close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Fussilet Sûresi 44. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Velev ce’alnâhu kur-ânen a’cemiyyen lekâlû levlâ fussilet âyâtuh(u)(s) e-a’cemiyyun ve ’arabiy(yun)(k) kul huve lilleżîne âmenû huden ve şifâ/(un)(s) velleżîne lâ yu/minûne fî âżânihim vakrun ve huve ‘aleyhim ‘amâ(en)(c) ulâ-ike yunâdevne min mekânin ba’îd(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Eğer yabancı bir dille meydana getirseydik Kur'an'ı, elbette derlerdi ki ayetleri Arapça olarak açıklansaydı da anlasaydık olmaz mıydı? Bu, yabancı bir dille söylenmiş söz, söyleyen de Arap ha? De ki: O, inananlara doğru yolu gösterir ve şifadır; inanmayanlarınsa kulaklarında ağırlık var ve Kur'an, onları kör etmede; sanki onlara pek uzak bir yerden nida edilmede.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Eğer Biz Onu, A’cemi (Arapça dışında bir dilde) olan bir Kur’an kılsaydık, herhalde (ve haklı olarak): "Onun ayetleri (anlayacağımız biçimde ve kendi dilimizle) açıklanmalı değil miydi?" diyeceklerdi. "Arap olana, A’cemi (Arapça olmayan bir dil) mi?" (diyerek karşı geleceklerdi.) [Not: Bu ayetler Kur’an’ın farklı dillere tercüme edilmesi gereğine de işarettir.] De ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifa (vesilesidir). İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık (ve sağırlık) varmış (gibi) O (Kur’an) onlara karşı bir körlüktür (ve hiç anlaşılmaz sözler gibi gelir). İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir(miş ve kendilerini hiç ilgilendirmezmiş şeklinde bir tavır sergilenir)."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Biz Kur'ân'ı Arapça değilde, başka yabancı bir dilde Kur'an olarak indirseydik, elbette o inkâr edenler derlerdi ki: “Ayetleri Arapça olarak açıklansaydı da, anlasaydık olmaz mıydı? Bu ne? Dil yabancı, muhatabı da Arap!” De ki ey Muhammed! “Bu Kur'ân, iman edenler için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifa kaynağıdır. İnanmayanların ise, kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara kapalı ve karanlıktır. Onlar uzak bir yerden çağrılıp da duymayan, anlamayan kimseler gibidir.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Eğer biz, bütün ilâhî kitaplardaki dinî-ilmî esasları içeren Kur'ân'ı yabancı dilde okunan bir kitap olarak planlayıp hazırlayarak açıklasaydık: “Hayata geçirilebilmesi için âyetleri, ayrıntılı bir şekilde açıklanmalı değil miydi? Arapça konuşan bir peygambere, yabancı dilde bir kitap mı gönderilir?" diyeceklerdi. Sen: “Kur'ân, iman edenler için hidayet kaynağı, doğru, hak yolu gösteren bir kılavuzdur, bir şifâdır" de. İman etmeyecek olanların da kulaklarında ağırlık vardır. Kur'ân onlara kapalıdır. Sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor da, duymazlıktan anlamazlıktan geliyorlar.
bk. Kur’an-ı Kerim, 17/82; 26/198-199.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Onu yabancı dilde bir Kur'an kılsaydık: "Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille mi (hitab edilir)?" derlerdi. De ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır. İman etmeyenlere gelince onların kulaklarında bir ağırlık var ve o (Kur'an) onlara bir körlüktür. Onlara (sanki) uzak bir yerden sesleniliyor.
Ali Bulaç
swap_vert close
Eğer biz onu A'cemi (Arapça olmayan bir dilde) olan bir Kur'an kılsaydık, herhalde derlerdi ki: 'Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap olana, A'cemi (Arapça olmayan bir dil)mi?' De ki: 'O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlara (sanki) uzak bir yerden seslenilir.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Eğer biz, onu, yabancı bir dilden Kur'an yapaydık, muhakkak şöyle diyeceklerdi: “- Ayetleri açıklansaydı ya! Arab'a yabancı dil mi?” (Ey Rasûlüm, onlara) de ki: “- O Kur'an, iman edenlere hidayet ve şifadır. İman etmiyenlerin ise, kulaklarında bir ağırlık var. Kur'an onlara karşı bir körlük ve şübhedir. Onlar, uzak bir yerden çağrılanlar gibidir; (hakkı duymazlar ve kabul etmezler)”.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Eğer Biz, o kitabı yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık: “Ayetleri açıklanmalı değil midir? Kendisi Arap da kitabı yabancı mı?” diyeceklerdi. De ki: “O, inananlar için hidayet ve şifadır. İnanmayanlar ise, kulaklarında ağırlık vardır. O (Kur’an,) onlara kapalı ve karanlık kalıyor. İşte onlara çok uzak bir yerden sesleniliyor. [Onlar hakikatten çok uzak düşmüşlerdir.]
