Görünmez varlıkları ise, (insandan) daha önce, yakıp kavuran (şaşırtıcı bir karışımda), zehir gibi (insanın gözeneklerine) nüfuz eden tarifsiz bir ateşten yaratmıştık.[²⁰⁴⁵]
[2045] Cinn için bkz: 7:179, not 145. Görünmeyen varlıkların kökeni konusunu yarı simgesel bir dille açıklayan bu âyette yer alan nâri’s-semûm, değişik yorumlara konu olmuştur. Bizim “yakıp kavurucu” ve “zehir gibi nüfuz edici” şeklindeki çevirimiz, semûmun biri diğerine tercih edilemez olan kök anlamlarına dayanmaktadır. Bu çok özel nâr’ın (ateş veya ışın) tabiatına ilişkin bir ayrıntıyı 55:15’te geçen min mâricin min nâr ibaresinde bulmaktayız. Parantez içindeki “şaşırtıcı bir karışım” açıklaması, mâric’e dayanır (Râğıb). Nâr’ın bilinen bir ateş olmadığı, belirsiz gelmesinden anlaşılmaktadır. Bu durumu çeviriye “tarifsiz” sözcüğüyle yansıttık. Burada, yeryüzünün insan yaşamına elverişli olmadan önceki magma dönemindeki fonksiyonuna ilişkin bir işaret var gibidir. Meleklerin yaratıldığı nûr ile cinlerin yaratıldığı nâr arasında sadece etimolojik ve fonetik bir yakınlık değil, aynı zamanda bir mahiyet yakınlığı olduğu da söylenebilir. Zaten bir cevherden çıkan iki arazı ifade eden ışık ve ateş kelimeleri de, bu yakınlığın niteliğini ele verir. İşin hakikatini Allah bilir.