(Ey Resulüm!) Gerçekten de biz sana (hidayet, nübüvvet, rahmet, sevgi, şefkat, ülfet ve sekine gibi) nice (manevi) nimetleri ve (hem senin, hem de bütün insanlık için bir hidayet rehberi olan) yüce Kur’an’ı verdik. *
(*) Yani burada yüce Allah, hem müşriklerin inkârları, alayları ve eziyetleri karşısında çok müteessir olan elçisini teselli etmek ve rahatlatmak için ona birçok manevi nimetler verdiğini hatırlatıyor, hem de bazılarına vermiş olduğu geçici dünya malına, servetine tenezzül edip göz dikmemesi hususunda öğüt veriyor. Buradaki seb’ ifadesi de çokluktan ibare olabilir. Bu nedenle kanaatımizce bu ayetin tefsir ve meali bu şekilde olması daha doğru ve isabetlidir. Bunun bazı gerekçeleri şöyle olabilir;1-Ayette geçen ((سبعا من المثاني ’seb’an minel mesani’’ne yedi ayetli Fatiha sûresi ne de başka yedi uzun süreler olabilir. Çünkü zaten (والقران العظيم)’’vel-kur’an’el azim’’ yani‘’sana yüce Kur’an’ı verdik’’cümlesindeki ‘’Kur’an’’ ifadesi hem Fatiha sûresini hem de diğer uzun sûreleri kapsamaktadır, zira bunlar Kur’an’ın birer parçasıdır, yani, Ona yüce Kur’an’ı vermekle, Kur’an’ın birer parçası olan fatiha ve diğer uzun sûreleri de zaten vermiş olduğu anlaşılmaktadır. Yoksa geleneksel tefsirlerde geçtiği gibi bundan maksat Fatiha veya yedi uzun süreler olduğunu iddia edersek, ayetin verdiği mesajda tekrar gibi bir durumun söz konusu olması kaçınılmaz olur. Ki, bu da bir anlatım bozukluğuna sebep olmaktadır. Ayrıca Hicr suresinin yedi uzun surelerden seneler önce Mekke döneminde inmiş olması da ‘’sab’en mine-l mesani’’den kasıt yedi uzun sûredir şeklindeki yorumları da geçersiz kılmaktadır. Ayrıca bu konuda birçok yorumlar olduğu gibi, hiçbir ittifak da yoktur. 2- Bu ayetin siyak ve sibakını (yani, bundan önceki 85 ile 88. ayetlerin verdiği mesajları) göz önünde bulundurduğumuzda, (سبعا من المثاني)’’seb’an minel mesani’’den maksat Fatiha veya bazı uzun sürelerin olmadığını, bilakis bununla yüce Allah elçisine birçok lütuflar, manevi nimetler ve insanlığın hidayet rehberi olan Kur’an’ı Kerim gibi yüce bir kitap bahşettiğini görmekteyiz. 3- Metni aşağıya alınan gerek İmam Maverdi’nin (النكت والعيون – للامام الماوردي)’’ en-Nüket vel-Uyun’’ adlı tefsirinde geçen İmam Cafer bin Muhammed es- Sadık’ın görüşüne göre, gerek (اللباب في علوم الكتاب)’’el-Lübab fi Ulumil Kitab’’ adlı tefsirde geçtiğine göre, (سبعا من المثاني)’’seb’an minel mesani’’Hz. peygambere verilen ‘’hidayet, nübüvvet, rahmet, şafkat, sevgi, ülfet, sekinet’’ gibi nice manevi nimetler, lütuflar ve faydalı şeylerdir. Ayrıca buradaki “yedi” sözcüğünün çokluktan kinaye olması da mümkündür. Ancak bu durumda “mesani” sözcüğü“katmerli”yani çok fazla anlamına gelir. Nasıl ki Tevbe-9/80.ayette (إِن تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً)’’in testağfir lehum seb’ine merreten’’ gibi, bir sayı değil, çokluğu ifade ediyorsa, burada da yedi ifadesi kinaye olup çokluğu ifade eder. Çünkü burada da ‘’Allah Resulü, onlara ne kadar istiğfarda yani şefaatte bulunursa bulunsun hiçbir şeyi ifade etmeyecektir’’anlatılmaktadır. İşte buraya kadar anlatılan gerekçeler nedeniyle bu iki tefsirde geçen söz konusu görüş ve yorumun ilgili ayetin siyak ve sibakıyla daha uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Özetle, yüce Allah “seb’an mine’l-mesani” ifadesiyle Duha ve İnşirah sûrelerinde belirtilen lütuflar ve manevi nimetler ile birlikte Hz. Peygambere yol gösterici olarak yüce bir Kur’an’ı verdiğne vurgu yamış olabilir. Yani