close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Hacc Sûresi 52. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Vemâ erselnâ min kablike min rasûlin velâ nebiyyin illâ iżâ temennâ elkâ-şşeytânu fî umniyyetihi feyenseḣu(A)llâhu mâ yulkî-şşeytânu śümme yuhkimu(A)llâhu âyâtih(i)(k) va(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve senden önce, şeriat sahibi veya başkasının şeriatine uymuş hiçbir peygamber göndermedik ki o, bir şey dilediği zaman Şeytan, onun dileğine bir fitne katmaya uğraşmasın. Fakat Allah, Şeytan'ın katmak istediği şeyi bozar, sonra da ayetlerini sağlamlaştırır ve Allah, her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Biz Senden önce hiçbir resul ve hiçbir nebi göndermiş olmayalım ki, o (Allah’tan) bir temennide bulunduğu zaman, şeytan (hemen) onun dileğine (ümit ve temennisine bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış (ve kafalarını karıştırmaya çalışmış) olmasın. Ama Allah, şeytanın ilka ve iğvasını (ayartma ve saptırma çabalarını) giderir, sonra Allah Kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten (her şeyi hakkıyla) Bilendir, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Biz senden önce, hiçbir Rasül ve Nebi göndermedik ki, o bir dilek ve arzuda bulunduğu zaman veya birşey okumak istediği zaman şeytan onun dileğine bir kuşku veya sapma unsuru bırakmış olmasın. Ama Allah şeytanın katmak istediği şeyi iptal eder ve kendi ayetlerini, peygamberinin kalbinde ve zihninde sağlam olarak yerleştirir. Allah yaptığını yerli yerince yapandır ve sınırsız bilgi sahibidir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Bizim, senden önce, gönderdiğimiz istisnasız bütün Rasüller ve nebiler tebliğlerine müsbet sonuç alma ümidi içindelerken, şeytan, şeytanî güçler, insanların gönüllerinde şüphe uyandırarak peygamberlerin gerçekleştirmek istediği amaçlarına, ülkülerine gölge düşürmüşlerdir. Allah şeytanın, şeytanî güçlerin karıştırdığı vesveseyi çabucak giderir. Sonra da, âyetlerini muhkem kılar, güçlendirir, sağlamlaştırır. Allah her şeyi bilir. Hikmet sahibi ve hükümrandır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Biz senden önce hiçbir elçi veya peygamber (resul veya nebi) göndermedik ki o (bir şey) arzuladığında şeytan onun arzuladığına bir (fitne) karıştırmış olmasın. Allah şeytanın karıştırdığını giderir; sonra Allah kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hakimdir.
52.İbnu Ebi Hatim, İbnu Cerir ve İbnu Munzir sahih bir senedle Said bin Cubeyr`in şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s.) Mekke`de Necm suresini okuyordu. "Gördünüz mü Lât`ı ve Uzza`yı? Ve üçüncüleri olan diğer (put) Menât`ı?" (Necm, 53/19-20) âyetine gelince şeytan O`nun sesiyle: "Onlar ulu kumrulardır ve elbette onların şefaatleri umulur" diye laf kattı. Müşrikler: "(Muhammed) bundan önce bizim ilâhlarımızı iyilikle anmamıştı" dediler ve Resulullah (a.s.) surenin sonunda secde edince onlar da secde ettiler. Bu ayeti kerime de bu olayla ilgili olarak indirildi.Bu olay tefsir ilminde Garanik olayı olarak bilinmektedir ve bu olayla ilgili rivayetler etrafında çeşitli tartışmalar bulunmaktadır. Bu olayla ilgili rivayetlerin çoğunun senetleri zayıf veya munkatıdır (yani arada kopukluk vardır, mevsul değildir). Sadece Said bir Cubeyr`e dayanan yukarıdaki rivayetin senedi mevsuldur. Ancak Said bin Cubeyr sahabeden olmayıp tabiinden olduğundan yukarıdaki rivayet de mürseldir. İbnu Merdeviye`nin nakletmiş olduğu bir rivayette Said bin Cubeyr`in bunu Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiği bildirilmektedir. Ancak bu rivayette senedin bağlantısı sadece Umeyye bin Halid isimli ravi ile sağlanmaktadır. Onun sika (güvenilir) ve meşhur olduğu söylenmiştir. Ancak müfessirler genellikle burada şeytanın araya laf katmış olduğu tarzındaki yorumu kabul etmemiş, belki Resulullah (a.s.)`ın Kur`an-ı Kerim okumasını dinleyen müşriklerden birinin böyle bir söz katmış olabileceğine dikkat çekmişlerdir. Burada ele aldığımız ayeti kerimede: "Biz senden önce hiç bir elçi veya peygamber (resul veya nebi) göndermedik ki o (bir şey) arzuladığında şeytan onun arzuladığına bir (fitne) karıştırmış olmasın" denmesi belirtilen sözün mutlaka şeytan tarafından karıştırılmış olmasını gerektirmez. Çünkü Kur`an-ı Kerim`in bazı yerlerinde bazı insanların şeytana uyarak yaptıkları fiiller doğrudan şeytana nisbet edilmiştir. Dolayısıyla burada da bir müşriğin şeytana uyarak yaptığı hareketin doğrudan şeytana nisbet edilmiş olması mümkündür. Resulullah (a.s.)`ın adları geçen putlar hakkında böyle bir şey söylemiş olması ise asla mümkün değildir. Zaten yukarıdaki rivayetten Resulullah (a.s.)`ın olayın geçtiği yerde Necm suresini sonuna kadar okuduğu anlaşılmaktadır. Çünkü rivayette Resulullah (a.s.)