getirmektedir. Bu çapta bir tufana, Kitâb-ı Mukaddes ve Kur’an’da olduğu gibi, eski Yunan mitolojisinde (örn. Deukalion ve Pyrrhea öyküsünde) ve Sümer-Babil efsanelerinde de temas edilmektedir.63 Zevc terimi, öncelikle çift oluşturan şeylerden, varlıklardan ya da kişilerden her biri anlamına gelmekle birlikte “çift” anlamında da kullanılmaktadır. Buradaki ifade akışı içinde ilk anlamıyla kullanıldığı açıktır; sonuç olarak da, min kullin zevceyn isneyn ifadesi için yapılabilecek en uygun çeviri yukarıdaki gibidir. Hz. Nûh’a gemiye alması buyurulan hayvanlara gelince, bununla Kitâb-ı Mukaddes’de anlatıldığı gibi, yeryüzündeki bütün hayvanların değil, fakat Hz. Nûh’un hâl-i hazır elinde bulunan evcil hayvanların îma edildiğini düşünmek yerinde olur.64 Yani, hakkı tanımaktan inatla kaçınmalarından ötürü Allah’ın bu azaba mahkum ettikleri. Ayrıca bkz. 42-43 ve 45-47. ayetler.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Sonunda azap ve helak emrimiz gelip de, her yerden sular fışkırmaya başlayınca Nuh’a dedik ki: – Her canlıdan birer çift ve haklarında helak hükmü verilmiş olanlar dışında kalan aileni ve iman edenleri gemiye bindir. Zaten onunla birlikte iman etmiş olanların sayısı çok azdı. 10/83, 12/103, 51/36
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
En nihayet, hükmümüzün vakti gelince tandır kaynadı.[¹⁷³¹] (Nûh’a) “O gemiye her tür (canlıdan) birer çift[¹⁷³²] al; bir de haklarında hüküm kesinleşmiş olanlar dışında[¹⁷³³] aileni ve iman eden kimseleri (al)” talimatını vermiştik. Zaten onun inancını paylaşan kimseler çok azdı.[¹⁷³⁴]
[1731] Fâra’t-tennûr (Krş: 23:27) cümlesi birbirine zıt iki unsuru yan yana getirmektedir: fâra yüklemi “kaynadı, coştu, taştı” gibi suyla ilgili bir eyleme delâlet ederken, onun öznesi olan ve “tandır, fırın, ocak” anlamına gelen tennûr ateşle ilgilidir. Cümledeki bu karşıtlık, müfessirlerin birbirini tutmayan yorumlarına neden olmuştur. Bu yorumlardan çoğu Talmut kaynaklı yorumlardır. Râzî, Arapların yeryüzü için “tandır” mecazını kullandıklarını söyler. Menâr sahibine göre, fâra’t-tennûrun en makul anlamı, ‘yeryüzünü tufana veren bir su fışkırması’dır (Krş: XII, 75-76). Bu fışkırma Kamer 11-12. âyetlerde tasvir edilmiştir. Elmalılı, bunun mecaza hamledilmesinin doğru olmadığını, ibarenin hakikatinin buhar gücüyle hareket eden bir gemi motorunu akla getirdiğini söyler. Elmalılı’nın bu yorumu, ‘ilerlemeci’ ve ‘doğrusal’ (lineer) tarih anlayışıyla şartlanmış zihinlere ters gelebilir. Fakat geminin yapımının “ilâhî gözetim altında” ve “vahiyle” gerçekleşmiş olması, bu yorumun peşinen mahkûm edilmesine tereddütle yaklaşmayı gerektirir. [1732] Zevceyn-isneyn kalıp ifadesinin yaklaşık Türkçe karşılığı. Orijinal ifade, hem erkekli dişili eşlilik, hem de cinsiyet belirtmeksizin çifterlilik anlamına gelmektedir. En doğrusu iki anlamı birden içermesidir. Kullindeki tenvin çeviriye “tür” olarak yansımıştır. [1733] Oğlu dışında karısı da inanmamış, bu yüzden gemiye alınmamıştı (66:10). [1734] Zımnen: 66:10’a istinaden karısı ve oğlu bile paylaşmamıştı.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Sonunda emrimiz gelip de sular fışkırmaya başladığında Nuh'a: "Her cinsten birer çifti ve -haklarında boğulacaklarına dair hüküm verilmiş olanların dışında kalan- aileni ve iman edenleri gemiye yükle" diye emrettik. Zaten onunla beraber pek az kimse iman etmişti.