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Eğer biz bu Kur'ân'ı yabancı bir dilde indirseydik, onlar kesinlikle, “Âyetlerinin açıklanması gerekmez miydi? Bir Arap'a yabancı bir dille söylenir mi?” diyeceklerdi. De ki: “O, inananlar için bir yol gösterici ve gönüllerine şifadır. Kâfirlerin kulaklarında ağırlık vardır ve Kur'ân onlara kapalıdır; sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor.”
Besim Atalay
swap_vert close
Biz, Kur'anı Arapçadan başka bir dille kılsaydık, derlerdi ki: «Onun âyetleri açık olsaydı, dil yabancı, halk Arap!»; diyesin ki: «İnanı olanlara o kılavuzdur, o şifadır, inanmayanların kulaklarında ağırlık vardır, bu, onlara karanlıktır, onlar uzak yerden çağrılıyorlar!»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Eğer biz Kur'an'ı (onların konuştuğu Arapça dışında) başka bir dille indirseydik, onlar bu sefer de: “Onun ayetlerinin (Arapça olarak) genişçe açıklanması gerekmez miydi? Başka dilde bir kitap, Arap bir peygamber ve muhatapları. (Bu nasıl iş?)” diyeceklerdi. De ki: “Bu (ilahi kelâm), iman edenler için bir rehber ve (mesajları gönüllere) bir şifa kaynağıdır.” Ona inanmayanlara gelince; onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Onun için Kur'an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara (duyamayacakları kadar) uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar).”
Bkz. 9/125, 17/82Arapçanın ve Arap harflerinin kutsal olduğunu söyleyenlere en güzel cevabı bu ayet vermektedir. Kur’an’ın muhatap olduğu ilk toplum ve peygamberleri Arapça konuştuğu için Kur’an Arapça gelmiştir. Allah’ın dili olmaz. Bütün dilleri yaratan Allah’tır. “… Dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da O'nun (kudretinin) delillerindendir…” (Rum 30/22) Dil de harfler de sadece bir araçtır. Kur’an’ın ayet metinlerinin yazıldığı harflerle şirk ve küfür içerikli metinler de yazılmaktadır. Arap harflerinden başka Latin ve benzeri harflerle Kur’an metnini sağlıklı yazmak mümkün değildir diye Arapçayı kutsal görmek Arap milliyetçiliğinin bir ürünüdür. Zira diğer dilleri Arapça yazmak da çok sağlıklı değildir. “Biz, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik ki onlara (Allah'ın buyruklarını) iyice anlatsın.” (İbrahim 14/4) Arapça kutsal dil olsaydı diğer vahiyler de Arapça gelirdi. Ama onlar da Kur’an gibi geldikleri toplumun diliyle inmiştir. Nasıl ki bir ırkın başka bir ırka üstünlüğü kabul edilemezse bir dilin başka bir dile üstünlüğü de öylece kabul edilemez. Bazı Müslümanların Arapçaya kutsiyet atfetmesi, Kur’an’ın başka dillere çevirisini gölgelemektedir ki bu Kur’an mesajının anlaşılmasının önünde en büyük engeldir.  
Cemil Said
swap_vert close
Eğer Kur’ân’ı yabancı bir lisân ile göndermiş olsa idik: "Hiç olmaz ise bu kitâbın âyâtı vâzıh olmalı idi, ’arab kavmi ecnebî lisânından ne anlar?" dirler idi. Sen ânlara di ki: "Îmân idenlere bu bir şifâ ve rehber-i hidâyetdir. Îmân itmeyenlerin kulaklarında ağırlık vardır, anlamazlar uzakdan çağırılanlara benzerler."
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Biz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Eğer biz onu başka dilde bir Kur’an yapsaydık onlar mutlaka, “Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?” derlerdi. De ki: “O, inananlar için bir hidayet ve şifâdır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor (da anlamıyorlar).”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Şayet biz onu yabancı dilde okunan bir kitap olarak indirseydik mutlaka şöyle diyeceklerdi: “Âyetlerinin açık seçik anlaşılır olması gerekmez miydi? Bir Arap’a yabancı dilden bir kitap, öyle mi!” De ki: “O, inananlar için bir rehber ve şifadır; inanmayanlara gelince onların kulaklarında bir sağırlık vardır, Kur’an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara çok uzaktan sesleniliyor.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden (kitap) olur mu? De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur'an'da ne söylendiğini anlamıyorlar.)
Edip Yüksel
swap_vert close
Onu yabancı dilde bir Kuran kılsaydık, "Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi?" diyeceklerdi. İster yabancı dil, ister Arapça olsun, de ki, "O, inananlar için (dilleri sözkonusu olmaksızın) bir rehber ve şifadır. İnanmıyanların ise kulaklarında ağırlık vardır. Onlara sanki uzak bir yerden sesleniliyor gibi onlara kapalıdır."
