Bundan dolayı Biz, onlara (da) yaptıklarının acısını tattırdık.[²⁰⁶⁸] İşte adı geçen bu iki toplumun da, (dünyevî refah açısından) çok önde olduğu ayan açık ortadaydı.[²⁰⁶⁹]
[2068] Bu iki âyeti müstakil bir paragraf yapma gerekçemiz, bu pasajın içeriğinin Âdem ve İblis, İbrahim ve Lût kıssalarının ardından anlatılan üçüncü kıssa olmasıdır (Krş: Râzî).
[2069] Bu âyetin tefsirinde klasik dil ve tefsir otoriteleri, imâm kelimesinin ilk manaları olan “öne geçen, önder, lider, rehber” yerine, dolaylı olan “yol” (tarik) anlamı üzerinde ittifak etmiş görünüyor (Mukâtil; Ferrâ ve Zeccâc). Fakat, buradaki imamın dolaysız ve ilk anlamıyla kullanıldığını söylemek, dil açısından daha ikna edicidir. Şöyle ki: Lût ve Şuayb kavimlerinin kendi zaman ve mekânlarının dünyevî refah açısından “öncü, ileri gelen, gelişmiş” (imam) toplumlar olduğu “ayan açık” olarak anlaşılmaktadır. Bunu, Medyenlilerin yemyeşil ve ağaçlık vadilerde oturan bir ticaret toplumu oluşu da doğrulamaktadır (Âyet 78 ve 7:85). A’râf 95. âyet, helâke uğrayan tüm toplumların dünyevi refahın zirvesine çıkıp iyice şımardıktan sonra cezalandırıldığını dile getirir. Aslında bu, yok olan tüm geçmiş uygarlıkların tâbi olduğu sosyal bir yasadır (Krş: 17:16). Tercihimiz lafız, mana ve maksadı gözeten bu gerekçelere dayanır. Esasen, bu âyetlerin muhatabı olan Mekke’nin durumu da, helâk olan refah toplumlarını hatırlatıyordu (Bkz: 106. sûrenin girişi).