`ın surenin sonunda secde ettiği, müşriklerin de onunla birlikte secde ettikleri ifade ediliyor. Secde ayeti ise Necm suresinin sonundadır. Oysa bu surede: "Gördünüz mü Lât`ı ve Uzza`yı? Ve üçüncüleri olan diğer (put) Menât`ı?" mealindeki ayeti kerimelerin hemen arkasından: "Erkek sizin de dişi O`nun mu? Öyleyse bu insafsızca bir paylaştırma. Bunlar sizin ve atalarınızın koyduğu adlardan başka bir şey değildir. Allah, haklarında hiç bir belge indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerin arzuladıklarına uymaktadırlar. Oysa andolsun ki onlara Rablerinden hidayet gelmiştir" diye buyurulmaktadır. Bu ayeti kerimelerde söz konusu putlara tapılmasının tenkid edildiği görülmektedir. Bu ifadelerin arasına söz konusu putları övücü ifadelerin sıkıştırılmış olması mümkün olamaz. "Onlar ulu kumrulardır ve elbette onların şefaatleri umulur" sözü olsa olsa müşriklerden biri tarafından söylenmiş olabilir. Müfessirlerin önemli bir kısmı bu görüşü tercih etmişlerdir. Bazıları ise böyle bir olayın hiç bir şekilde meydana gelmediğini ileri sürmektedirler. Çok az sayıda müfessir de bu sözlerin şeytan tarafından karıştırılmış olduğu görüşünü tercih etmektedir. Bu arada müsteşriklerin bu olayı kendi çarpık fikirlerine dayanak olarak kullanmaya çalıştıklarına ve tarih boyunca bu olayla ilgili rivayetleri istismar ettiklerine işaret etmekte yarar görüyoruz.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Biz senden önce hiç bir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp-bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp-pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Ey Rasûlüm), biz senden evvel hiç bir Rasûl ve hiç bir Peygamber göndermedik ki, o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şübheler karıştırmasın. (Ancak Allah peygamberleri vahy sureti ile korur). Bunun üzerine Allah, şeytanın bıraktığı şüphe ve fitneyi giderir. Sonra da Allah, ayetlerini tesbit eder, kuvvetleştirir Allah, Alîm'dir= her şeyi bilir, Hakîm'dir= hikmet sahibidir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Senden önce hiçbir elçi ve peygamber göndermedik. İlla ki bir şey arzuladığında şeytan onun arzusu içine bir şey katmış olmasın. Fakat Allah, şeytanın kattıklarını kaldırır, sonra (o peygamber ve elçinin diliyle söylediği) ayetlerini sağlamlaştırır. Çünkü Allah, sonsuz ilim ve hikmet sahibidir.(*)
(*) İnsanın beşeri düşünceleri, belli bir diyalektik sonucu oluştukları için, iyi tarafları yanında kötü ve şeytanî unsurları oluyor. Fakat Allah, peygamberlerin yanlışlarını ayıklatır ki vahyin mesajlarına bulaşmasınlar. Onun için peygamberlerin İlahî itiraza maruz olmayan bütün hal ve hareketleri bir yönden Allah’ın makbulü olduğu anlaşılır. Ve Allah tarafından görevlendirme işi olmayan hiçbir beşeri düşünce, yanlış ve hatadan hali değildir.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Biz, senden önce hiçbir rasûl ve nebi göndermedik ki o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de beşeri arzular katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini sağlam olarak yerleştirir. Allah, bilendir; hikmet sahibidir.
Besim Atalay
swap_vert close
Senden önce, göndermiş olduğumuz bir peygamber, bir elçi bir şey arzu kılarsa, şeytan karıştırırdı onun arzuladığın, hemen Allah silerdi şeytanın koyduğunu, sonra Allah pekleştirir kendi belgelerin; Allah bilicidir, Allah bilgedir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Biz senden önce hiçbir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, onun dileğine karşı şeytan (insanların kalbine) bir şüphe düşürmüş olmasın. Ama Allah, şeytanın düşürdüğü şüpheleri derhal giderir, sonra da mesajlarını kendi içlerinde açık ve anlaşılır kılar ve birbirleriyle açıklar. Çünkü (yalnızca) Allah'tır her şeyi bilen, her hükmünde tam isabet kaydeden.
Bu âyet “nebi” ile “resul” un aynı olmadığını göstermektedir. “Her resul nebidir, fakat her nebi resul değildir” söylemi Kur’an’a göre doğru değildir. Doğru olan her nebinin resul olduğudur. “İsmail'e, Elyesa’ya, Yunus'a ve Lût’a da doğru yolu ihsan ettik…” (En’am 6/86)“Onlar, kendilerine kitap, hikmet ve nebilik verdiğimiz kimselerdir.” (En’am 6/89) Onlara vahiy gediğine göre demek onlar da resuldür ama biz onları sadece nebi olarak biliyoruz. “… Allah müjdeci ve uyarıcı olarak nebiler gönderdi… Onlara dosdoğru hükmetmek üzere kitap indirdi…” (Bakara 2/213) Burada da nebilere vahyin geldiği anlatılıyor. Demek her nebi resuldür ama her resul nebi olmayabilir. Madem her resul nebidir o halde Kur’an resuller için neden “hem resuldü hem de nebi” ifadesini kullanıyor? “Muhammed hem Allah’ın resulü hem de nebilerin sonuncusudur…” (Ahzab 33/40) “Musa da… hem nebi hem de resuldü.” (Meryem 19/51) “İsmail’i de… hem nebi hem de resuldü.” (Meryem 19/54)  
Cemil Said
swap_vert close
Biz senden evvel hiç bir rasûl göndermedik ki kırâet esnâsında şeytân ânı şaşırtmağa çalışmış olmasun lâkin Allâh şeytânın yapdığını ibtâl ve kendi âyâtını tahkîm ider. ’Âlim ve hakîmdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki, birşeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attığını derhal iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.[377]
Tüm peygamberlerin, özellikle Hz. Peygamberin temennisi; tevhit inancının yerleşmesini, insanların ilâhî emir ve yasaklara bağlanmalarını sağlamaktır. Âyette, Hz. Peygamber; aldığı vahiyleri insanlara tebliğ ettikçe, şeytanın onlara “Muhammed şairdir”, “mecnundur”, “yalancıdır”, “emirlik istiyor” gibi vesveselerde bulunarak, onun risalet görevini ifasına engel olmaya çalıştığı konusuna dikkat çekilmektedir. Yoksa şeytanın, doğrudan doğruya peygambere, vahyin içeriğine etki yapacak bir vesvese vermesi söz konusu değildir.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik ki, o bir temennide bulunduğunda şeytan ille de onun arzularına bir şeyler katmaya kalkışmasın. Fakat Allah şeytanın katmaya çalıştığını iptal eder. Sonra Allah kendi âyetlerini (onun kalbine) sağlam olarak yerleştirir. Allah hakkıyla bilmekte, hikmetle yönetmektedir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.  