Kuran tüm dünya dillerine çevrilmelidir (26:198-200). İnananlar, doğru çeviri ile yanlış çeviri arasındaki farkı, Tanrı vergisi akıllarını kullanarak, karşılaştırıp tartışarak rahatlıkla görebilirler. Kuran'ın asıl öğretmeni Tanrı'dır (55:1-2). Bak 43:3; 11:1.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur'ân yapsaydık onlar mutlaka: "Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?" derlerdi. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ve eğer biz onu a'cemî bir Kur'an yapa idik diyecekler idiki: âyetleri tafsıyl edilseydi ya! Acaba Acemce mi? de ki: o, iyman edenler için hidayet ve şifadır, iyman etmiyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o onlara karşı körlüktür, onlara uzak bir mekândan haykırılır
Emrah Demiryent
swap_vert close
Eğer biz Kur’ân’ı (onların konuştuğu Arap lisanından) başka bir lisan ile gönderseydik, onlar bu sefer de, “Arap olan (Arapça konuşup anlaşan bir toplum) a Arapça olmayan, yabancı bir lisan ile kitap mı gönderilir?” derlerdi. De ki: “O, îmân edenler için bir hidâyet ve şifadır. Îmân etmeyenlere gelince... (Israrla hakkı inkâr etmelerinden dolayı) onların kulaklarında (hakkı işitmelerine engel olan, manevi) bir (s) ağırlık vardır. Onun için Kur’ân onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. (Sanki) onlara (duyamayacakları kadar) uzak bir yerden sesleniliyor (da, o sesi duymakta zorlanıyorlar ve söyleneni anlamıyorlar).”
Erhan Aktaş
swap_vert close
Biz, onu yabancı bir dille “kur'an”¹ yapsaydık, mutlaka: “O'nun ayetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Yabancı dilde bir kur'ana² Arap muhatap, hiç olur mu? De ki: “Kur'an, inananlar için bir yol gösterici ve bir şifadır.” Ve inanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur'an, onlara kapalıdır. Onlara sanki uzak bir yerden seslenilmektedir.³
1- Okunan. 2- Arapça olmayan bir kitaba. 3- Sanki hiçbir şey duymuyorlar.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Eğer biz onu yabancı (dilden) bir Kur'an yapsaydık muhakkak ki «Ayetleri açıklanmalı değil miydi Araba mensub (bir muhaataba), Arabca olmayan (bir Kur'an) mı? diyeceklerdi. (Onlara) söyle: «O (Kur'an) îman edenler için (mahz-ı) hidâyet ve şifâdır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır. O (Kur'an) bunlara karşı bir körlükdür. (Sanki) onlar uzak bir yerden çağırılıyorlardır.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Ve şâyet (biz) onu yabancı (dilde) bir Kur'ân yapsaydık, elbette: “Âyetleri(anlayacağımız bir dil ile) açıklanmalı değil miydi? Arab olana yabancı (dilde kitab) olur mu?” diyeceklerdi. De ki: “O, îmân edenler için bir hidâyet ve bir şifâdır!” Îmân etmeyenlere gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'ân), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlar (sanki) uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve eğer biz onu yabancı bir dilde bir Kur’an kılsaydık, elbette onlar (o inkârcılar) diyeceklerdi ki: "O’nun ayetleri açıklansaydı ya! Arap olana (Arapça konuşan bir peygambere), acemi [Arapça olmayan bir dil] mi?" De ki: (hangi dilde olursa olsun) O (Kur’an), iman etmiş olanlara hem yol gösterici hem de (insanlığı tehdit eden her türlü manevi, kültürel, siyasi ve toplumsal dertlere karşı bir deva, gönül, duygu ve düşüncelere de manevi) bir şifadır. İnanmak istemeyen kimselere gelince; kulaklarında (sanki) bir ağırlık var (gerçekleri duymak istemiyorlar) ve (gözlerinde de sanki) bir körlük var (bu nedenle gerçekleri görmek de istemiyorlar). İşte (sanki) onlar uzak bir yerden çağırılırlar (gibi bir hâlleri vardır).
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Eğer biz bu Kur’an’ı yabancı bir dille onlara indirmiş olsaydık “Ayetleri açık anlaşılır olması gerekmez miydi, Arap olana yabancı bir dille mi indirilir?” derlerdi. Deki “O Kur’an iman edenler için yol gösterici ve şifadır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık ve gözlerinde de bir körlük var. Sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyormuş gibi, duymuyorlar.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Eğer Biz bu Kur’an’ı yabancı bir dilde bildirmiş olsaydık, kesenkes şunu diyeceklerdi: "Bunun ayetleri uzun uzadıya açıklanmalı değil miydi? Arap olanlara yabancı bir dil, öyle mi?" De ki. "O, inanan kimse için doğru yolu gösterici, iyilik getiricidir. İnanmıyan kimselere gelince onların kulaklarında ağırlık vardır. Onların gözleri Kur’an’a kapalıdır. Onlar kendilerine uzaktan ünleyen hayvanlara benzerler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Biz, Kur/an/ı yabancı bir dille göndermiş olsaydık Arap kâfirleri «— Onun âyetleri tafsil ve beyan olunmalıydı! Bu ne! Dil yabancı, muhatap Arap, öyle şey mi olur?» diyeceklerdi. Onlara de ki Kur/an mü/minler hakkında ayn-i hidayet, ayn-i şifadır. Mü/min olmayanların ise kulaklarında ağırlık vardır, Kur/an onlara körlük vermiştir [³]. Onlar uzak bir yerden çağırılanlar gibi çağıranı görürler, sözlerini anlamazlar [⁴].
