O HALDE, [ey Peygamber, sırf inkarcılar hoşlanmıyor diye ve] onların “Niçin o’na (gökten) bir hazine inmedi” ya da, “[niçin] o’nunla [gözle görülebilen] bir melek gelmedi?” diye söylenmelerinden ötürü yüreğin daralıyor diye ²⁰ sana vahyedilen mesajın bir kısmını gözardı etmen hiç doğru olur mu? ²¹ [Unutma ki,] sen sadece bir uyarıcısın; Allah ise her şeyin üzerinde gözetici olarak bulunuyor, ²²
20 Lafzen, “... diyecekler [korkusuyla] göğsün daraldığı için”. Konu üzerinde söz sahibi bütün otoriteler, yukarıdaki cümlenin başında yer alan le‘alle (lafzen, “olabilir ki”) ifadesinin Muhammed (s)’in mesajına karşı çıkanların gösterecekleri olumsuz tepkiye ilişkin bir beklentiyi işaret ettiğini söylemektedirler; bu itibarla, cümlenin kendi olumsuzlamasını (reddini) içinde taşıyan bir soru formu içinde, yani “... hiç doğru olur mu?” şeklinde çevirilmesi yerinde olacaktır. Hz. Peygamber’in kendisine vahyedilen mesajın bir kısmını terk etmesi ya da gözardı etmesi ihtimaline ya da beklentisine gelince, bu konuda Abdullah İbni ‘Abbâs ve diğer sahâbîlerden aktarılan rivayetlere göre (bkz. Râzî’nin bu ayete ilişkin yorumu) Kureyş müşrikleri Hz. Peygamber’den şöyle bir istekte bulunmuşlar: “Bize, bizim ilahlarımızı karalamayan bir vahiy (kitâb) getir ki, sana uyabilelim, sana inanalım”.21 Bu ayeti açıklarken İbni ‘Abbâs, Mekke’nin ileri gelen müşriklerinden bazılarının, “Ey Muhammed, eğer gerçekten bir rasûlsen, şu Mekke dağını altına çevir”; bazılarının da: “senin bir peygamber olduğuna şahitlik yapacak melekler getir bize” dediklerini ve bunun üzerine yukarıdaki ayetin vahyedildiğini nakletmektedir (Râzî). Karş. 6:8 ve 17:90-93.22 Zımnen, “ve dolayısıyla hakkın üstün gelmesini sağlayacak olan da O’dur” demek isteniyor. Hz. Peygamber’in, kendi adına mucize göstermek gücünde olmadığı yolundaki açıklaması hakkında bkz. 6:50 ve ilgili 38. not.