 Bu âyet, peygamberlerin dahi yanılabileceğini, ancak Allah’ın onları yanılgıdan ve şeytanın vesvesesinden koruduğunu, böylece peygamberlerin, tebliğlerini kusursuz bir şekilde yapma imkânına kavuştuklarını anlatmaktadır. Bir tefsire göre de âyetin manası şöyledir: «...O, vahyedileni okuduğu zaman şeytan dinleyenlerin kalplerine bâtıl şüphe ve ihtimaller getirir.»  
Edip Yüksel
swap_vert close
Senden önce, arzularına şeytanın karışmadığı hiç bir elçi ve hiç bir peygamberi göndermedik. ALLAH şeytanın attığı şeyleri ortadan kaldırır ve sonra ALLAH ayetlerini sağlamlaştırır. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
52-55 Elçiler ve peygamberlerin yanlış ve olumsuz arzular sergilemeleri, onları eleştirmek için fırsat kollayan inkarcılara bahane verdiği gibi onları tanrılaştırarak "masum" gören marazlıları da çelişkilere sokar. Müminler ise Tanrısal olan vahiy ile beşeri hataları birbirinden ayırdedebilecek bilgiye ve netliğe sahiptirler.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
(Ey Muhammed!) Biz senden önce hiçbir elçi ve hiçbir peygamber göndermedik ki o bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi giderir. Sonra da Allah, âyetlerini tahkim eder (güçlendirir). Allah Alîm'dir (herşeyi bilir), Hakîmdir (Hikmet sahibidir)
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Hem biz senden evvel ne bir Resul ve ne bir Nebiy göndermedik ki bir temenni kurduğu vakıt Şeytan onun ümniyyesine bir ilka yapmış olmasın, bunun üzerine Allah Şeytanın ilka ettiğini derhal nesheder de sonra Allah, âyetlerini muhkemler ve Allah, alîmdir, hakîmdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Habibim) biz senden önce, hiçbir resûl ve nebi göndermiş olmayalım ki, o (peygamber, kendisine vahyedileni insanlara) okuduğu zaman onun bu okumasına/bildirmiş olduklarına karşı, şeytan, (dinleyenlerin kalbine) bir şüphe/vesvese atmış olmasın. Allah, (müminleri manen muhafaza etmek suretiyle) şeytanın hilesini boşa çıkarır. Sonra Allah, (peygamberleri vasıtasıyla buyurmuş olduğu) âyetlerini (hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde müminlerin kalbinde manen) sağlamlaştırır. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir
Erhan Aktaş
swap_vert close
Senden önce gönderdiğimiz her resul ve nebi, bir şey dilediği¹ zaman, şeytan² onun bu dileğine bir şeyler katmak istedi.³ Fakat Allah, şeytanın kattığı şeyleri yok eder. Sonra Allah, kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Ve Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Mesajı topluma iletmek istedikleri zaman. 2- Hakk'tan uzak olan. Hakk'a aykırı hareket eden her türlü varlık, kişi ve kurumun ortak “karakteristik adıdır.” 3- Resul ve nebilerin insanların kurtuluşuna yönelik yaptıkları çağrıya bozguncular (insan şeytanlar) çağrıyı etkisiz kılmak için kendi yanlarından bir şeyler katarlardı.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Biz, senden evvel hiçbir resul, hiç bir nebî göndermedik ki o, (bir şey) arzu etdiği zaman şeytan onun dileği hakkında ille (bir fitne meydana) atmış olmasın. Nihayet Allah, şeytanın ilkaa edeceği (o fitneyi) giderir, ibtaal eder. Yine Allah âyetlerini sabit (ve mahfuz) kılar. Allah (her şey'i) hakkıyle bilendir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Ey Resûlüm!) Senden önce, hiçbir resûl ve hiçbir nebî göndermedik ki, o bir temennîde bulunduğu (âyetlerimizi okuduğu) zaman (sustuğu bir anda), şeytan(dinleyenleri yanıltmak isteyerek) onun temennîsine bir şey atmış olmasın! Allah, şeytanın attığını derhâl giderir (de peygamberine onu bildirir); sonra Allah âyetlerini sağlamlaştırır. Çünki Allah, Alîm (herşeyi bilen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve biz senden önce hiçbir elçi ve peygamber göndermiş olmayalım ki, o bir şey dilediği zaman onun dileğine karşı şeytan (insanların aklına) bir kuşku veya sapma katmış olmasın. Ama Allah, şeytanın (doğru yolu bulmak isteyenin aklına) katmak istediği şeyleri (kuşkuları) derhal giderir, sonra da (onun zihninde) kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Allah, (her şeyi hakkıyla) bilendir, (doğru) hüküm verendir.*