[3] Gözlerini kör etmiştir. Kur'an'ı görecek gözleri yoktur.[4] Adem-i idrâk ve kabullerini temsildir.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Eğer Biz bu Kur’an’ı bir başka dilde yapsaydık, elbette onlar, “Ayetleri daha ayrıntılı/anlaşılır açıklansaydı olmaz mıydı? Yabancı dilde (bir kitap) ve Arap (bir peygamber)!..” derlerdi.¹⁸ (Ey Peygamber!) De ki: “Bu Kur’an inananlar için bir doğru yol rehberi ve (gönüllere) bir şifadır¹⁹. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur’an onlar üzerine bir körlüktür/kapalı ve anlaşılmazdır. Sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor.
18 Krş. İbrâhim, 14/4 19 Krş. Yûnus, 10/57  
Kadri Çelik
swap_vert close
Eğer biz onu fasih olmayan bir Kur'an kılmış olsaydık, mutlaka “Onun ayetleri açıklanmalı değil miydi? (Fasih) Araba fasih olmayan Kur'an (öyle mi)?” derlerdi. De ki: “O, iman edenler için bir hidayet ve bir şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'an), onlara karşı bir körlüktür. İşte onlar (sanki kendilerine) uzak bir yerden seslenilmekte (de duymuyor gibiler)”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Evet, Kur’an’ın Arapça indiriliş hikmetini kavrayamayan, bu yüzden de onun evrenselliğine itiraz eden câhiller şunu bilsinler ki: Eğer Biz Kur’an’ıyabancı bir dilde göndermiş olsaydık, o zaman onun ilk muhatabı olan Araplar haklı olarak, “İman etmemizi istediğin bu kitabın ayetleri,bize anladığımız dilden açık ve anlaşılır biçimde beyân edilmeli değil miydi? Arapça konuşan bir toplum ve onları hidâyete çağıran yabancı bir kitap; ne tuhaf şey bu!” diyeceklerdi. O hâlde, tüm insanlığa seslenerek de ki: “Bu Kur’an, gerek Araplardan, gerekse diğer toplumlardan olsun, bütün inananlar için bir yol göstericidir ve insanlığı tehdit eden her türlü mânevî, kültürel, siyâsî ve toplumsal dertlere, yaralara kesin bir şifâdır. Bu mükemmel kitaba inanmayanlara gelince, onların kulaklarında, hakîkati işitmelerine engel bir sağırlık var; işte bu yüzden Kur’an, onlara göre anlaşılmaz, karanlık bir kitaptır. Öyle ki, apaçık hakîkate dâvet edilirken onlar, sanki çok uzak bir yerden çağrılan ve çağrıyı işitmekte zorluk çeken kimselere benziyorlar. Zaten tarih boyunca, Allah’tan gelen bütün kitaplara aynı tepkiler gösterilmedi mi? Nitekim:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onu a’cemiyy (yabancı) bir kur’ân yapsaydık, elbette derlerdi ki: -“Keşke onun âyetleri ayrı ayrı açıklansaydı ya!”. A’cemiyy (yabancı) ve arabiyy, öyle mi?”. De ki: -“O, inanmış kimseler için bir hidayet (yol gösterici) ve şifâdır. İnanmaz kimselerin kulaklarında ağırlık / sağırlık vardır. Onlara göre o bir körlüktür. İşte onlara uzak bir yerden sesleniliyor”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Eğer biz Kuran’ı yabancı dilde indirseydik: " Araplara yabancı dil mi olurmuş? Ayetlerini açıklasın o zaman " derlerdi. De ki: " Kuran, inananlar için hem bir rehber hem de şifadır. " Eğer Kuran, inanmayanları etkilemiyorsa, algılamalarında bir sorun var demektir. Onlara, biraz daha sert çıkmak lâzım...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Eğer biz ayetleri Arapçadan başka bir dilde gönderseydik; "Kitabın ayetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap birine Arapça olmayan Kitap mı gönderilir?" derlerdi. De ki: "Size okuduğum kitap inananlar için bir hidayet rehberidir. İnsanların sorunlarına adaletle çözümler getirir. Onları insani, toplumsal hastalıklardan, içinden çıkılmaz sorunlardan korur. Ön yargılarından dolayı inkâr edenlerin kulaklarında, kalplerinde bir ağırlık vardır. Onun için ayetlerimizle anlatılan gerçekleri anlayamazlar. Anlatılanlar onlara karışık anlaşılmaz gelir. Öyle zannederler ki; sanki onlara çok uzaklardan sesleniliyor da onun için anlamıyorlar. Sanki onlara kendilerinden uzak bir topluluktan, bir kavimden birileri gerçeklerimizi açıklıyor da onun için biz onlardan uzağız diyorlar. Hayır! Biz içlerinden bir adamla, kendi konuştukları dil ile anlayacakları şekilde açıklıyoruz! Keşke düşünüp anlasalar!"
