close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Fussilet Sûresi 25. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve kayyadnâ lehum kuranâe fezeyyenû lehum mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum ve hakka ‘aleyhimu-lkavlu fî umemin kad ḣalet min kablihim mine-lcinni vel-ins(i)(s) innehum kânû ḣâsirîn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ve onlara öyle arkadaşlar hazırladık ve verdik ki önlerindeki dünya işlerini ve artlarındaki ahireti inkar etmeyi bezediler onlara ve onlardan önce, cinlerden ve insanlardan gelip geçmiş ümmetler arasında azap hükmünü hakettiler, şüphe yok ki onlar, ziyana uğrayanlardandı.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Biz (inançsız ve ahlâksız tavırları yüzünden) onlara birtakım yakın-arkadaşları (şeytanı ve şeytanileşmiş insanları musallat edip) ’kabuk gibi üzerlerine kaplattık,’ onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları (önceki hatalarını ve gelecekteki yanlışlarını) kendilerine süslü gösterip (bunları aldatmışlardı. Sonunda) cinnlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetler için de (yürürlükte tutulan azap) sözü, onların üzerine de hak olmuştu. Artık onlar, hüsrana uğrayanlar olup çıkmışlardı.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Biz onlara birtakım kötü arkadaşlar ve yandaşlar sardırdık, onların önlerindeki dünya işlerini ve arkalarında ahireti inkâr etme adına ne varsa hepsini onlara güzel gösterdiler veya yapmak istediklerini ve geçmişte yaptıklarını, kendilerine çok çekici ve süslü gösterdiler. Ve böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan diğer günahkar insan ve cin toplulukları için geçerli olan ceza sözü, yani “Şanıma yemin olsun ki, cehennemi cinlerle ve insanlarla dolduracağım” hükmü geçerli oldu. Şüphe yok ki, onlar ziyana uğrayanlardı.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Biz onlara bir takım arkadaşlar musallat ettik. Onlar, hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahipken, peygamberlere ve kutsal kitaplara itibar etmedikleri, ellerinde değer ölçüleri olmadığı için yaptıkları, yapacakları ne varsa, hepsini kendilerine süsleyip güzel gösterdiler. Kendilerinden önce yaşayıp geçip gitmiş olan cin ve insan topluluklarına uygulanan haklı, gerekçeli ceza hükümleri böylece onlara da uygulandı. Şüphesiz onlar hüsrana uğrayanlardır.
bk. Kur’an-ı Kerim, 43/36-37.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Biz onlara birtakım yakınlar musallat ettik. Onlar, kendilerine önlerindekini ve arkalarındakini süslü gösterdiler. Kendilerinden önce geçmiş olan cin ve insan toplulukları içinde (uygulanan) söz, onlar için de hak oldu. Çünkü onlar hüsrana uğrayanlardı.
Ali Bulaç
swap_vert close
Biz onlara birtakım yakın-kimseleri 'kabuk gibi üzerlerine kaplattık,' onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler. Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetlerde (yürürlükte tutulan azab) sözü onların üzerine hak oldu. Çünkü onlar, hüsrana uğrayan kimselerdi.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Biz onlara, (o Mekke müşriklerine) bir takım (şeytanlardan ibaret) dostlar musallat kıldık da bunlar, onlara, hem önlerindeki ahiret işini, hem arkalarındaki dünya işini süsleyi vermişlerdir. Cin ve insanladan kendilerinden önce geçmiş (ve kâfir olmuş) ümmetlerle beraber bunlara da azab vaadi gerçekleşmiştir. Çünkü onlar kendilerine yazık etmişlerdi.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Biz onlara birtakım arkadaşlar ayarladık. Onlar, kendilerine geçmiş ve geleceklerini güzel gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan toplumlarında geçerli olan bir söz (yasa,) onlar aleyhinde gerçekleşti. (Azaba uğradılar.) Çünkü onlar, daima zararlı işler yaparlardı.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Onlara birtakım arkadaşlar hazırlarız da onlar, bunların yaptıkları ve yapacakları bütün işleri kendilerine güzel gösterirler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için uygulanan ceza, onlara da gerekli olmuştur. Şüphesiz bunlar tamamen kaybeden bir topluluktur.
