Daha sonra onu yetmiş arşın boyunda bir zincire vurun.*
(*) Arşın, daha çok çarşı ve pazarda kullanılırdı. Metre hesabıyla çarşı arşını 68 cm’dir. Müfessirler “Sonra da onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire bağlayın!” mealindeki âyette geçen yetmiş sayısını, çokluktan kinaye olarak yorumlamışlardır. Burada da müteşabihat/benzeşme tekniğinden yararlanılmıştır. İşlenen suç ve günahlar bir zincirin halkaları gibi birbiri ile bağlantılıdır. Bir cana kıymak, birinin haysiyetine, namusuna dil uzatmak; görünen, görünmeyen hatalar zincirinin halkaları olup ileride yapanın boynuna dolanacaktır. Bu ifadeler suçun bir defaya mahsus işlenmediğini, bir karakter haline dönüştüğünü de hatırlatmaktadır. Her suç insanın boynuna bir yük yükler. Madde ve kişiler, makam ve mevki önünde eğilmek, onlar gibi olma arzusunu doğurup illegal yoldan hızlı ve çabuk bir şekilde köşeyi dönme zihniyetine dönüşebilir. Bunu engelleyen yegâne unsur, yaptıklarının yanına kar kalmayacağı, yani hesap verme şuurudur. Buna inanmak, aslında azîm bir günde el-Azîm olanın huzurunda, hesap verilecek otoritenin varlığına bir göndermedir. (Kurandan Hayata) Yetmiş rakamının çokluktan kinaye olduğu açıktır. Yani, son derece uzun olan bir zincir. Çünkü ‘’yetmiş” sayısı, klasik Arapça’da sıkça yapıldığı gibi, mecazen “çok” anlamında da kullanılmıştır (Zemahşerî); yani, “öyle bir zincir ki uzunluğunu ancak Allah bilir” (Taberî; ve Râzî’nin naklettiğine göre Hasan Basrî). (M. Esed Meal Açıklaması) Bkz: فعَدَدُ السبعين مستعمل في معنى الكثرة على طريقة الكناية (التحرير والتنوير]