Osman Fırat
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: "Her eşi bulunandan (erkeklidişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle. " Ancak onunla (Nuh’la) beraber az kimse iman etmişti.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Nihâyet emrimiz geldiği ve tennur kaynadığı vakit dedi ki: «Onun içine herbirinden ikişer çift ve aleyhine hüküm sabketmiş olandan maada ehlini ve imân etmiş olanları yükle.» Ve maamafih pek azından başkası onunla beraber imân etmemişti.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip de tennur kaynadığı zaman Nuh'a dedik ki: “Her hayvan türünden erkekli dişili ikişer eş ile haklarında helâk hükmü verilmiş olanları hariç olmak üzere, aileni bir de iman edenleri gemiye al! ” Zaten beraberinde iman eden pek az insan vardı. [3, 7; 26, 119-121; 54, 11-14] {KM, Tekvin 7, 13; I Pier 3, 20; 2, 5}
Tennur: kapalı ocak, fırın mânasına gelir. Türkçeye tandır olarak geçmiştir. Bu kelime tefsirlerde farklı anlayışlara imkân vermiştir. Hz. Havva’dan kalan ve Hz. Nuh’a intikal eden taştan bir ocak, gemide suyun toplanıp biriktiği yer, yeryüzünün fışkıran sular sebebiyle kaynaması, tan yerinin ağarması gibi birbirinden uzak mânalar düşünülmüştür. Elmalılı Hamdi Yazır, tennur’un, bu geminin kazanla çalışan buharlı bir gemi, bir vapur olduğunu düşündürdüğünü yazar.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca (iş ciddileşip sular kaynamağa başlayınca, Nuh'a) dedik ki: "Her şeyden ikişer çifti ve aleyhlerinde hüküm verdiklerimiz haric olmak üzere aileni ve inananları gemiye yükle!" Zaten onunla beraber inanan pek azdı.
Tandırın feverân etmesi, buharlı gemide suyu ısıtacak ocağın alev alev yanması anlamına gelir. Kelimenin temel anlamı budur. Bu da o zaman buharlı geminin varlığını düşündürmektedir. Fakat bu deyim mecâz olarak işin ciddîleşmesi anlamını da verir.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Vaktâ ki: Emr-i kazâ cereyânımız geldi. Tandırdan su fışkırdı. Nûh'a: "Ona (sefîneye) her şeyden erkek ve dişi bir çift ile helâk olacağı mukarrer olandan gayrı ehlini ve sana îmân idenleri yüklet" didik. Îmân idenler ise pek azlık idiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sonunda emrimiz çıktı ve geminin kazanı[*] kaynadı. Nuh’a dedik ki “Erkekli dişili her türden birer çifti ve hakkında karar çıkan kişi dışındaki aileni, bir de inanıp güvenenleri gemiye bindir.” Pek azı dışında Nuh ile birlikte inanıp güvenen olmamıştı.
[*] هي تنُّور من حديد،  
Şaban Piriş
swap_vert close
Sonunda emrimiz gelip, yerden sular kaynamağa başlayınca:-Her şeyden ikişer çift aleyhlerinde hüküm verilmiş olan dışında aileni ve iman edenleri ona bindir, dedik. Zaten onun yanında iman etmiş olan kimseler çok azdı.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Nihayet emrimiz geldi, sular kaynamaya başladı. Ve Nuh'a dedik ki: “Hepsinden birer çift ile hakkında azap hükmü verilmiş olanlar dışında aileni ve iman edenleri gemiye al.” Zaten onunla beraber iman eden pek az kişi vardı.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Nihayet emrimiz gelip de tandır kaynayınca şöyle seslendik: "Yükle içine her birinden ikişer çift ve aleyhinde hüküm verilen hariç olmak üzere aileni, bir de iman etmiş olanları." Ama Nûh'la birlikte çok az bir kısmı iman etmişti.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
ol vaķt kim geldi buyruġumuz daħı ķaynayu geldi tennur eyittük “götür anuñ içinde her çiftlerden iki daħı 'ayāluñı illā anı kim ilerü geçdi anuñ üzere söz daħı anı kim įmān getürdi.” daħı įmān getürmedi anuñ-ile illā az ya'nį ķırķ er ķırķ 'avrat.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ḥattā ol vaḳt ki geldi buyruġumuz, daḫı ḳaynadı tennūrdan ṣu çıḳdı. Eyit‐dük Nūḥa: Götür gemide her ḥayvān cinsinden iki çift, senüñ ehlüñi daḫıgötür, illā kimseleri ki şefā‘at īmān getürenleri daḫı götür. Daḫı Nūḥa inanmadı illā az kişiler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Nəhayət, (onları məhv etmək barəsində) əmrimiz gəldiyi və təndir qaynadığı (təndirdən və ya yer üzündən, yaxud gəminin qazanından su qaynayıb daşdığı) zaman (Nuha) dedik: “Hər heyvandan biri erkək, biri dişi olmaqla bir cüt, həmçinin əleyhinə (ölümünə) əvvəlcədən hökm verilmiş şəxslər istisna olmaqla, qalan ailə üzvlərini və iman gətirənləri gəmiyə mindir!” Əslində onunla birlikdə (tayfasından) çox az adam iman gətirmişdi.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
(Thus it was) till, when Our commandment came to pass and the oven gushed forth water, We said: Load therein two of every kind, a pair (the male and female), and thy household, save him against whom the word hath gone forth already, and those who believe. And but a few were they who believed with him.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
At length, behold! there came Our command, and the fountains of the earth(1533) gushed forth! We said: "Embark therein, of each kind two, male and female,(1534) and your family - except those against whom the word has already gone forth,-(1535) and the Believers." but only a few believed with him.