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık “Ayetleri açıklanmalı değil miydi? [*] Arap’a yabancı dilden (kitap) olur mu?” derlerdi. [*] De ki: “O, inananlar için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır. [*] İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir (s)ağırlık vardır ve o (Kur’an) onlara kapalıdır. [*](Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor!” [*]
Ayetlerin açıkça ortaya konulmasıyla ilgili bkz. En‘âm 6:55, 97, 98, 114, 119, 126, 154; A‘râf 7:32, 52, 145, 174; Tevbe 9:11; Yûnus 10:5, 24, 37; Hûd 11:1; Yûsuf 12:111; Ra‘d 13:2; İsrâ 17:12; Rûm 30:28; Fussilet 41:3.,Bu ayet Şu‘arâ 26:199 ile birlikte okunmalıdır.,Benzer mesajlar: Yûnus 10:57; İsrâ 17:82 Benzer mesaj: İsrâ 17:45.,Benzer mesajlar: En‘âm 6:114, 119; A‘râf 7:52; Hûd 11:1-2; İsrâ 17:41, 89; Kehf 18:54; Furkân 25:33; Rûm 30:58; Fussilet 41:3.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Eğer Biz, onu yabancı dilde¹ bir Kur’an olarak indirseydik, bu defa da kesinlikle: “Onun âyetleri (anlayacağımız) bir dille açıklansa olmaz mıydı? Arap (bir Peygambere) yabancı dilde (bir Kur’an) olur mu?”² derlerdi. (Sen onlara): “O, îman edenler için hak yol rehberi ve gönüllerdeki (dert ve sıkıntılara) şifadır. Îman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur’an) onlara anlaşılmaz gibi gelir. Çünkü onlar (zâten) anlayışı kıt kimselerdir.”³ de.
1 A’cemî: A’cem cinsine mensup olan demektir. Arapçada a’cem, Arabın gayrisi, yabancı (Türk, Fars, Hindli, Avrupalı gibi) anlamına gelir. Ayrıca Arapçayı fasih olmayan, iyi söyleyemeyen, dilindeki tutukluktan dolayı dediği anlaşılmayana da a’cemî denir.2 Âyetin bu bölümü; “Araplara yabancı dille hitâp edilir mi?” şeklinde de anlaşılabilir. 3 Âyetin son bölümü kelime anlamıyla “Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar” şeklinde tercüme edilebilir. Ancak bu ifâde Arapça da mecâzen “anlayışı kıt” anlamında kullanıldığı için yukarıdaki tercüme daha uygun bulunmuştur.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Eğer bu [ilahî kelâmın] Arapça dışında bir dilde [indirilmiş] bir hitabe olmasını dileseydik, onlar, [şimdi onu reddedenler,] bu defa, “Neden onun mesajları anlaşılır bir şekilde ³⁷ ifade edilmemiş? Hayret! Arapça dışında bir dil[de indirilmiş bir mesaj bu] ve (tebliğ eden de) bir Arap [elçi]?” diyeceklerdi. De ki: “Bu [ilahî kelâm,] iman edenler için bir rehber ve bir şifa kaynağıdır; ona inanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir sağırlık var ve bundan dolayı [Kur’an] onlara kapalı, anlaşılmaz gelir: onlar çok uzaklardan ³⁸ seslenilen [insanlar gibi]ler”.