Besim Atalay
swap_vert close
Biz, onlara birtakım arkadaşlar da verdik, her yönden onlara hoş gösterildiler, onlardan önce geçen gerek cin, gerek insan birtakım uluslara söz hak olmuştur, onlar ziyan ettiler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Ve (inkâra ve isyana devam ettiklerinden dolayı) onlara (şeytanî dürtülerini) öteki kişilikleri (olarak) musallat ettik ve bunlar, onlara hem önlerindeki (dünya zevklerini) ve hem de arkalarındaki (ahiretin inkârı)nı süslü gösterdiler. Bu yüzden kendilerinden önce gelip geçmiş olan görünen ve görünmeyen tüm iradeli topluluklar hakkındaki azap sözü onlar için de kaçınılmaz oldu. Böylece onların hepsi de ziyana uğrayanlardan oldu.
Cemil Said
swap_vert close
Biz ânlara (şeytânları) terfîk itdik, her şeyi güzel gösterdiler. Bu cihetle kendilerinden evvelki ensâl içün vâcib olan ’azâb bunlara da şâmil oldı, bir çokları hâsir oldılar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Onların yanına bir takım yardakçılar koyarız da geçmişlerini geleceklerini onlara güzel gösterirler. Verilen söz, gerek cinlerden ve gerekse insanlardan, gelip geçmiş ümmetler içinde, onların aleyhine gerçekleşmiştir. Doğrusu onlar hüsranda idiler.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Biz onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz (azap), onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onların yanlarına bazı arkadaşlar verdik de bunlar, önlerinde bulunanı da arkalarında olanı da onlara şirin gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları hakkındaki hüküm onlar için de kesinleşti. Kuşkusuz onların hepsi hüsrana uğramışlardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan) azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar hüsrana düşenlerdi.  
 Kötü arkadaşların inanmayanlara süslü gösterdikleri şey, dünya işleridir. Çünkü dünyanın yalnız maddî menfaat ve nefsânî isteklere uygun tarafını görürler ve sadece onu isterler. Âhiret işlerini de arkalarına atarlar. Dirilme ve hesabı inkâr etmekle rahata kavuşacaklarını telkin ederler.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Geçmişlerini ve geleceklerini onlara güzel gösteren birtakım arkadaşları onlara atadık. Kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan toplumları için gerçekleşen o söz kendileri için de geçerli oldu. Onlar kaybetmişlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar kendilerine önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini güzel gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip, geçmiş olan cin ve insan toplulukları hakkındaki, azab sözü onlar için de hak oldu. Doğrusu onların hepsi de kendilerine yazık etmişlerdir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Hem onlara bir takım yanaşıklar saldırmışızdır da onlar, onlara önlerindekini ve arkalarındakini ziynetleyivermişlerdir, Cin ve İnsten önlerinden geçen ümmetler içinde onların aleyhine de söz hakk olmuştur, çünkü hep kendilerine yazık etmişlerdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
Biz onlara (müşriklere, küfür ve isyanda ısrar ettikleri ve hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmedikleri için, dünyada) birtakım (insan ve cin şeytanlarından ibaret) dostlar/arkadaşlar, musallat ettik. Onlar da yaptıkları ve yapacakları her şeyi (küfrü/isyanı) kendilerine süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş (ve küfürde ısrar etmiş) olan, cin ve insan toplulukları hakkındaki azap vaadi, onlar için de hak oldu. Şüphesiz onlar hüsrana/ziyana uğrayanlardır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Biz, onlara birtakım yandaşlar musallat ettik. Yaptıklarını ve yapacaklarını onlara süslü gösterdiler. Cinn ve insten¹, kendilerinden önce gelip geçmiş topluluklarda yürürlükte olan “söz”² üzerlerine gerçekleşti. Onlar hüsrana uğrayan kimselerdir.