1533 Far al tannur. Two interpretations have been given: (1) the fountains or the springs on the surface of the earth bubbled over or gushed forth; or (2) the oven (of Allah's Wrath) boiled over. The former has the weight of the best authority behind it and I prefer it. Moreover, the same phrase occurs in 23:27 , where it is a clause coordinated (as here) with the coming of Allah's Command. These two passages may be compared with 54:11-12, where it is said that water poured forth from the skies and gushed forth from the springs. This double action is familiar to anyone who has seen floods on a large scale. The rain from above would saturate the great Ararat Plateau, and give great force to the springs and fountains in the valley of the Tigris below. 1534 Zawjayn: the dual number refers to the two individuals in each pair of opposite sexes. Some of the most authoritative Commentators (e.g., Imam Razi) construe it in this sense, though others construe it to mean two pairs of each species. 1535 A disobedient and recalcitrant son (or step-son or grandson) of Noah is mentioned below ( 11:42 -43, 45-46). A member of the family, who breaks away from the traditions of the family in things that matter, ceases to share in the privileges of the family.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
حَتّٰٓى
sonunda
اِذَا
o za-man ki
جَٓاءَ
geldi
اَمْرُنَا
emrimiz
وَفَارَ
ve kay- nadı
التَّنُّورُۙ
tandır
قُلْنَا
buyur-duk ki
احْمِلْ
yükle
ف۪يهَا
ona
مِنْ كُلٍّ
her birinden
زَوْجَيْنِ
çift
اثْنَيْنِ
ikişer
وَاَهْلَكَ
ve aileni
اِلَّا
hariç
مَنْ
o kim-se ki
سَبَقَ
geçti
عَلَيْهِ
aleyhinde
الْقَوْلُ
söz
وَمَنْ
ve o kim-seyi ki
اٰمَنَۜ
iman etti
وَمَٓا اٰمَنَ
ve iman etmemişti
مَعَهُٓ
onunla beraber
اِلَّا
an- cak
قَل۪يلٌ
pek az (kimse)
Sonunda emrimiz gelip (yeryüzü) tandır (gibi) kayna(yıp yerden sular fışkır)dığı zaman (Nûh'a) dedik ki: "(Canlıların) Her birinden (erkek ve dişi olmak üzere) ikişer çift ile (boğulacağına dair) aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri o (gemiy)e yükle! Zaten onunla beraber pek az kimse iman etmişti."
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
جَاءَ
Fiil-I
ج ي ا
Geldi, ortaya çıktı, meydana geldi
اَمْر
İsim
ا م ر
Emir, iş, tedbir, izni ile
فَارَ
Fiil-I
ف و ر
Kaynadı
تَّنُّور
İsim
تَّنُّور
Tandır, fırın
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
حَمَلَ
Fiil-I
ح م ل
Taşıdı, yüklendi, hamile kaldı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
زَوْج
İsim
ز و ج
Eş, koca, zevce, çift
اِثْنَيْن
İsim
ث ن ي
İki
اَهْل
İsim
ا ه ل
Ehl, halk, aile, sahip
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
سَبَقَ
Fiil-I
س ب ق
Öne geçti, kaçtı, gelip geçti
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
قَوْل
İsim fiil
ق و ل
Söz, laf, hitâp
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
مَع
Edat
مَع
Beraberlik ifade eden edat, ile
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
قَلِيل
İsim
ق ل ل
Az