Hiç şüphesiz, zikri (vahyi, Kur’an-ı) Biz indirdik biz ve elbette (kıyamete kadar) Onu (o kutsal metni değiştirilmekten, ilave ve eksiltmelerden, nesih, ilga ve tahrif edilmekten koruyup aynen) muhafaza edicileri de biziz. *
(*) Zikir kelimesi, sûrenin ilk ayetinde geçen ve ikisi de özellikle Hz. Peygamber’in muhatap olduğu ilâhî vahiy için kullanılan Kur’an ve kitabı ifade etmektedir. Bu sebeple burada zikir kelimesini vahiy diye çevirmeyi uygun bulduk. Yukarıda 6. ayette müşrikler alaylı bir ifadeyle, Hz. Muhammed’e vahiy diye bir şey gelmediğini ima etmişler ve onun bir cinlenmiş olduğunu, dolayısıyla vahiy dediği sözlerin Allah’tan değil cinlerden geldiğini veya söylediklerinin hakikatle ilgisi bulunmayan deli saçması olduğunu ileri sürmüşlerdi. İşte burada “Kesin olarak bilesiniz ki bu vahyi kuşkusuz biz indirdik ve onu mutlaka koruyan da yine biziz” buyurularak onların bu iddiası açıkça reddedilmektedir. Şu halde burada “zikir” den maksat vahiy, korumadan maksat da vahiy sürecinde ayetlerin ilâhî olma özelliğini bozacak şekildeki herhangi bir dış etkiden vahyin korunmasıdır. Böylece-bağlamı da dikkate alındığında– ayette esas itibariyle müşriklerin vahye yönelik itirazları reddedilmekte, vahyin Allah’tan geldiği ve ona asla herhangi bir ilâvenin söz konusu olmadığı ve olamayacağı bildirilmektedir… Buna göre daha önceki kutsal kitapların maruz kaldığı ve genellikle tahrif terimiyle ifade edilen eksilme, değişme, bozulma, kaybolma gibi haller Kur’an’ın başına gelmeyecek; Kur’an, Peygamber’e geldiği şekliyle kıyamete kadar varlığını ve orijinalitesini koruyacaktır. Çünkü Kur’an’ı resulüne indiren Allah, onu koruyacağını da vaad etmiştir ve O’nun vaadi haktır, kesindir. Nitekim yazılı kültürün yaygın bulunmadığı bir ortamda gelmiş olmasına rağmen, Allah’tan geldiği ve yazıya geçirildiği şekliyle korunabilmiş tek kutsal metin Kur’an’dır…(Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 335-337) Önceden haber verilmiş olan bu olgu, Kur’an metninin, Hz. Peygamber tarafından tebliğ edildiği miladî yedinci yüzyıldan beri her türlü tahrifattan, ilave ve kısaltmadan uzak kalmış olması gerçeğiyle, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kuvvetle doğrulanmıştır: hangi türden olursa olsun, bu kadar uzun bir süre benzer biçimde korunan başka bir kitap örneği yoktur. Belirli bazı Kur’an’i kelimelerle ilgili olarak ilk dönemlerden intikal eden ve klasik müfessirler tarafından yeri geldikçe zaman zaman işaret edilen okuma (kıraat) değişiklikleri, fonetik işaret ya da seslendirme farklılıklarından öteye gitmemekte ve kural olarak ilgili bölümün anlamında herhangi bir değişikliğe yol açmamaktadır. (M. Esed Meali- Hicr- 10. Ayet Açıklaması) Özetle, bugün dünyanın her tarafında en yaygın bir kitap/ eser/ olan Kur’an, bırakın bir ayet veya bir kelime, bir harf farkı bile olmaksızın