1- “İns ve cinn”, Kur'an'da birleşik bir ifade olarak kalıp şeklinde kullanılmaktadır. Bu terkibe, “insanlar ve cinler” şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. İns ve Cinn terkip olarak: gördüğümüz-görmediğimiz, yerli- yabancı, tanıdık- tanımadık, bilinen- bilinmeyen kimseler; diğer bir ifade ile her kes, her kim varsa demektir  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Biz onlara bir takım yanaşmaları sebeb yapdık da önlerinde ne var, ardlarında ne varsa onlar bunları süslü gösterdiler. Cinden, insandan kendilerinden evvel geçmiş (ve helak olmuş) ümmetler içinde (işte) bunlara karşı da o söz hak olmuşdur. Çünkü onlar (ın hepsi) hüsrana düşenlerdi.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Onlara (birtakım) arkadaşlar (şeytanlar) musallat ettik de önlerinde ve arkalarında bulunan şeyleri kendilerine süslü gösterdiler;(2) böylece kendilerinden önce gelip geçen cin ve insan toplulukları hakkındaki (azâba dâir) söz, kendi üzerlerine hak oldu. Çünki onlar hüsrâna uğrayanlardı.
(2)Burada geçen, “önlerinde bulunan şeyler”den maksad, dünyanın nefsânî cihetleri; “arkalarında bulunan şeyler”den maksad ise, âhiret işlerini bırakmak, dirilme ve hesâbı inkâr etmektir. (Beyzâvî, c. 2, 352)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve biz (iman edenlerin birbirlerine arkadaş olmalarına fırsat verdiğimiz gibi) onlara da (inkâr ve sapıklığı tercih edenlere de kendileri gibi) yakın arkadaş edinmelerine fırsat verdik. (Ama) bunlar da (bu arkadaşlar), onların (o kendilerini arkadaş edindikleri kimselerin) önlerinde ve arkalarında ne varsa yaptıkları her türlü işi süsleyip bezediler. Böylece (inkâr ve sapıklığı tercih eden) cinlerden ve insanlardan gelmiş geçmiş toplumlar hakkında yürürlükte olan o (azaba dair) söz, onlar için de hak oldu. Şüphesiz, onlar hüsrana uğramış kimseler oldular. *
(*) Not: Meallere baktığımız zaman, haşa sanki yüce Allah’ın bunlara kendileri gibi arkadaş edinme fırsatı vermenin sebebi kendilerine amellerini süslü göstermek ve onları doğru yoldan saptırmak içindir. Hâlbuki bu çok yanlıştır, ayet asla böyle değildir. Eğer öyle olsaydı ayet şu şekilde olması gerekirdi: (وقيضنا لهم قرناء ليزينوا لهم)’’ve kayyadna lehum kurenâe liyüzeyyinü lehum.’’yani ‘’onlara süslü göstersinler diye…’’şeklinde olacaktı. Hâlbuki ayetteki ifade (ليزينوا)’’ liyüzeyyinü’’değil, (فزينوا)’’fezeyyenü’’şeklindedir. Yani mealler hatalıdır. وأما هذه الآية فنقول: إنه تعالى لم يقل وقيضنا لهم قرناء ليزينوا لهم، وإنما قال: {فَزَيَّنُواْ لَهُم } فهو تعالى قيض القرناء لهم بمعنى أنه تعالى أخرج كل أحد إلى آخر من جنسه، فقيض أحد الزوجين للآخر والغني للفقير والفقير للغني ثم بيّن تعالى أن بعضهم يزين المعاصي للبعض (مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير).  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Bundan sonra onların kendileri gibi arkadaşlar edinmelerini sağladık. Arkadaşları daha önceki yaptıklarını ve yapamadıklarını onlara süslü ve güzel gösterdiler. Onlardan önce gelip geçmiş, gerek tanımadıkları (cin), gerekse tanıdıkları (ins) topluluklar için geçerli olan (Allah’ın yok etme vaadi) sözü, onlar içinde hak olmuş ve onlarda kaybedenlerden olmuşlardır.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Biz onların yanına bir takım yardaklar vermeyi uygun bulduk, onların işlediklerini de işlemediklerini de onlara güzel göstersinler diye. Onlardan önce gelip geçen cinler, insanlar üzerine de azap gerekmişti. Çünkü onlar kendilerine yazık etmiş kimselerdi.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onların kötü huylarına göre Şeytan sıfatlı birtakım yoldaşlar koyduk. İşte o yoldaşlar kendilerine önlerinde ve arkalarındakini [⁴] bezediler, periden, insandan kendilerinden evvel gelip geçen ümmetler arasında onlar üzerine azap sözü sabit oldu. Çünkü onlar ziyankâr kimselerdi.
