Yoksa: “Onu (o Kur'ân'ı, kendisi) uydurdu” mu diyorlar? (Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, o takdirde onun benzeriuydurulmuş on sûre getirin! (Yardım için) Allah'dan başka gücünüzün yettiklerini de çağırın!”(1)
(1)“(Âyet-i kerîme diyor:) ‘Kur’ân’ın mecmûuna (tamâmına) olmasın da, yalnız on sûresinin nazîrini(benzerini) getiriniz! Haydi on sûresine mukābil (karşılık) hakīkī doğru olarak bir nazîre getiremiyorsunuz; haydi hikâyelerden, asılsız kıssalardan terkîb ediniz! Yalnız nazmına ve belâğatına (ifâdesindeki güzelliğe)nazîre olsun getiriniz! (...) Yoksa din, can, mal, ıyâlleriniz (âileleriniz), dünyada da âhirette de tehlikeye düşecektir!’ (...) İşte hiçbir âkıl (akıl sâhibi), husûsan o zamanda Cezîretü’l-Arab’daki (Arab yarımadasındaki) adamlar, husûsan Kureyşîler gibi zekî adamlar, bir tek edîbleri (edebiyatçıları), Kur’ân’ın bir tek sûresine nazîre yapıp, Kur’ân’ın hücûmundan kurtulmasını te’mîn ederek, kısa ve kolay yolu terk edip, can, mal, ıyâlini tehlikeye atıp, en müşkilâtlı yola sülûk eder (gider) mi? Elhâsıl, meşhur Câhız’ın dediği gibi: ‘Muâraza-i bil-hurûf (harflerle karşı koyma) mümkün olmadı, muhârebe-i bi’s-suyûfa (kılıçla savaşmaya) mecbûr oldular!’ ” (Zülfikār, 19. Mektûb, 85-86)