on dört asırdan beri bütün orijinal metniyle (ayetleri) korunmuş olması bunun en açık bir göstergesidir. İşte Kur’an tamamıyla korundu, ama hadisler için bunu söylemek mümkün değildir. Çünkü her inen Kur’an ayetleri Hz. Peygamberin talimatı ve gözetimi altında hemen kitap hâlinde yazılıp kayıt altına alınıyordu, böylece yüce Allah’ın vaadi ile Kur’an korunmuş ve hiçbir değişikliğe uğramadan tevatür yoluyla bize intikal etmiştir. Ama Hz. Peygamberin hadisleri ve sünneti için bunları söylemek asla mümkün değildir. Çünkü Hz. Peygamberin kendi hadislerinin ve sünnetinin yazılıp kayıt altına alınmasına müsaade etmediği gibi, Kur’an’dan başka kendisinden yazılan her şeyin imha edilmesini de emrediyordu. Hâlbuki isteseydi vahiy kâtiplerini oluşturduğu gibi hadis kâtiplerini de oluşturarak kendi hadislerini de yazdırıp kayıt altına almak suretiyle koruyabilirdi. Ama bunu yapmadı, çünkü yüce Allah’ın dini Kur’an’la tamamlanmıştır ve dinin bütün hükümlerini Kur’an’dan çıkarmak mümkündür. Zaten dinin hüküm ve kurallarını koyan sadece yüce Allah’tır. (ولايشرك في حكمه احدا) ’’Kehf-26’’ O, hüküm /dini kurallar/ konusunda hiçbir kimeseyi kendine ortak yapmaz’’ ve (ان الحكم الا لله) ‘’Yusuf-40’’ Hüküm koymak sadece Allah’a aittir’’ gibi ayetlerle bu konu kapanmıştır. Resulün görevi ise, vahiy yoluyla yüce Allah’tan aldığı mesajları insanlara tebliğ etmek, duyurmak ve uygulamasını sağlamaktır. İşte Allah Resulü kendi hadislerini de yazdırıp kayıt altına almadığı için hadislerinden çok az bir kısımı/mütevatir/ hariç diğerleri hiç korunamadı, bilakis Hz. Peygamber adına onbinlerce hadis uyduruldu. Hadis âlimleri tarafından yapılan araştırmaya göre sika ve mütevatir hadis sayıları şöyledir: Ebu Hanife’ye göre-16 veya 18 tanedir. Bazı âlimlere göre ise mütevatir hadis sayısı 30’ dur, bazılarına göre 80’dir, bazılarına göre (İmam Suyutı gibi) 100 hadistir, bazılarına göre ise, 110 veya 120 tane vardır. Bu nedenle mevcut hadislerin %99’u haberi vahittir. Haberi Vahid ise zanni olup hüccet ve delil olamaz. Zaten genel anlamda Kur’an (ان الظن لايغني من الحق شيأ ) Şüphesiz ki zan (zanni haber), gerçeklik bakımından hiçbir şey ifade etmez. ‘’Yunus-36’’ İşte Hz. Peygamberin vefatından yaklaşık 250 sene sonra şu anki hadis kitaplarındaki rivayetler kulaktan dolma aktarmalarla piyasadan derlenmeye çalışılmış olup hangisi sahih, hangisi yanlış olduğu tespit edilip kanıtlanamadan mevcut kitaplara yazılmıştır. Bu yüzden bakıyoruz ki, mevcut hadis kitaplarında Kur’an’a, yüce Allah’ın adaletine, sınırsız merhametine, onun sıfatlarına, akla, mantığa, bilime, gerçek tarihi olaylara ve Hz. Peygamberin Kur’an’a uygun sünnetine/yaşam tarzına uymayan ve aykırı olan nice hadisler vardır. Bunları uyduranlar Hz. Peygamberin peygamberliğine gölge düşürmek, İslamı ve onun tek kaynağı Kur’an’ı bu uydurma hadislerle gerçek