(*) Not: Garanik olayı ve onunla ilgili rivayetlerin tamamı münker, uydurma, yalan ve iftira olduğundan ona asla inanmamak gerekir. Bkz: ((تفسير المراغي - زهرة التفاسير Bu iki tefsirin metinleri de aşağıya alınmıştır. Bu nedenle maalesef bu ayetle ilgili birçok meal hatalıdır. Ayrıca tüm peygamberlerin, özellikle Hz. Peygamberin temennisi; tevhit inancının yerleşmesini, insanların ilâhî emir ve yasaklara bağlanmalarını sağlamaktır. Âyette, Hz. Peygamber; aldığı vahiyleri insanlara tebliğ ettikçe, şeytanın onlara “Muhammed şairdir”, “mecnundur, yalancıdır”, “emirlik istiyor” gibi vesveselerde bulunarak, onun risalet görevini ifasına engel olmaya çalıştığı konusuna dikkat çekilmektedir. Yoksa şeytanın, doğrudan peygambere, vahyin içeriğine etki yapacak bir vesvese vermesi söz konusu değildir. (Diy. İş. Meali (Yeni) Ayet Açıklaması) İnsanın beşeri düşünceleri, belli bir diyalektik sonucu oluştukları için, iyi tarafları yanında kötü ve şeytanî unsurları oluyor. Fakat Allah, elçi ve peygamberlerin düşüncelerinde meydana gelebilecek yanlışları vahiyle ayıklatıp giderir. {وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ وَلا نَبِيٍّ إِلَّا إِذَا تَمَنَّى} أي: رغب في انتشار دعوته، وسرعة علوّ شرعته: {أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ} أي: بما يصدّ عنها، ويصرف المدعوّين عن إجابتها: {فَيَنْسَخُ اللَّهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ} أي: يبطله ويمحقه: {ثُمَّ يُحْكِمُ اللَّهُ آيَاتِهِ} أي: يثبتها (محاسن التاويل) وقد قال سليمان بن حرب : إن ( في ) بمعنى عنده ؛ أي ألقى الشيطان في قلوب الكفار عند تلاوة النبي - صلى الله عليه وسلم - ؛ كقوله - عز وجل - : ولبثت فينا أي عندنا . وهذا هو معنى ما حكاه ابن عطية ، عن أبيه ، عن علماء الشرق ، وإليه أشار القاضي أبو بكر بن العربي ، وقال قبله : إن هذه الآية نص في غرضنا ، دليل على صحة مذهبنا ، أصل في براءة النبي - صلى الله عليه وسلم - مما ينسب إليه أنه قاله (تفسير القرطبي) ومعنى إلقاء الشيطان في أمنية النبيء والرسول إلقاء ما يضادها ، كمن يمكر فيلقي السم في السمن ، فإلقاء الشيطان بوسوسته : أن يأمر الناس بالتكذيب والعصيان ، ويلقي في قلوب أئمة الكفر مطاعن يبثونها في قومهم . ويروج الشبهات بإلقاء الشكوك التي تصرف نظر العقل عن تذكر البرهان (التحرير والتنوير) والمعنى : وما أرسلنا من قبلك - يا محمد - من رسول ولا نبى ، إلا إذا تمنى هداية قومه إلى الدين الحق الذى جاءهم به من عند ربه ، ألقى الشيطان الوساوس والشبهات فى طريق أمنيته لكى لا تتحقق هذه الأمنية ، بأن يوهم الشيطان الناس بأن هذا الرسول أو النبى ساحر أو مجنون ، أو غير ذلك من الصفات القبيحة التى برأ الله - تعالى - منها رسله وأنبياءه .( الوسيط لطنطاوي) ويذكر بعض علماء الأثر قصة الغرانيق العلا الذي ادُّعيَ فيها أن النبي - صلى الله عليه وسلم - سُحِر، وقال عن اللات والعزى: تلك الغرانيق العلا، وإن شفاعتهن لترتجى، فهي قصة باطلة كاذبة مهما يكن راويها، ومنزلته في الرواية، فتصديقها يؤدي إلى الطعن في الرسالة المحمدية، وتكذيب راوٍ في قصة مهلهلة خير من تكذيب الرسالة والرسول، ومن يقبلها فهو في غفلة لَا يلتفت إليه، ...(زهرة التفاسير،) هذا وقد دسّ بعض الزنادقة في تفسير هذه الآية أحاديث مكذوبة لم ترد في كتاب من كتب السنة الصحيحة، وأصول الدين تكذّبها، والعقل السليم يرشد إلى بطلانها، وأنها ليست من الحق في شيء، وهي مما تشكّك المسلمين في دينهم، وتجعلهم في حيرة من أمر الوحي وكلام الرسول، فيجب على العلماء طرحها وراءهم ظهريّا، ولا يضيعون الزمن في تأويلها وتخريجها، ولا سيما بعد أن نص الثقات من المحدّثين على وضعها وكذبها، لمصادمتها لأصول الدين التي لا تقبل شكا ولا امتراء (تغسير المراغي) الحاصل أن هذه الرواية باطلة لا أساس لها من الصحة، وقد صنف بعض العلماء كتباً خاصة في إبطالها وردها من أصلها. المقصود أو الخلاصة أن القول بأن النبي ﷺ جرى على لسانه: تلك الغرانيق العُلى في هذه الرواية قصة الغرانيق فهذا باطل من أساسه، لا يجوز لأحد أن يعتقده بحال من الأحوال، ولا يجوز لأحد أن يُورد ذلك على سبيل التقرير في كتاب  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir elçi ve haberci yoktur ki, onlar bir şey arzu ettiklerinde, şeytan onların içlerine kuruntular atmasın. Allah şeytanın attığı kuruntuları yok eder, sonra da hüküm olarak kendi ayetlerini onların kalbine yerleştirir. Allah her şeyi en iyi bilen ve her şeyin hükmünü verendir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Biz senden önce bir peygamber, bir elçi göndermiş olalım, o da bir dilekte bulunmuş olsunda Şeytan onun dileği üzerine kuşku salmış olmasın olmaz. Allah ise Şeytan’ın saldığı kuşkuyu giderir. Sonra da belgelerini berkitir. Allah bilicidir, doğruyu bildiricidir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Senden evvel şeriat sahibi hiçbir resûl, onun şeriatına tâbi hiçbir nebi göndermedik ki o zat kendisine vahiy olunanı kıraat ettiği zaman insan veya cin şeytanı onun kıraatinde iman etmemek hususunda kalplere bir takım evham ilka etmesin. Allah her kimin hidayetini irade edince onun kalbinden bu vehmi izale eder. Kendi âyetlerini hakkı kalbinde sapasağlam kılar. [³] Allah hakkıyle âlimdir, hakimdir.
[3] Granik kıssasının aslı yoktur. Tahkik ve tetkike müstenit olmaksızın âyet-i kerîmeye berveçhi âti mâna verirler: hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki o peygamber kendiliğinden bir şey arzu ederse onun arzusuna şeytan ilkaatta bulunmasın. Allah şeytanın ilkaatını bozar, kendi âyetlerini sapasağlam kılar.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) Senden önce gönderdiğimiz hiçbir elçi ve peygamber yoktur ki, bir temennide bulunduğu zaman, şeytan onun isteğine bir vesvese katmamış olsun. Fakat Allah şeytanın attığı (vesveseyi) derhâl yok eder ve sonra da ayetlerini sapasağlam yerleştirir [yuhkim]. Zira Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.