37 Zımnen, “anlayabileceğimiz bir dilde”. Hz. Peygamber bir Arap olduğundan ve Arap toplumunda yaşadığından, o’nun mesajı, hitab ettiği kitlenin anlayabileceği Arapça dilinde ifade edilmeliydi: bkz. bu bağlamda 13:37’nin ilk cümlesi ile ilgili not 72 ve 14:4’ün ilk bölümü -“Biz her elçiyi kendi halkının diliyle [vahyedilmiş bir mesajla] gönderdik ki [hakikati] onlara açıkça ulaştırabilsin”. Kur’an’ın mesajı Arapça’dan başka bir dilde gönderilmiş olsaydı, Hz. Peygamber’in muhalifleri, “bizimle senin aranda bir engel vardır” (bu surenin 5. ayeti) sözlerinde haklı olurlardı.38 Lafzen, “çok uzak bir yerden”: yani onlar, söyleneni yalnız işitebilirler, ama anla-yamazlar.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Eğer biz bu Kuran’ı Arapça dışında bir dille indirseydik, onlar bu sefer de: – Neden onun ayetleri açık ve anlaşılır değil, Arap olan birine yabancı dilde bir kitap mı? Diyeceklerdi. De ki: – Bu Kuran kendisine inanıp güvenenler için bir kılavuz ve bir şifadır, ona inanıp güvenmeyenlerin ise kulaklarında kurşun vardır, ondan dolayı bu mesaj onlara anlaşılmaz geliyor. İşte onlar kendilerine çok uzaktan seslenilen fakat söylenenden bir şey anlamayan kişi gibidirler. 34/52, 20/113, 45/6...9
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Eğer Biz bu (vahyi) yabancı dille okunan bir hitap kılsaydık, kesinlikle “Neden onun âyetleri açık ve anlaşılır değil;[⁴²⁸²] ne yani, bir Arab’a dili yabancı bir (hitap) mı?” derlerdi. De ki: “Bu (vahiy), iman edenler için bir yol gösterici ve bir şifa kaynağıdır. İman etmeyenlere gelince: Onların kulaklarında manevi bir kurşun vardır; dahası o (vahyin ışığından dolayı) onlara bir tür körlük ârız olmuştur: şimdi onlar, çok uzak bir yerden seslenilen kişi (gibi)dirler.[⁴²⁸³]
[4282] Zımnen: Eğer anlaşılır olsaydı belki de inanırdık. Yani, inkârcı aklın ardı arkası gelmez mazeretlerine biri daha eklenirdi. [4283] Zımnen: Kulağını gerçeğin sesine kapatanın gözü hakikati görmez olur.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Müşrikler "Eğer Kur'an Allah katından gönderiliyorsa, neden öteki kitapların dilinde inmiyor, madem ki bunlar hep Allah'ın sözüdür, öyle ise hepsinin aynı dilde olması gerekir" dediler) Oysa biz onu yabancı dilden Kur'an yapsaydık, muhakkak ki onlar bu kez: "Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden kitap olur mu?" diyeceklerdi. (Ey Muhammed) onlara de ki: "Kur'an, iman edenler için hidâyet rehberidir. (Kalplerine) şifâdır. (Kuşkuları giderir, gönüllerini imanla doldurur) Kâfirlere gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. (Kur'an okunduğunda, işitmek istemezler) Kur'an kâfirlere kapalıdır, körlüktür! (Onun güzelliğini, hikmetlerini ve derinliklerini görmezler, aksine çok üzüntü duyarlar) Sanki onlara uzak bir yerden hitap ediliyor da, Kur’an'da ne söylendiğini anlamıyorlar!
(Nitekim Bakara suresinin 171. ayetinde: " (İslam'a davete kulak vermeyen) kâfirlerin durumu tıpkı çobanın bağırıp çağırmasını işiten, fakat ne dediğini anlamayan hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağır, dilsiz ve kör gibidirler. Bu sebeple (akıllarını kullanıp) düşünemezler" buyurulmuştur.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Eğer biz onu, onların dilinden başka bir dilde Kur’ân yapsaydık derlerdi ki: "Âyetleri bize açıklanmalı değil miydi? Arab ve Arapça olmayan Kur’an (ha.. )?" De ki: "O, iman edenler için hidayet ve (gönüllere) şifâdır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlara bir körlüktür. (Sanki) Onlar, uzak bir yerden çağırılıyorlar (da duymuyorlar).
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve eğer onu, yabancı bir lisan ile Kur'an kılsa idik elbette derlerdi ki: «Ayetleri tafsil edilmeli değil mi idi. Arabî bir peygambere yabancı bir lisan ile (Kur'an) olur mu?» De ki: «O, imân edenler için bir vesile-i hidâyettir ve bir şifadır.» Ve o kimseler ki imân etmezler. Onların kulaklarında bir sağırlık vardır. Ve o, onlara karşı bir körlüktür. Onlara uzak bir mekandan nidâ olunuverir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Eğer biz Kur'ân'ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki: “Neden, onun âyetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap arap! Olur mu böyle şey? ” De ki: “O, iman edenler için hidâyet ve şifadır. ”Ama iman etmeyenlerin kulaklarında ağırlıklar vardır. Kur'ân onlara kapalı ve karanlık gelir. Onların, çok uzak bir yerden sesleniliyor da söyleneni hiç anlamıyorlar gibi bir halleri vardır. [26, 198-199; 17, 82]
Bu, kâfirlerin inatlarının tezahürlerinden biridir. Hz. Peygambere: “Senin anadilin olan Arapça ile bir şeyler söylemeni vahiy kabul etmemizi bekleme! Ama sen durup dururken “Farsça, Rumca gibi bir dille kusursuz bir beyanda bulunursan işte o zaman “Bu bir mûcizedir!” diye kabul edebiliriz.” demek istiyorlar. Onlara verilen cevapta: “Biz onlar anlasınlar diye kendi dilleriyle indirdik. Eğer yabancı dilden olsaydı bu sefer de: “Ne tuhaf! Arap olana yabancı dille hitap ediliyor!” Yani şöyle demek isteyeceklerdi: “Gelin de görün: Araplara gönderilen peygamber yabancı dil konuşuyor. Ne kendisinin, ne de halkının bilmediği dille onlara hitap etmesi hiç akıl kârı mıdır?”  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Eğer biz onu, yabancı (dilde) bir Kur'an yapsaydık derlerdi ki: "Ayetleri (anlayacağımız) bir dille açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı söz mü (geliyor)?" De ki: "O, inananlar için bir yol gösterici ve (gönüllere) şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlara bir körlüktür. (Sanki) Onlar, uzak bir yerden çağırılıyorlar (da duymuyorlar).
