Fakat onu (o günü), ancak sayılı bir müddet için te'hîr ediyoruz.(1)
(1)“Bir gün gelecek ki,*اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ [Güneş, dürüldüğünde!] وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ [Ve yıldızlar, döküldüğünde!] وَاِذَا الْجِباَلُ سُيِّرَاتْ [Ve dağlar, yürütüldüğünde!] اِذَا السَّمَاءُ انْفَطَرَتْ [Gök yarıldığında!] وَاِذَا الْكَوَاكِبُ انْتَثَرَتْ [Yıldızlar saçıldığında!] وَاِذَا الْبِحاَرِ فُجِّرَتْ [Denizler (birbirine)katıldığında!] ma‘nâları ve sırları Kadîr-i ezelînin izniyle tezâhür edip (ortaya çıkıp) o dünya olan büyük insan, sekerâta (can çekişmeye) başlayıp acîb bir hırıltı ile ve müdhiş bir savt (ses) ile fezâyı (gök boşluğunu) çınlatıp dolduracak, bağırıp ölecek, sonra emr-i İlâhî (Allah’ın emri) ile dirilecektir.” (Sözler, 29. Söz, 206)