[4] Dünya debdebesini, şehevata ittibaı; âhiret işlerini hesap ve cezayı.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Biz onların/inkârcıların başına birtakım (kötü) arkadaşlar sardık. Bunlar da onların önlerinde ve arkalarında bulunan her şeyi süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili verilen söz, onlar için de hak oldu. Muhakkak ki onlar zarara uğrayan kimselerdir.
Kadri Çelik
swap_vert close
Ve onlar için (şeytanlardan ve şeytan sıfatlı insanlardan) birtakım dostlar takdir ettik. Bunlar, onların önlerinde ve arkalarında ne varsa yaptıkları her türlü işi süsleyip bezediler. Böylece cinlerden ve insanlardan gelmiş geçmiş toplumlar hakkında gerçekleşen söz, onlar hakkında da gerçekleşti. Şüphesiz onlar hüsrana uğramış kimseler oldular.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Biz de bu yüzden onlara, kendilerini yoldan çıkaran şeytanî arkadaşlar musallat ettik. Böylecebu şeytanlar, yaptıkları her şeyi kendilerine cazip göstererek onları iyice azgınlığa sürükledi ve sonunda, kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları için geçerli olan azap sözü, onlar için de kaçınılmaz oldu. Gerçekten onlar, büyük bir hüsrana uğramışlardır. Hal böyleyken:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onlar için yakın arkadaşlar sardırdık; onlara elleri arasınkileri ve sonrakileri süslediler. Onlardan önceki İnsanlar’dan ve Cinnler’den daha önce gelip geçmiş ümmetler içinde Söz onların aleyhine gerçekleşti. Onlar, hüsrana düşenler oldular.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Dünyada iken bizim başlarına belâ ettiğimiz yoldaşları, din ve dünya işlerini kendilerine, öylesine yanlış tanıttılar ki, vaktiyle insan ve cin soylu milletlerin başını yiyen tarihî tekerrür olayı, onların da başını yedi. Sonunda hepten kaybettiler...
Mehmet Çoban
swap_vert close
İnkâr edenler dünyada yaşarken bir takım arkadaşlar edindiler. Kötü arkadaşları geçmişlerini geleceklerini süslü gösteriyordu. Suç işledikçe övüyorlar alkışlıyorlar kahraman ilan ediyorlardı. Biz de kararımızı açıkladık. İnkâr edenlerden bildiğiniz bilmediğiniz her kişiyi her toplumu cezalandırdık. Bilsinler ki; her kim dünyada yasalarımıza karşı çıkar, insanların yasalarına uyarak hayat yaşarsa ahiretteki cezası cehennemdir. Çünkü onlar Allah’ı ilah olarak kabul etmemiş, Allah’ın yasa bildirme, yönetme gücüne karşı çıkmış, Allah’ın yasalarını terk ederek insanların yasalarına göre yaşamışlardır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Biz onlara birtakım arkadaşlar sardırmıştık [*] da onlar, önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü göstermişlerdi. Kendilerinden önce geçen cinler ve insanlardan oluşan ümmetler hakkında (uygulanacak azap) sözü onlar için de gerçekleşmiştir. Şüphesiz ki onlar kaybedenlerdi.
Burada “sebep-sonuç” ilişkisi vardır. Bu ayet şeytanın kimlere dost kılınacağının delilidir. Benzer mesajlar: A‘râf 7:27; Meryem 19:83; Şu‘arâ 26:221-222; Zuhruf 43:36.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Biz onlara birtakım dostlar musallat ettik. Onlar da yaptıkları ve yapacakları her şeyi kendilerine süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları hakkındaki azap sözü, onlar için de hak oldu. Doğrusu onların hepsi kendilerine yazık etmiş oldular.