Kadri Çelik
swap_vert close
Biz senden önce hiç bir resul ve nebi göndermedik ki, o (dinini egemen kılmayı) temenni ettiği zaman, şeytan, onun bu arzusuna (engel olmak için küfre sapanlara) telkinde bulunmamış olsun. Ama Allah, şeytanın telkin ettiği şeyleri giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hikmet sahibidir.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ey Peygamber! Biz senden önce —ister Allah’ın elçisi olarakRasül, ister Allah’ın habercisi olarak Nebi olsun— hiçbir Peygamber göndermedik ki, kendi şefkat, rahmet ve merhametiyle ümmeti adına bir hayır istediği, böylece onların teslimiyet ve kurtuluşlarını arzu ettiği zaman, şeytan onun arzuları arasına yaldızlı, fakat İslâm’a aykırı düşünceler karıştırarak, onu ve etrafındaki müminleri yanlış yönlendirmeye çalışmış olmasın fakat Allah, her defasında şeytanın katmak istediği şeyleri derhal yok ederek Peygamberlerin ve onların getirdiklerine gönülden bağlanan halis kulların zihinlerini arındırır, sonra da ayetlerini onun ve böyle salih kulların kalbine iyice yerleştirerek sağlamlaştırırdı. Bu, Son Peygamber için de geçerlidir. Düşünün, Allah’ın özel koruması altındaki masum Peygamberler bile kendi arzularıyla yola çıktıkları takdirde şeytanın aldatıcı vesveselerine maruz kalıyor ve ancak Allah’ın yardımı sayesinde sapmaktan kurtulabiliyor. O hâlde, siz de dininizi Allah’ın ayetlerinden öğrenmelisiniz. Çünkü Allah, her şeyi bilendir, sonsuz hikmetiyle her şeyi yerli yerince ve en uygun biçimde yapan bir hakîmdir. Şeytanın bu tür vesveselerine neden fırsat verildiğine gelince:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Senden önce ne kadar nebiyy ve ne kadar rasûl gönderdiysek, ancak bir şey arzuladığı zaman Şeytan onun arzusuna burnunu sokup karıştırdı. Şeytan’ın karıştıracağı şeyi Allah yürürlükten kaldırır. Sonra Allah, âyetlerini uygulamaya koyar. Allah hakîm alîmdir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Resulüm! şeytan, senden önce gönderdiğimiz her elçi ya da habercinin düşlerine musallat olmuş, Allah da hep, şeytanın çaktıklarını sökmüştür. Allah bu kez de sözlerini sağlama alacaktır. Çünkü Allah, bilgi ile her şeye egemendir.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Senden önce hiçbir Resul ve Nebi yoktur ki; bir şey istediği zaman, şeytan O’nu şaşırtmak için vesveseler vermiş olmasın! Ama Allah Resullerini, Nebilerini şeytanın vesveselerinden korur. Ayetlerini şeytanların vesveselerine karşı sağlamlaştırır. Allah hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Biz senden önce hiçbir elçi veya peygamber göndermedik ki o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine mutlaka (bir şeyler) katmaya kalkışmasın. [*] Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. [*]Sonra Allah kendi ayetlerini sağlam olarak yerleştirir. [*] Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Burada şeytanın her bir elçi peygamberin tebliğine bir şeyler katma girişiminde bulunduğu ifade edilmektedir.,Burada sözü edilen durum şeytanların vahye müdahalede bulunma girişimleridir. Kaynaklarda anlatılan “Garânık olayı” son derece sorunlu bir kabuldür. Çünkü Hz. Muhammed’in şeytanın müdahalesiyle “kuğu kuşları” şeklinde sembolleştirilen putları övücü ifadeler kullanması hiçbir şekilde doğru ve mümkün değildir. Girişimler her zaman olur; ancak Yüce Allah Hûd 11:1, Hicr 15:9 ve Fussilet 41:42’de belirttiği üzere koruma garantisi verdiği vahyini elbette bu tür katma girişimlerinden korumuştur. ,Benzer mesajlar: Hûd 11:1; Hicr 15:9; Fussilet 41:42.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Bizim senden önce gönderdiğimiz tüm Rasûl ve Nebi’ler¹ (getirdikleri âyetleri) okudukları zaman, şeytan onların okuduklarına² da hep (saptırıcı şeyler) bulaştırmaya çalıştı. Ama Allah, şeytanın bulaştırmaya çalıştıklarını giderir ve kendi âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
1 Bu âyet Rasûl ile Nebî’nin anlamlarında fark olduğunu göstermektedir. Rasûl, kendisine vahiy gelen ve tebliğle görevlendirilen, Nebi ise tebliğle görevlendirilsin veya görevlendirilmesin kendisine vahiy gelen Peygamber demektir. Her Rasûl Nebi’dir, her Nebi, Rasûl değildir.2 Ümniyye: İnsanın kendi gönlünden saplandığı ve sürekli olarak arkasından koştuğu hayal ve asılsız kuruntu (ideal) demektir. Bunun felsefedeki adı ise; “idealizm’dir. İdealistler, bütün hakikatin aslının “ben” olduğunu farz ettiklerinden, nefsin kuruntusunu tüm hakikatin menşei gibi farz ederler ve başarılı olmuş büyük adamları hep idealist sayarlar. Bununla ilahlık ve peygamberlik meselesini de hallettikleri kanaatine vararak; Peygamberleri bir ideal kurmuş, bir süre program yapmakla uğraşmış, sonra da nübüvvet davasıyla ortaya atılmış idealistler gibi göstermek isterler. Fakat Kur’an bilhassa bu âyet ile anlatıyor ki nübüvvet ve peygamberlik bir idealizm işi değildir. Bazılarının dediği gibi Peygamberler; önce hayal âleminde düşünüp sonra düşüncelerini din olarak ortaya atan idealistler değildir. Onların söyledikleri tamamen Allah tarafından gönderilen vahiydir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Bununla birlikte, senden önce her ne zaman bir elçi ya da haberci göndersek ve bu (elçi ya da haberci) ne zaman [uyarılarına olumlu tepkiler almayı] umut etse ⁶⁵, Şeytan mutlaka o’nun güttüğü nihaî amaca gölge düşürmeye kalkışmıştır; ⁶⁶ ama Allah Şeytan’ın düşürmeye çalıştığı gölgeyi giderir ve mesajlarını kendi içlerinde açık ve anlaşılır kılar ve birbirleriyle açıklar; ⁶⁷ çünkü Allah doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen, mutlak ve sınırsız bilgi Sahibidir.
