Hem senden önce kimi rasul ve nebi olarak göndermişsek,[²⁸⁶⁰] (sonuç almayı) umdukları her seferinde, şeytan mutlaka onun idealindeki amaca ilişkin beklentisine gölge düşürmeye çabalamıştır.[²⁸⁶¹] Fakat Allah, şeytanın çabasını boşa çıkarır; dahası Allah, âyetlerini kendi içinde açık ve birbirlerini açıklayıcı kılar: zira (yalnızca) Allah’tır her şeyi bilen,[²⁸⁶²] her hükmünde tam isabet kaydeden.
[2860] “Kaynağından hedefine doğru uzayıp giden” anlamına gelen risl kökünden türetilen rasul ile, “bir yerden bir yere intikal” anlamına gelen neb’e kökünden türetilen nebî arasındaki fark şöyle açıklanabilir: Her peygamber vahyin kaynağına nisbetle nebî, vahyin hedefine nisbetle rasûldür. Klasik kelâmın vahiyden kopuk önkabullerinin aksine, Kur’an açıkça şunu söyler: Her nebî aynı zamanda rasûl, her rasûl de aynı zamanda nebîdir. Nübüvvete ilişkin ilk vahiy “Oku, yaratan Rabbin adına!” (96:1) ile başlayan ilk âyetler, risalete ilişkin ilk vahiy ise “Sen ey içine kapanan kişi! Kalk ve (insanları) uyar!” (74:1-2) âyetleridir. Kur’an’da genellilikle Allah Rasûlü’nün şahsıyla ilgili hitaplarda nebi, misyonuyla ilgili hitaplarda rasul kullanılırsa da, birbirinin yerine kullanıldığı da vakidir.
[2861] Temenni “takdir etmek” anlamına alınarak Allah’a isnat edilirse zımnî anlam “senden önceki her elçi için Allah’ın korumasına muhtaç şeytanın vesvesesine açık bir insan olarak (melek değil) göndermeyi takdir ettik” (Ebu Müslim’den Râzî). Temennâ ve umniyye, ”Nihaî karar, kader, takdir, sonucu belirleyen ölçü” anlamına gelen el-menâ kökünden türetilmiştir. “Döl suyu”na meni denilmesi de bundandır. Temenna “idealindekine ulaşmak için beklenti içine girdi” anlamına gelir. Hem karşılığı olan, hem de karşılığı olmayan beklenti için kullanılır. Aynı şey umniyye (ç. emaniy) için de geçerlidir. Hem “olabilirlik derecesi yüksek idealler hedefleyip o amaca ulaşma umut ve arzusuna”, hem de “ulaşılması imkânsız sahte hedefler, ham hayaller ve kuruntular peşinde koşmaya” delâlet eder (Lisân ve Mekâyîs). Kur’an’da her iki anlamıyla da kullanılmıştır. Bu âyetten de açıkça anlaşılmaktadır ki, insanın idealindeki nihaî amaca ilişkin umut ve beklentileri hedefinden saptırılabilir. İdeallerine ulaşma arzusu, insanı ahlâkî ilkelerden saptıran bir tutkuya dönüşmemelidir. Hayalindeki sonucun henüz gerçekleşmemiş güzelliği başını döndürüp, kendisini yoldan alıkoymamalıdır.
[2862] Bu ‘alim ismi “geleceğe yönelik ideal beklenti” ile alâkalıdır. Geleceğe ilişkin ideal beklentiler ve ütopik hayaller içine girenlere geleceği sadece Allah’ın bildiği hatırlatılmaktadır.