Kur'ân'ın gerçeklerine karşı onların basîretleri kapanmıştır, bu yüzden hakkı görmezler..  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Eğer biz Kur'ân'ı 'acemî lisânla göndermiş olsa idik müşrikîn-i 'arab: "Eğer bizim lisânımızla âyetleri tafsîl olunsa idi o zamân ma'nâsını fehm iderdik. Kur'ân 'acemî lisânla ve biz ise 'arabız, bu nasıl olur" dirlerdi. (Kur'ân 'arabî olduğından bu ma'zeretleri yokdur.) Yâ Muhammed! Onlara di ki: "Kur'ân îmân idenlere rehber-i hidâyet ve maraz-ı kalbe şifâdır. Îmân itmeyenlerin kulaklarına ağırlık ve kalblerine körlükdür. (İşidüb anlamazlar.) Onlar, uzakdan kendilerine nidâ olunan hayvânlar gibidirler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Kur’an’ı, yabancı bir dilde oluştursaydık derlerdi ki “Ayetleri açıklansa ya? Arap’a hiç yabancı dilde bir kitap olur mu?” De ki “O, inanıp güvenenler için doğru yolu gösteren ve şifa olan[*] tedavi eden bir kitaptır. İnanmayanların sanki kulakları tıkalı, müminlere karşı gözleri sanki kördür. Kendilerine uzak bir yerden seslenilen kişiler gibidirler.
[*] Kuran göğüslerde olana (ruha) şifadır. Yûnus 10/57  
Şaban Piriş
swap_vert close
Biz Kur'an'ı yabancı bir dilde okusaydık:-Ayetleri açıklanmalı değil miydi? bir Arab'a, yabancı dilde mi? derlerdi. De ki:-İman edenlere kılavuz ve şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında ağırlık vardır. O, onlara karşı bir körlüktür. (Sanki) onlara uzak bir yerden sesleniliyor.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz Kur'ân'ı yabancı bir dilde indirseydik, “Âyetleri açıklansaydı ya! Araplara yabancı dilde kitap olur mu?” diyeceklerdi. De ki: İman edenler için o hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında ağırlık vardır; Kur'ân kendilerine görünmez. Sanki onlara çok uzak bir yerden sesleniliyor!
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Eğer biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi: "Ayetleri ayrıntılı kılınmalı değil miydi?/Arap'a yabancı dil mi?/ister yabancı dilde, ister Arapça!" De ki: "O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur'an, onlar için bir körlüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekândan seslenilmektedir."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı eger eylese-dük anı ķur’ān 'arabį dilinden ayruķ eyideler-įdi “nişe beyān olınmadı āyetleri anuñ? iy 'acemi midür daħı 'arabca mıdur?” eyit “ol anlara kim įmān getürdiler ŧoġru yoldur daħı şifādur.” daħı anlar kim inanmazlar ķulaķlarında aġırlıķdur daħı ol anlaruñ üzere müşkildür. anlar ķıġrınalar ıraķ yirden ya'nį işidümeye ķıġırduķları.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eger biz bu Ḳur’ānı ‘Acem dilince indürse‐y‐dük, eydürlerdi ki: Niçün beyānolmadı āyetleri ‘Acem dilince ve ‘Arab dilince? Eyit: Ol mü’minlerehidāyetdür ve şifādur ve ol kimseler ki īmān getürmezler, ḳulaḳlarındaṣaġırlıḳ vardur. Daḫı ol anlar üstine muġlaḳdur, ma‘nāsın bilmezler. Ṣana‐sın özlerine nidā olur ıraḳ yirden.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Əgər Biz onu özgə bir dildə olan Qur’an etsəydik (Məkkə müşrikləri): “Məgər onun ayələri (bizim üçün) müfəssəl izah olunmalı deyildimi?! Bu nədir? (Qur’an) özgə dildə, (Peyğəmbər isə) ərəbmidir?!” – deyərdilər. (Ya Rəsulum!) De: “O, iman gətirənlərə hidayətdir və (cəhalət xəstəliyinə tutulmuş ürəklərə) şəfadır. İman gətirməyənlərin isə qulaqlarında karlıq (ağırlıq) vardır. O, (Qur’an) onları kor etmişdir. Onlar (sanki) uzaq bir yerdən çağırılırlar. (Heç bir şey eşitməz, heç bir şey anlamazlar).
