Eğer (bu yardıma) çağırdıklarınız (sözde ilâhlarınız, bilgin ve edipleriniz) size (bu konuda) cevap veremiyorlarsa, o zaman bilin ki, bu (Kur’an) ancak Allah’ın (gaybe dair haberleri ihtiva eden) bilgisiyle indirilmiştir. Ve yine bilin ki, O’ndan başka gerçek ilah yoktur. Şimdi (bu meydan okuma karşısında düştüğünüz acizliğe rağmen, hakikate karşı inatla direnecek ve Rabbinizin buyruklarına) boyun eğmeyecek misiniz? *
(*) Kur’ân’ın indiği ortam, yüzyıllardır edebiyatla yoğurulmuş bir haldeydi; bu bakımdan, insanlar sözün değerini çok iyi anlayabiliyorlardı. Kur’ân indiğinde, inanmayanlar bile onun karşısındaki hayranlıklarını gizleyemediler. İnsanların ona yönelmesini önlemek için ise “Bu bir büyüdür, kâhin sözüdür, şair sözüdür” gibi yakıştırmalar ortaya attılar. Kur’ân ise onlara karşı açık bir şekilde meydan okuyordu: “Sözünüzde doğru iseniz, hepiniz toplanın da Kur’ân’ın benzerini getirin.” Bu çağrıya muhatap olanlar sıradan insanlar değil, sözün ustalarıydı. Cevap vermemekle ve “Ebu Talib’in yetimi” diye küçümsedikleri Hz. Peygamberin elinde ortaya çıkan kitabın bir benzerini getirememekle küçük duruma düşmüşlerdi. Kur’ân, onların âcizliklerine karşılık, her seferinde çıtayı biraz daha düşürerek onlara tekrar tekrar çağrılarda bulundu: “Hepsini değilse, on sûresinin benzerini getirin. Bu on sûre, Kur’ân’ın içerdiği hakikatlere benzer şeylerden söz etmesin de tümüyle uydurma şeylerden ibaret olsun, yeter ki siz getirin. On sûre getiremiyorsanız, bari bir sûrenin benzerini getirin...” Kur’ân, inişinden asırlar sonra, onu inkâr edenlere hâlâ bu çağrısıyla meydan okumaya devam ediyor. 2: 23-24 ve 10: 38’e de bakınız. (Ü. Şimşek Meali 14. Ayet Açıklaması)