Muhammed Esed
swap_vert close
ve [Bize karşı isyankar olduklarından,] onlara [şeytanî dürtülerini] öteki kişilikleri ²⁴ [olarak] musallat ettik; ve bunlar, önlerine serilmiş olan ile, bilgi alanlarının dışında kalanı ²⁵ kendilerine güzel gösterdi. Ve böylece, kendilerinden önce gelip geçmiş olan diğer [günahkar] insan ve görünmeyen varlık ²⁶ toplulukları için geçerli olan [ceza] vaadi onlar için de geçerli olacak: kuşkusuz onlar[ın hepsi] hüsrana uğrayacaktır!
24 Yahut: “can yoldaşları” (karş. 4:38). Karîn isminin türetildiği karane fiili “bağladı” veya “sıkı bir şekilde birleştirdi” yahut “birbirine [bir şeyi diğerine] kattı” anlamına gelir. Karş. 43:36 -“Rahmân’ın uyarısını görmezden gelmeyi tercih eden kimseye gelince, biz onun içine öteki kişiliğini oluşturmak üzere [kalıcı] bir şeytanî dürtü yerleştiririz”.25 Lafzen, “onların elleri arasında olan ve arkalarında bulunanları”, yani kendi şeytanî dürtüleri (ki, belirtildiği gibi, onların “öteki kişilikleri” olmuştur), önlerine serilmiş bulunan bütün dünyevî cazibelerin sınırsız zevklerini, hiçbir ahlakî seçme yapmaksızın, onlar için baştan çıkarıcı kıldı ve aynı zamanda, yeniden dirilme ve Allah’a hesap verme düşüncesini bir yanılsama gibi görerek dışlamalarına yol açtı ve böylece, bilgi alanları dışında kalan şeyler konusunda onlara yanlış bir güvenlik duygusu verdi.26 Cinn teriminin bu karşılığı -ve anlamı- için bkz. Ek III.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Güdümüne girdikleri bir takım yoldaşları onların yaptıkları ve yapacakları kötü işleri kendilerine güzel gösterdiler. Sonunda kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarının hakkında gerçekleşen söz onlar için de gerçekleşmiş oldu. Hiç şüphe yok ki onlar böylece kaybedenlerden oldular. 16/63, 29/38
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Zira onların başına güdümüne girecekleri yoldaşlar musallat ettik;[⁴²⁵⁷] bunlar, önlerinde olanı da arkalarında kalanı da kendilerine süslü gösterdiler;[⁴²⁵⁸] işte böylece, kendilerinden önce gelip geçmiş olan görünür görünmez[⁴²⁵⁹] varlıklardan nice topluluklar hakkındaki vaad onlar için de gerçekleşmiş oldu: şüphe yok ki onlar, daima kaybeden taraf oldular.
[4257] Bu şeytanî “yoldaşlar”, insanın ayartıcı benliği ve içgüdüleri olabileceği gibi, şeytanın görevini üstlenen insanlar da olabilir (İbn Âşûr). Birinci tür, “insanın öteki kişiliği haline gelen şeytanî dürtüler” olarak da yorumlanmıştır (Esed). Bu âyet, benzer bir durumu daha ayrıntılı resmeden Zuhruf sûresinin 36. âyeti ışığında anlaşılmalıdır. [4258] Önlerinde olan tecrübî âlem, arkalarında olan gaybî âlemdir. Veya: geçmişi ve geleceği. Zımnen: ‘Dünyanız kıyaktı, âhiretiniz de kıyak olacak’ diye telkinde bulundular. [4259] Lafzen: “cin ve insan”. Sadece görünen varlık olan insanın değil, cahiliyye tasavvurunda tanrısal güç vehmedilen görünmeyen türlerin de ilâhî denetim altında olduğunun ifadesi.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Biz kâfirlere (şeytanlardan) yoldaşlar musallat ettik de, onlar kendilerine, hem önlerindekini hem de arkalarındakini (dünyada yaptıkları veya yapacakları kötü amelleri) hoş ve süslü gösterdiler. Kendilerinden önce helak olmuş, cin ve insan toplulukları için uygulanan azap hükmü, onlara da gerekli olmuştur. Çünkü onların hepsi (azabı hak ettiler) hüsrâna uğrayanlardan oldular. (Nitekim)
Osman Fırat
swap_vert close
