DERKEN Nûh’a şöyle vahyettik: “Şu kesin ki, daha önce inanmış olanlar dışında bundan böyle toplumundan kimse sana inanmayacak:[¹⁷²⁵] Artık, onların yapageldikleri şeylerden dolayı sakın üzüleyim deme![¹⁷²⁶]
[1725] Krş: “Karar kesin: onlar boğulacaklar!” (23:27) Şöyle bir soru gelebilir: Kâfir kavmin artık inanmayacağına dair bu kesin haber Hz. Nûh’un helâk duasından (71: 26-28) sonra mı yoksa önce mi gelmiştir? Nûh 25 ışığında Hz. Nûh’un bu duayı, kavmin helâkinden sonra olan biteni kendi vicdanında da tasdik sadedinde yaptığı düşünülebilir. Yine âyetin devamından, Hz. Nûh’un onlar için üzüldüğü anlaşılmaktadır. Bu hakikatin Allah Rasûlü’nü nasıl derin bir endişeye sevk ettiğini tahmin edebiliriz.
[1726] Yani: Onlar üzülmeye değmez, zira onların kalemini Ben kırdım. Tufan, toprağa aldırılan gusül abdestidir. Bu âyet, ilâhî bir yasayı hatırlatmaktadır: Tuğyan olan yerde mutlaka tufan olur. Her zaman ve zeminin tuğyanı da tufanı da farklıdır. Tuğyanı ahlâk alanında olan bir toplumun tufanı da o alanda kopar. Tuğyanı güç ve servet alanı olan bir toplumun tufanı da o alanda kopar. Tuğyanı inanç alanında gerçekleşen bir toplumun tufanı da o alanda kopar. Böyle bir yerde tevhid ve adâlet ehline düşen tuğyan seline kapılmayıp, karada da olsa gemi yapmayı sürdürmektir. Eğer deniz lazım olursa, denizin Rabbi onu yerden olmazsa gökten indirmeyi bilir. Nasıl ki her tuğyanın bir tufanı varsa, her tufanın bir Nuh’u ve her Nuh’un bir gemisi vardır. Ezelî ve biricik hakikatin insanlığın son çevrimindeki tezahürü olan Kur’an, kendisinden sonraki tüm tufanlarda karada gemi yapacak olanların kılavuzu, rehberi, rotası ve yol haritasıdır.