buradaki ‘’seb’an’’rakamsal bir sayı değil, çokluktan kinaye olabilir. Çünkü Arapçada ve hatta Kur’an’da (السبع – العشر – السبعين – السبعمأة – ألف – وخمسين ألف) Yani yedi, on, yetmiş, yediyüz, bin ve ellibin’’ gibi rakamsal bir sayı olarak değil de, çokluktan kinaye olduğu çok yaygındır. Biz de Hicr-87. ayete bu şekilde meal vermeyi uygun bulduk. (الله اعلم). Ayrıca Hakkı Yılmaz’ın da ‘’Tebyinü’l Kur’an’’ adlı eserinde Hicr suresi-87. ayetle ilgili yaptığı şu tespitleri bize göre de ayetin mesajıyla uyumlu olup doğru ve isabetlidir. İşte söz konusu eserde kısaca şöyle yazılmaktadır. ‘’Peygamberimizi destekleyen ve onu teselli eden bu ayetler, öncelikle onun eğitilmesine yöneliktir. Rabbimiz, elçisinden, kendisine verilen nimetlerin daha hayırlı olması sebebiyle, başkalarında olan mala, mülke, makama, mevkie özenmemesini istemekte, müminlere merhametli davranmasını ve kendisinin sadece bir uyarıcı olduğunu söylemesini buyurmaktadır. Peygamberimize verilen bu mesajın bir benzeri Ta Ha suresinde de vardır: (131) Ve kendilerini imtihan etmek için, basit dünya hayatının süsü olarak, onlardan kimi çiftleri kendileriyle yararlandırdığımız mal, mülk, evlat ve saltanata sakın gözlerini dikme/rağbetle bakma. Ve Rabbinin rızkı daha iyi ve daha süreklidir. Biz, 87. ayette peygamberimize verildiği bildirilen “ikililerden/ ikişerlilerden yedi şey”in, peygamberimizin hayatında var olan yedi negatif/olumsuz hususun yedi pozitif/olumlu hâle dönüşmesi olduğu kanaatindeyiz. Yani, söz konusu ifade, bize göre, Hz. peygamberin yedi “eksi”sinin “artı” yapılmasını ifade etmektedir. Bunların neler olduğunu bulabilmek için yapılacak şey, her zaman olduğu gibi Kur’an’a müracaat etmek olmalıdır. Kur’an’a bakıldığında, peygamberimize verilenlerin bildirildiği üç sûre bize yol göstermektedir. Bunlar Duha, İnşirah ve Kevser sûreleridir. Peygamberimize verilenlerin tümünü “kevser” sözcüğü altında toplayan Kevser Sûresi hariç tutulduğunda, geriye iki sûre kalmaktadır…’’Ayrıca bkz:
اللغة العربية لا تستعمل جذر (سبع – عشر – سبعين – سبعمأة – ألف – وخمسين ألف ) في المعنى الشائع وهو الرقم والعدد المعروف فحسب، بل أيضاً في معاني الكثرة والوفرة والتمام والمبالغة والوفاء والنهاية والكمال , يعني وليس المراد حقيقتها بل هي مجازية دالة علي الكثرة والمبالغة في الشئ : المراجع (الدلالة المجازية للأعداد الأصلية في القرآن الكريم) عدد (سبع) في اللغة العربية ليس منحصراً في الرقم أو العدد سبعة فقط، وإنما أيضاً يستعمل في الإشارة الى مطلق الكثرة والزيادة وبلوغ الغاية .. إنه الرقم الأكثر تميّزاً في كتاب الله وقيل: الثنوى. والثناء: ما يذكر في محامد الناس، فيثنى حالا فحالا ذكره، يقال: أثني عليه : المرجع (التفسير الاشتقاقي لجذر الكلمة "ثني")).الخامس: أنه سبع كرامات أكرمه الله بها، أولها الهدى ثم النبوة، ثم الرحمةِ ثم الشفقة ثم المودة ثم الألفة ثم السكينة وضم إليها القرآن العظيم، قاله جعفر بن محمد الصادق رضي الله عنهما (النكت والعيون – للامام الماوردي) وقوله تعالى: {وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعاً مِّنَ ٱلْمَثَانِي} يحتمل أن يكون سبعاً من الفوائد، وليس في اللفظ ما يدلُّ على التَّعيين (اللباب في علوم الكتاب). والسبع لَا تذكر لذات العدد بسبع، بل تذكر للكثرة .... (زهرة التفاسير) و ( السبع ): يراد بها الكثرة في الآحاد، كالسبعين في العشرات. ...(محاسن التأويل – تفسير القاسمي) فمثلا والمقصود بذكر السبعين فى قوله : ( إِن تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً ) إرادة التكثير ، والمبالغة فى كثرة الاستغفار ، فقد جرت عادة العرب فى أساليبهم على استعمال هذا العدد للتكثير لا للتحديد ، فهو لا مفهوم له (تفسير الوسيط)