Biz onlara birtakım (kötü) arkadaşlar sardırdık. Onlar onlann önlerinde ve arkalarında olanı onlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları için olan söz, kendilerine de gerekli oldu, çünkü hepsi ziyanda idiler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve onlar için birtakım karinleri musallat ettik. Artık onlar için önlerindekini ve arkalarındakini bezemiş oldular ve onların üzerine de kendilerinden evvel gelip geçen cinden ve insden olan ümmetler arasında o (azaba dair) söz hak olmuş oldu. Şüphe yok ki, onlar hüsrâna uğramış kimseler oldular.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Biz onların yanına birtakım arkadaşlar katarız. Bunlar, onların önlerinde ve arkalarında ne varsa yaptıkları her türlü işi süsler, cazip gösterirler. Böylece cinlerden ve insanlardan gelmiş geçmiş toplumlar hakkında yürürlükte olan cezalandırma hükmü, onlar hakkında da gerekli olur. Çünkü onların hepsi kendilerini hüsrana atmışlardı. [43, 36-37]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Biz onlara birtakım (kötü) arkadaşlar sardırdık. Onların önlerinde ve arkalarında bulunan herşeyi onlara süslü gösterdiler (yaptıkları işlerin güzel olduğunu söylediler). Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan topluluklarına (uygulanan) söz, kendilerine de gerekli oldu (bunlar da azabı hak ettiler), çünkü hep ziyanda idiler.
Âyette kullanılan âêñîÖæÇ fi'li kayd âîêîÖ (kayd) kökünden gelir. Kayd kabuk demektir. Kabuk nasıl özü sararsa, bu kötü arkadaşlar da o adamları öyle sardılar.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Dünyâda onlara karîn iylediğimiz şeytânlar ve hevâları, önlerinde ve arkalarında ve her taraflarında olan şeyleri onlara güzel gösterdiklerinden, onlardan evvel geçen cin ve insden akvâm gibi üzerlerine 'azâb hak oldı. Onlar hâsirlerden idiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Başlarına bir takım dostlar sardık; yaptıklarını ve geriye bıraktıklarını (yapmaları gerekip yapmadıklarını) onlara süslü gösterdiler. Daha önce gelmiş insan ve cin toplumlarından olanlar da (tehdit edildikleri şey) başlarına gelince o sözün gerçek olduğunu anladılar ve elbette kaybedenlere dönüştüler.
Şaban Piriş
swap_vert close
Onlara yakın arkadaşlar musallat etmiştik de onlara önlerindekini ve arkalarındakini süslü göstermişlerdi. Kendilerinden önce geçmiş cin ve insan toplumlarına gerçekleşen azap sözü, bunlar üzerine de gerçekleşmişti de, onlar, hüsrana uğrayanlar olmuşlardı.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz onlara öyle arkadaşlar musallat ettik ki, yaptıkları ve yapacakları ne varsa hepsini onlara hoş gösterdiler. Böylece, kendilerinden önceki cin ve insan topluluklarının başına gelen azap vaadi onlar için de gerçek oldu. Çünkü öncekiler de bunlar gibi hüsrana düşmüş kimselerdi.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Biz onları birtakım yakınlarla/dostlarla çevreleyip sardık da onlar, önlerinde ve arkalarında ne varsa bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önceki cin ve insan ümmetleri için hak olan söz, bunlar aleyhine de hak oldu. Çünkü bunlar, hüsrana uğrayanlardı.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ŧaķdir eyledük anlaruñ içün işler pes bezediler anlara anı kim ileylerindedür ya'nį dünye işi daħı anı kim artlarındadur. daħı vācib oldı anlaruñ üzere söz ya'nį 'aźāb kelimesi bölükler içinde kim geçdi anlardan ilerü perrįden daħı ādemįden. bayıķ anlar oldılar ziyānlular.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Daḫı musallaṭ itdüḳ anlar üstine işler cinnīden ve insden. Bezediler anlara,yaḫşı gösterdiler ileylerinde olan şehvetleri, ardlarında olanı daḫı. Daḫı vāciboldı anlar üstine ‘aẕāb kelimesi. Barça ümmetler bile ki geçdi özlerindenburun cinlerden ve ādem oġlanlarından. Taḥḳīḳ anlar dünyā ve āḫireti ziyānitdiler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz onlara (Məkkə müşriklərinə) önlərindəkini və arxalarındakını (dünyanın zövq-səfasına uyub axirətə inanmamalarını) özlərinə gözəl göstərən (şeytansifət) dostlar caladıq. Özlərindən əvvəl gəlib-getmiş cinlərdən və insanlardan olan (kafir) ümmətlərlə birlikdə o söz (əzab hökmü) onlar barəsində də gerçəkləşdi. Şübhəsiz ki, onlar ziyan çəkənlər oldular!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And We assigned them comrades (in the world), who made their present and their past fair seeming unto them. And the Word concerning nations of the jinn and humankind who passed away before them hath effect for them. Verily they are the losers.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
