Bu da, Şeytan'ın katmak istediği şeyi, gönüllerinde hastalık olanlarla yürekleri katı bulunanlara bir sınama yapmak içindir ve şüphe yok ki zalimler, gerçekten pek uzak bir ayrılık içindedir.
Kur’ân'ın 53. sûresinin 19 ve 20. âyetlerini okuyan Hz. Muhammed (s.a.a)'in, bu âyetlerden sonra "onlar yüce ak kuşlardır, gerçekten de elbette şefaatleri uludur" dediği ve Lât, Menât ve Uzzâ adlı putları övdüğü ve bu sözleri duyan müşriklerin, Muhammed' le aramızda bir şey kalmadı, bizim putlarımızı övdü, biz de bir ulu Tanrının varlığını biliyorduk, fakat putlarımız da bize şefaatçidir diyerek sûrenin sonundaki secde âyetini duyunca müminlerle berâber secde ettikleri, İbn-i Abbas'tan rivâyet edilmiştir. Ona göre bu sözleri, Hz. Muhammed (s.a.a)'e Şeytan söylemiş, o da vahiy sanarak okumuştur. Sonradan bu iki ayet, bu münasebetle vahyedilmiştir. Bu rivayet, 53. sûrenin, yukarda işaret edilen ayetlerinden sonraki 23. ayetinden de açıkça anlaşıldığı gibi tamamıyla uydurmadır. Çünkü 23. ayette, putların, hiçbir şeye güçleri yetmediği ve onların, müşrikler ve ataları tarafından konmuş birer addan başka bir şey olmadıkları bildirilmektedir. Aynı zamanda söylenen bir sözün içinde hem medih, hem zem olamaz. Olsa dinleyenler, söyleyeni de kabul etmezler, söyleneni de. Bu bakımdan, esasen senedi zayıf olan olayı tevile hiç lüzum yoktur, çünkü öyle bir olay yoktur.