65 Lafzen, “Senden önce hiçbir elçi ya da haberci göndermedik ki, o (elçi ya da haberci) ümit ettiği zaman, (temennâ) ...”. Çoğu müfessire göre “elçi” (“rasûl”) tabiri, yeni bir öğreti ya da şeriat vaz‘eden vahyî mesaj getiren kimse için, “peygamber” (nebî) ise, Allah’ın, mevcut bir şeriate ya da bütün ilahî şeriatlerde yer alan ortak ilkelere dayanan ahlakî değerleri bildirmekle görevlendirdiği kimse için kullanılmaktadır. Buna göre, her rasûl (elçi) aynı zamanda nebî (haberci)dir; ama her nebî, rasûl değildir.66 Yani, mesajı taşıyan kişinin (elçinin) güttüğü gerçek amacın (umniyyeh: lafzen, “arzu/özlem” ya da “ümit/beklenti”) toplumun manen ilerlemesi ya da yükselmesi değil, kendi kişisel nüfûz ve iktidarının güçlenmesi olduğu vesvesesini insanlara vererek (karş. 6:112 -“Biz hem insanlar, hem de görünmeyen varlıklar (cinn) içinden şeytanî güçleri (şeyâtîn) her peygambere düşman kıldık”; 6. sure, 98. notta bu ifadeyle ilgili bir açıklama bulunmaktadır).67 Lafzen, “sonra Allah ayetlerini kendi içinde açık ve açıklayıcı kılar”. Yuhkimu âyâtehû ibaresinin anlamı budur (karş. 11:1’deki uhkimet âyâtuhû ifadesi): yani, Allah kendi muhtevalarıyla kendilerini ortaya koyan mesajlar vahyederek Hz. Peygamber’e birtakım “gizli amaçlar” ya da “kişisel saikler” yakıştırma imkanını kötü niyetli muhalifler için bütünüyle ortadan kaldırmıştır. Cümlenin başındaki sümme (lafzen, “sonra”) takısı bir zamanda peşpeşelik değil, edimler ya da eylemler arasında mevcut sıra, uyum ya da bağlantıyı ifade içindir; bunun içindir ki çeviride “ve” bağlacıyla aktarılmıştır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Senden önce hiç bir elçi ve nebi göndermedik ki, bir şeyi temenni ettiği zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmış olmasın. Ama Allah, şeytanın karıştırdığını giderir ve Allah, ayetlerini sağlamlaştırır.
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Hem senden önce kimi rasul ve nebi olarak göndermişsek,[²⁸⁶⁰] (sonuç almayı) umdukları her seferinde, şeytan mutlaka onun idealindeki amaca ilişkin beklentisine gölge düşürmeye çabalamıştır.[²⁸⁶¹] Fakat Allah, şeytanın çabasını boşa çıkarır; dahası Allah, âyetlerini kendi içinde açık ve birbirlerini açıklayıcı kılar: zira (yalnızca) Allah’tır her şeyi bilen,[²⁸⁶²] her hükmünde tam isabet kaydeden.
[2860] “Kaynağından hedefine doğru uzayıp giden” anlamına gelen risl kökünden türetilen rasul ile, “bir yerden bir yere intikal” anlamına gelen neb’e kökünden türetilen nebî arasındaki fark şöyle açıklanabilir: Her peygamber vahyin kaynağına nisbetle nebî, vahyin hedefine nisbetle rasûldür. Klasik kelâmın vahiyden kopuk önkabullerinin aksine, Kur’an açıkça şunu söyler: Her nebî aynı zamanda rasûl, her rasûl de aynı zamanda nebîdir. Nübüvvete ilişkin ilk vahiy “Oku, yaratan Rabbin adına!” (96:1) ile başlayan ilk âyetler, risalete ilişkin ilk vahiy ise “Sen ey içine kapanan kişi! Kalk ve (insanları) uyar!” (74:1-2) âyetleridir. Kur’an’da genellilikle Allah Rasûlü’nün şahsıyla ilgili hitaplarda nebi, misyonuyla ilgili hitaplarda rasul kullanılırsa da, birbirinin yerine kullanıldığı da vakidir. [2861] Temenni “takdir etmek” anlamına alınarak Allah’a isnat edilirse zımnî anlam “senden önceki her elçi için Allah’ın korumasına muhtaç şeytanın vesvesesine açık bir insan olarak (melek değil) göndermeyi takdir ettik” (Ebu Müslim’den Râzî). Temennâ ve umniyye, ”Nihaî karar, kader, takdir, sonucu belirleyen ölçü” anlamına gelen el-menâ kökünden türetilmiştir. “Döl suyu”na meni denilmesi de bundandır. Temenna “idealindekine ulaşmak için beklenti içine girdi” anlamına gelir. Hem karşılığı olan, hem de karşılığı olmayan beklenti için kullanılır. Aynı şey umniyye (ç. emaniy) için de geçerlidir. Hem “olabilirlik derecesi yüksek idealler hedefleyip o amaca ulaşma umut ve arzusuna”, hem de “ulaşılması imkânsız sahte hedefler, ham hayaller ve kuruntular peşinde koşmaya” delâlet eder (Lisân ve Mekâyîs). Kur’an’da her iki anlamıyla da kullanılmıştır. Bu âyetten de açıkça anlaşılmaktadır ki, insanın idealindeki nihaî amaca ilişkin umut ve beklentileri hedefinden saptırılabilir. İdeallerine ulaşma arzusu, insanı ahlâkî ilkelerden saptıran bir tutkuya dönüşmemelidir. Hayalindeki sonucun henüz gerçekleşmemiş güzelliği başını döndürüp, kendisini yoldan alıkoymamalıdır. [2862] Bu ‘alim ismi “geleceğe yönelik ideal beklenti” ile alâkalıdır. Geleceğe ilişkin ideal beklentiler ve ütopik hayaller içine girenlere geleceği sadece Allah’ın bildiği hatırlatılmaktadır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) Senden önce gönderdiğimiz hiçbir Resül ve hiçbir Nebi yoktur ki o, bir şeyi dilediği zaman şeytan, onun temennisine bir fitne karıştırmış olmasın. Ancak Allah, şeytanın karıştırdığını (o fitneyi) giderir, sonra da Allah kendi ayetlerini güçlendirir. Allah herşeyi hakkıyle bilendir; hüküm ve hikmet sahibidir.
Osman Fırat
swap_vert close
Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ve de nebî bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair illa bir vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, âyetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve senden evvel bir resûl, illâ bir nebi göndermedik ki, illâ bir temennide bulunduğu zaman onun temennisine şeytan bir şey atıvermiştir. Fakat Allah şeytanın attığını defeder, sonra Allah, âyetlerini muhkem kı- lar ve Allah alîmdir, hakîmdir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Senden önce hiç bir resul veya nebî göndermedik ki, halkının hidâyetini umarak gayret gösterdiğinde, Şeytan onun temennisi hakkında bir vesvese vermek, ümidini kırmak istemesin. Ama Allah, şeytanın attığı o vesveseyi giderir, sonra da âyetlerini sapasağlam, muhkem kılar. Zira Allah alîmdir, hakîmdir (her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).