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And if We had appointed it a Lecture in a foreign tongue they would assuredly have said: If only its verses were expounded (so that we might understand)? What! A foreign tongue and an Arab? Say unto them (O Muhammad): For those who believe it is a guidance and a healing; and as for those who disbelieve, there is a deafness in their ears, and it is blindness for them. Such are called to from afar.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Had We sent this as a Qur´an (in the language)(4516) other than Arabic, they would have said: "Why are not its verses explained in detail? What! (a Book) not in Arabic and (a Messenger an Arab?" Say: "It is a Guide and a Healing to those who believe; and for those who believe not, there is a deafness in their ears,(4517) and it is blindness in their (eyes): They are (as it were) being called from a place far distant!"
4516 Cf. 16:103-105; 12:2; etc. It was most natural and reasonable that the Messenger being Arab, the Message should be in his own tongue, that he might explain it in every detail, with the greatest power and eloquence. Even though it was to be for the whole world, its initial exposition was thus to be in Arabic. But if people had no faith and were spiritually deaf or blind, it would not matter in what language it came. 4517 Cf. 41:5, and 6:25 . They pretended that it was too deep for them, when they meant that they were superior to it! The fact was that by putting themselves in an artificially false position, they rendered themselves impervious to the Message. The voice of Revelation or the voice of conscience sounded to them as if it came from a far-off place! They themselves made themselves strangers to it.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَلَوْ
ve eğer
جَعَلْنَاهُ
onu kılsaydık
قُرْاٰناً
bir Kur'ân
اَعْجَمِياًّ
yabancı
لَقَالُوا
elbette derlerdi
لَوْلَا
değil miydi
فُصِّلَتْ
açıklanmalı
اٰيَاتُهُۜ
onun âyetleri
ءَاَعْجَمِيٌّتسهيل
yabancı olur mu
وَعَرَبِيٌّۜ
Arap olana
قُلْ
de ki
هُوَ
o
لِلَّذ۪ينَ
o kimse- ler için ki
اٰمَنُوا
iman ettiler
هُدًى
bir hidâ- yettir
وَشِفَٓاءٌۜ
ve bir şifadır
وَالَّذ۪ينَ
ve o kim- seler ki
لَا يُؤْمِنُونَ
iman etmiyorlar
ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ
kulaklarında vardır
وَقْرٌ
bir ağırlık
وَهُوَ
ve o
عَلَيْهِمْ
onlara karşı
عَمًىۜ
bir kör- lüktür
اُو۬لٰٓئِكَ
işte onlar
يُنَادَوْنَ
çağırılıyorlar
مِنْ مَكَانٍ
bir yerden
بَع۪يدٍ۟
uzak
Eğer Biz onu, yabancı (dilde) bir Kur'ân kılsaydık, "onun âyetleri (anlayacağımız bir dilde olmalı ve ayrıntılı bir biçimde) açıklanmalı değil miydi? Arap olana yabancı (dilden Kitâb) olur mu?" diyeceklerdi. De ki: "O, (sadece) iman edenler için bir hidâyet ve (onların gönülleri için) bir şifadır. İman etmeyenlere gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o (Kur'ân) onlara bir körlüktür (tamamen kapalıdır). (Sanki) Onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da Kur'ân'da ne söylendiğini anlamıyorlar)."
لَو
Masdar harfi
لَو
Olsa, şayet, keşke
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
قُرْءَان
İsim
ق ر ا
Kur'ân, okuma, okunuş
اَعْجَمِىّ
İsim
ع ج م
Yabancı
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
لَوْلَا
Tahdid edatı + Şart edatı
لَوْلَا
olmamış olsa, olmasa, keşke, eğer olmasaydı
فَصَّلَ
Fiil-II
ف ص ل
Açıkladı
ءَايَة
İsim
ا ي ي
Âyet, mucize, alamet, işaret, nişane, ibret, delil
اَعْجَمِىّ
İsim
ع ج م
Yabancı
عَرَبِيّ
İsim
ع ر ب
Arapça, Arap olan
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
هُدَى
İsim
ه د ي
Hidâyet, yol gösterici, hidâyete erme, hidâyet rehberi, hidâyetçi
شِفَٓاء
İsim
ش ف ي
Şifa
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اُذُنٌ
İsim
ا ذ ن
Kulak
وَقْر
İsim
و ق ر
Ağırlık
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
عَمًى
İsim
ع م ي
Körlük
اُولٰٓئِك
İşaret zamiri
اُولٰٓئِك
İşte onlar, işte, böylece
نَادٰى
Fiil-III
ن د و
Nidâ etti, çağırdı, seslendi, dua etti, feryat etti
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَكَان
İsim
ك و ن
Yer, mekân, makam
بَعِيد
İsim
ب ع د
Uzak