Biz Musa’ya da daha önce vahiy indirmiştik, sonra onun üzerinde ihtilaflar başlamıştı. ³⁹ Ve [o zaman, şimdiki gibi,] Rabbinden gelen bir buyruk bulunmamış olsaydı, her şey onlar arasında [başından] kararlaştırılmış olurdu. ⁴⁰ Aslında onlar, [bu ilahî kelâma inanmayanlar,] onun uyarı ve öğütleri hakkında ⁴¹ şüpheye varan büyük bir tereddüt içindedirler.
39 Kur’an gibi, Hz. Musa’ya vahyedilmiş olan ilahî mesaj da bazı insanlar tarafından kabul edilirken bazıları onu reddettiler (Zemahşerî, Râzî), diğer bir kısmı ise o’nun getirdiği öğretinin muhtevasına ve uygulamasına itiraz ettiler (Taberî).40 Bu pasajın ve insanların daha önceki kutsal metinlere ve Kur’an’a yaklaşımlarındaki paralelliğin bir açıklaması için bkz. 10:19’un ikinci cümlesi ve ilgili not 29.41 Lafzen, “onun hakkında”, yani Kur’an’ın, insanın beden ve ruh problemine yaklaşımı -ve, özellikle, insan hayatının bu iki cephesinin temel bütünlüğünü vurgulaması (karş. 2:143’ün ilk cümlesi ile ilgili not 118)- konusunda şüphe duymaktaydılar. İnkarcıların hakikat ile ilgili bu şüpheleri, daha geniş anlamda dinin insan toplumu için “yararlı” mı yoksa “zararlı” mı olduğu sorusu -onlar tarafından bütün dinî inançlara karşı şiddetli bir önyargı ile ortaya konmuş ve cevaplanmış bir soru- ile yakından ilişkilidir.