Âyette geçen “temennâ” fiilinin ilk ve meşhur anlamı “arzu ve temenni etmek, ummak” dır. Bu kökten “ümniyye” ise isim olarak “temenni edilen şey” mânasına gelir. Âyette her iki kelime de bu mânalarda kullanılmışlardır. Her peygamber gibi Hz. Peygamber (a.s.) da halkının hidâyete tâbi olup dünya ve âhiret mutluluğuna erişmelerini arzu ediyordu. Şeytan ise, Hz. Peygamberi ümitsizliğe düşürmek için, ins şeytanlarından dostlarına da onun önüne engeller koymak için vesvese veriyordu. Risaletin başlangıcında müminler sayıca çok az olup işkenceye mâruz bırakılınca, şeytan diğer insanlara da vesvese verip: “Bu din gerçek olsaydı, genel kabule mazhar olurdu. Demek ki Allah da bundan razı değil ki öbür taraf daha fazla” diye vesvese veriyordu. Böylece herkes bir imtihanla karşı karşıya kalıyordu. Din, zaten aslında bir imtihandır. Mücahede ve aklî muhakeme ile batılı terk edip hakka sarılmakla insan bir değer kazanır. Şeytanın bu vesvesesine karşı, Allah, Resulünün ve müminlerin sebatlarına mükâfat olarak onları teyid edip Peygamberinin tebligatının gerçek olduğunu izhar eder. Hz. Peygamber bile ilk anda vesveseye mâruz kalsa da, “İsmet (Allah’ın risaletini koruması)” vasfı karşı çıkıp o vesveseyi boşa çıkarır.Âyetin mânası bu iken, bazıları “temennâ”nın ender kullanılan okuma mânasını almış, Necm suresi ve Garanik uydurma kıssası ile, nesh konusu ile irtibatlandırıp garip bir senaryo ortaya çıkarmışlardır ki Allah da, Resulü de Kur’ân da bundan münezzehtirler.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermemiştik ki o, temenni ettiği zaman, şeytan onun temennisine (bir düşünce) atmış olmasın. Fakat Allah, şeytanın attığını siler, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, 'alim(bilen)dir, hakim (sağlamlaştıran)dır.
Resûl: Elçi demektir. Daha ziyâde yeni bir şerî'at getiren peygamber anlamında kullanılır. Nebî ise haber veren (mânâ âleminden gelen gizli bilgileri söyleyen) demektir. Bu da peygamber anlamında kullanılır. Yeni bir şerîat getiren elçiye nebî dendiği gibi, kendisinden önceki şerîati güçlendirmeğe çalışan reformcuya da nebî denilir.Ümniyye: bir şeyi arzu etmek, gönlünün istediğine kavuşma arzusudur ki felsefede buna ideal denilir. peygamberlik, insanın kendi arzusuyla değil, Allah'ın vahyi ile olur. Bu âyette Hz. Hz. Muhammed'e, insanın arzu ve isteklerine şeytânın karışıp bozuk düşünceler karıştırabileceği, bu bakımdan peygamberin hayal ve arzulara değil, sadece Allah'ın vahyine teslîm olması gerektiği anlatılmaktadır. Çünkü gönüle gelen arzu ve düşüncelerde şeytânın payı olabilir ama Allah, vahyinin içine şeytân düşüncelerinin karışmasına müsâade etmez. Çünkü vahiy, meleklerin koruması altında gönderilir. Hz. Muhammed (s.a.v.): "Benim de kalbim bulutlanır, bunun için günde yetmiş kez Allah'tan bağışlanmayı dilerim" buyurmuştur. Başka bir yoruma göre âyette geçen temennî kelimesi, okumak anlamındadır. Ümniyye de okuma ile öğrenilen, kulaktan dolma şeylerdir. Bu takdîrde âyetin anlamı şöyledir: Senden önce hiçbir resûl ve nebî göndermedik ki o bir şey okuduğu zaman mutlaka şeytân, onun okumasına, vahiy dışı bir şey atmış olmasın. Fakat Allah, onun attığı sözü yok eder, sonra Allah kendi âyetlerini sağlamlaştırır. Allah'ın vahiyleri arasına şeytânın sözü karışmaz. Şeytânın kalblere attığı vehimler, vahiy karşısında eriyip gider..  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Senden evvel bir rasûl veyâ bir nebî göndermedik ki bir şey temennî itse şeytân onun sözine ilkââtda bulundı. Allâh Te'âlâ şeytânın ilkâ itdiğini ibtâl idüb sonra âyâtını tahkîm ve tesbît ider. Allâh bilici, ve muktezâ-yı hikmeti icrâ idicidir.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Senden önce de elçi veya nebi olarak gönderdiğimiz kimselerden hangisi bir şey tasarlasa Şeytan onun tasarladığı şeye mutlaka bir pislik bulaştırmıştır. Arkasından Allah, şeytanın bulaştırdığını gidermiş sonra da âyetlerini (zihinlerde) iyice pekiştirmiştir.[*] Allah bilir, doğru karar verir.
[*] Bizler, içimizden geçenlerden değil içimizde olanlardan sorumluyuz (Bkz: Bakara 2/284) İçimizde olan iman, içimizden geçen vesvesedir. Elçi ve nebilerin bile şeytanların(hem insan hem cin) vesvesesine maruz kaldığı ayette açıktır. Önemli olan şeytanın attığını Allah'ın gönderdiği ile karşılamak ve gidermektir. Bu da ancak Allah'ın doğru bilgisi(zikir) olan Kur'an ve onda geçen emir ve yasaklara tam uymakla olur.  
Şaban Piriş
swap_vert close
Senden önce hiç bir peygamber göndermedik ki, bir şeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmış olmasın. Ama Allah, şeytanın karıştırdığını giderir ve Allah, ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hakimdir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Senden önce de Biz hiçbir resul veya nebî(15) göndermedik ki, onlardan biri birşey dilediğinde, şeytan onun dileğine bir vesvese karıştırmış olmasın.(16) Fakat Allah şeytanın attığı vesveseyi giderir ve âyetlerini sapasağlam yerleştirir. Zira Allah herşeyi bilen, her işi hikmetle yapandır.