And We have destined for them intimate companions(4492) (of like nature), who made alluring to them what was before them and behind them;(4493) and the sentence among the previous generations of Jinns(4494) and men, who have passed away, is proved against them; for they are utterly lost.(4495) T h e N o b l e Q u r ’ a n
4492 Just as the idea of happiness in heaven is expressed, not only by individual satisfaction, but by congenial society, so the idea of Punishment in hell is deepened by the fact that Evil will be made to meet evil: those who made sin fair338 seeming in this life will be there to share in the regrets and mutual recriminations which will make life a burden. In fact, in these Ha Mim verses, the idea of fit companionship for the Good and uncongenial company for the Evil, runs like a thread throughout. See Introduction to S. 40. 4493 They painted in glowing colours the pleasures of sin in the past and the pleasure of sin in the future, thus practising a double deception, which will now be found out. 4494 Jinns: see n. 929 to 6:100. All spirits of wickedness and all men who submitted to them, in the past, were under one common sentence; and future generations who embrace evil will also join them. Cf. 6:128. 4495 The echo here of verse 23 above completes the argument from another point of view.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَقَيَّضْنَا
ve musallat ettik
لَهُمْ
onlara
قُرَنَٓاءَ
arkadaş- lar
فَزَيَّنُوا
ve süs- lediler
لَهُمْ
onlara
مَا
o şey- leri ki
بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ
önlerindedir
وَمَا
ve o şey- leri ki
خَلْفَهُمْ
arkala- rındadır
وَحَقَّ
böylece hak oldu
عَلَيْهِمُ
üzerlerine
الْقَوْلُ
o söz
ف۪ٓي
hak- kında
اُمَمٍ
toplu- luklar
قَدْ
ger- çekten
خَلَتْ
geçmiş
مِنْ قَبْلِهِمْ
kendilerinden önce
مِنَ الْجِنِّ
cinlerden
وَالْاِنْسِۚ
ve insanlardan
اِنَّهُمْ
kuşkusuz onlar
كَانُوا
idiler
خَاسِر۪ينَ۟
hüsrana uğrayanlar
Ayrıca (küfürlerinde inat etmelerinden dolayı dünyada) Biz onlara (birtakım kötü) arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında bulunan şeyleri kendilerine süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o (azap) söz(ü), onlar için de hak oldu. Kuşkusuz onlar hüsrana uğrayanlardır.
قَيَّضَ
Fiil-II
ق ي ض
Musallat etti
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
قَرِين
İsim
ق ر ن
Arkadaş, karîn, beraber olan
زَيَّنَ
Fiil-II
ز ي ن
Süsledi
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
بَيْن
İsim
ب ي ن
Arasında
يَد
İsim
ي د ي
El
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
خَلْف
İsim
خ ل ف
Arka, halife, nesil, ard
حَقَّ
Fiil-I
ح ق ق
Hak oldu, hakikat oldu, hakkını verdi
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
قَوْل
İsim fiil
ق و ل
Söz, laf, hitâp
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اُمَّة
İsim
ا م م
Ümmet, topluluk
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
خَلَا
Fiil-I
خ ل و
Baş başa kaldı, gelip geçti
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
قَبْل
İsim
ق ب ل
Önce, öteden beri
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
جِن
İsim
ج ن ن
Cin
اِنْس
İsim
ا ن س
İnsan
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
خَاسِر۪ين
Etken fiil
خ س ر
Hüsrana uğrayanlar