amacından saptırmak, İslam dinini de diğer dinler gibi gerçeğinden tahrif edip yozlaştırmak istemişlerdir. Ve hatta öyle bir durum almıştır ki, bugünün müslümanları hadis adı altında Hz. peygambere uydurulmuş olan rivayetleri Kur’an’dan üstün tutuyor, onlara inanıyor ve her konuda Kur’an’ı onlara uyarlıyorlar. Hatta o uydurma hadislerle Kur’an ayetlerini nesih ediyor ve haşa (neuzubillah) ‘’Sünnet Kur’an’a hâkimdir, onun hükmünü kaldırabilir, onu nesih edebilir, ama Kur’an sünnete hâkim değildir vs.’’şeklinde Kur’an’ı yok sayma anlamına gelen fetvaları vardır. Onlara göre sünnet Kur’an’a ters olsa da doğru olan sünnettir, çünkü sünnet onun tefsiridir, bu nedenle onu alırız diyorlar. Bunu söyleyenler de yüce Allah hidayet etsin söz de âlimlerdir, ama bunlar hem kendileri sapmışlar hem de onlara inanan Müslümanları da saptırmışlardır. İşte maalesef hadis uyduranlar Müslümanları Allah’ın kitabı olan Kur’an’ı Kerim’den saptırıp amaçlarına böyle ulaşmışlardır. Ayrıca hadislerin %99’u Zanni Haber olduğuna ve Mütevatir Hadislerin sayısı da çok az olduğuna dair aşağıdaki Arapça metinlerine bkz:
( الإمام السيوطي في كتابه ) الزهار المتناثرة ( جمع فقط ما يزيد على 100 حديث متواتر،،، وبعض العلماء المدققين قالوا بأن المتواتر لا يزيد على 30
(ثلاثين) حديثا لاغير،،،وهذا يعني أن كل ماليس بمتواتر فهو آحاد،،، ومن المعلوم أن ثبوت احاديث الآحاد ظني حتى لو كان متفقا عليه في الصحيحين،،، فيبقى
ثبوت مثل هذه الحاديث غير قطعي ول جازم،،،النتيجة أن 99 % أحاديث ظنية: #رابع ا : وعلى هذا فلو أخذنا على العدد المتوسط من المتواتر وهو حوالي
100 ( حديث على رأي المام السيوطي في كتابه )الزهار المتناثرة في الحاديث المتواترة ( مقارنة بما ورد من الحاديث كلها دون المكرر وهي زهاء (
11000 ( كما مر معنا قبل قليل،،، يتبين لدينا أن نسبة المتواتر من الحديث ل تجاوز 1% فقط وأن نسبة الحاديث الآحاد الظنية حوالي 99 ( المرجع : ) نسبة (
الأحاديث المتواترة،،،، والأحاديث الآحاد (%،،،، فالدين تام وكامل بالقرآن من قبل أن يتوفي رسول الله عبيه الصلاة والسلام،، فواجبنا العمل بما صح من الحديث
إذا لم يعارض القرآن أو يعارض صريح العقل، وما سوى ذلك فهو مردود على من رواه والله ورسوله بريئان منه وإن كان راويه البخاري ومسلم،،،
)الصحيحان،،، بين التقديس والتصنيم( اذا كان النبي قد أذِن ور خص في كتابة الحديث، فلماذا لم يفهم الصحابة كلهم ذلك ؟؟؟!! بل العكس هو الصحيح، كلهم كانوا
ينهون عن كتابة الأحاديث،،، وراجعوا إن شئتم جامع بيان العلم للعلامة ابن عبد البر لتجدوا عشرات الروايات عن كبار الصحابة كلهم ينهون بشدة عن كتابة
الأحاديث،،،)شبهة الإذن بكتابة الأحاديث،،،( الأحاديث المتواترة هي تلك المروية عن عدد كبير من الرواة بحيث يستحيل اجتماعهم على الكذب، ول يزيد عددها
عن 110 حديث، بينما الأعداد الغالبة هي أحاديث الآحاد وهى أحاديث مشكوك في ثبوتها ول تصل حد اليقين، ومع ذلك فإن الكثير من الأحكام في المذهب السلفي
يتم الستناد فيها إلى أحاديث الآحاد ... (ويقول بعض أأمة الضلالة : السنة قاضية علي القران وليس القران بقاض علي السنة ) وليس هذالاعتقاد الا كفر بالقران الكريم . ،