(15) Resul ile nebî arasındaki farklar konusunda çeşitli görüşler vardır. Bunlardan en yaygın olanına göre, resulün nebîden farkı, onun yeni bir şeriatla gönderilmiş olmasıdır. Veya, vahiy alan ve tebliğle görevli olan resul, tebliğ görevi olsun veya olmasın vahiy alan ise nebî olarak adlandırılmıştır.(16) Peygamber, insanların hidayetini diler; fakat şeytan onu ümitsizliğe sevk edecek tuzaklar kurar, vesveseler verir. Bu sadece dilekle ilgili bir konudur; vahiyle herhangi bir ilişkisi yoktur. 72:27-28’e de bakınız.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Biz senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o bir şey tasarladığında/okuduğunda, şeytan onun düşünce ve dileği içine bir şey atmış olmasın. Ama Allah, şeytanın attığını siler, sonra kendi ayetlerini muhkemleştirir. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı viribimedük senden ilerü yalavaç [179a] ne daħı peyġamber lįkin ķaçan kim oķıdı bıraķdı şeyŧān oķımaķlıġı içinde pes bāŧıl eyledi Tañrı anı kim bıraġur-ıdı şeyŧānandan muḥkem eyleye Tañrı āyetlerini. daħı Tañrı bilicidür dürüst işlü dürüst sözlü.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı biz göndermedük senden burun bir peyġamberi, ne daḫı bir nebīyi, illāḳaçan yüregine fikr düşse yā tilāvetine, şeyṭān anuñ yüregine düşü‐rür, dilinden düşürür. Pes Tañrı Ta‘ālā giderür şeyṭān düşürdügi nesneyi. An‐dan ṣoñra muḥkem eyler Tañrı Ta‘ālā āyetlerini. Daḫı Tañrı Ta‘ālā ġāyet bi‐licidür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Rəsulum!) Biz səndən əvvəl də (şəriət sahibi olan) elə bir rəsul, (şəriət sahibi olmayıb onun ardınca gedən) elə bir nəbi (peyğəmbər) göndərmədik ki, o, (hər hansı bir şeyi) arzu etdikdə Şeytan onun arzusuna (diləyinə vəsvəsə yolu ilə) bir xələl qatmasın! (Yaxud o, ayələrimizi oxumaq istədiyi zaman Şeytan onu çaşdırıb oxuduğu ayə barəsində pis bir fikir təlqin etməsin!) Lakin Allah Şeytanın vəsvəsini batil (yox) edər. Sonra isə Allah Öz ayələrini möhkəmlədər. Allah (hər şeyi) biləndir, hikmət sahibidir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Never sent We a messenger or a Prophet before thee but when He recited (the message) Satan proposed (opposition) in respect of that which he recited thereof. But Allah abolisheth that which Satan proposeth. Then Allah establisheth His revelations. Allah is Knower, Wise;
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Never did We send a messenger or a prophet before thee, but, when he framed a desire, Satan threw some (vanity)(2831) into his desire: but Allah will cancel anything (vain) that Satan throws in, and Allah will confirm (and establish) His Signs: for Allah is full of Knowledge and Wisdom:(2832)
2831 Prophets and messengers (the distinction is explained in n. 2503 to 19:51) are but human. Their actions are righteous and their motives pure, but in judging things from a human point of view, the suggestion may come to their mind (from Satan) that it would be good to have power or wealth or influence for furthering Allah's cause, or that it may be good to conciliate some faction which may be irreconcilable. In fact, in Allah's Plan, it may be the opposite. Allah, in His mercy and inspiration, will cancel any false or vain suggestions of this kind, and confirm and strengthen His own Commands and make known His Will in His Signs or revelations. 2832 This clause and the similar clause at the end of the next verse are parenthetical.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَمَٓا اَرْسَلْنَا
ve göndermedik
مِنْ قَبْلِكَ
senden önce
مِنْ رَسُولٍ
hiçbir resul
وَلَا نَبِيٍّ
ve ne bir nebî
اِلَّٓا
an-cak
اِذَا
o za- man ki
تَمَنّٰٓى
bir temenni- de bulundu
اَلْقَى
attı
الشَّيْطَانُ
şeytan
ف۪ٓي اُمْنِيَّتِه۪ۚ
onun temennisine
فَيَنْسَخُ
fakat iptal eder
اللّٰهُ
Allah
مَا
o şe- yi ki
يُلْقِي
atıyor
الشَّيْطَانُ
şeytan
ثُمَّ
sonra
يُحْكِمُ
sağlam- laştırır
اللّٰهُ
Allah
اٰيَاتِه۪ۜ
âyetlerini
وَاللّٰهُ
ve Allah
عَل۪يمٌ
Alîm'dir
حَك۪يمٌۙ
Hakîm'dir
(Resulüm!) Biz, senden önce hiçbir resul ve nebî göndermedik ki o, (kendince hayırlı olan bir arzuyu) temenni ettiği zaman, şeytan onun temennisine (kendinden) bir şey katmamış olsun! Ne var ki Allah, şeytanın (onun temennisine) kattığı şeyi (âyetleriyle) iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (nebî ve resullerinin gönlünde) sağlamlaştırır. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir (her şeyi ve herkesi bilen, her işinde hikmet ve hayır olandır).
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اَرْسَلَ
Fiil-IV
ر س ل
Gönderdi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
قَبْل
İsim
ق ب ل
Önce, öteden beri
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
نَبِىّ
İsim
ن ب ا
Nebî
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
تَمَنَّى
Fiil-V
م ن ي
Temenni etti, arzu etti
اَلْقَى
Fiil-IV
ل ق ي
Attı, saldı, teklif etti, bıraktı, verdi, ilka etti, laf attı, karşı karşıya geldi, ulaştırdı
شَيْطَان
İsim
ش ط ن
Şeytan
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اُمْنِيَّت
İsim
م ن ي
Kuruntu, temenni
نَسَخَ
Fiil-I
ن س خ
Hükmünü kaldırdı, iptal etti
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اَلْقَى
Fiil-IV
ل ق ي
Attı, saldı, teklif etti, bıraktı, verdi, ilka etti, laf attı, karşı karşıya geldi, ulaştırdı
شَيْطَان
İsim
ش ط ن
Şeytan
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
اَحْكَمَ
Fiil-IV
ح ك م
Muhkem, sağlam yaptı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَلِيم
İsim
ع ل م
Alîm (Allah'ın ismi, esmasıdır. İlmiyle her şeyi ve herkesi bilen demektir), çok bilgili, en iyi bilen, bilgin, âlim
حَكِيم
İsim
ح ك م
Hakîm (Allah'ın esması, ismidir. Her işinde hikmet ve hayr olan demektir), hikmet dolu, hikmetli