Hani, onlara [Allah’ın] elçileri gelmişti ve önlerine serilmiş olanla [halen] bilgi ve kavrayış alanlarının dışında tutulan ¹⁹ hakkında konuşmuşlardı, [ve onlara]: “Yalnız Allah’a kulluk edin!” [diye çağrıda bulunmuşlardı]. Onlar, “Eğer” demişlerdi, “Rabbimiz [sizin söylediklerinize inanmamızı] dileseydi, [mesajının tebliğcisi olarak] melekler gönderirdi. ²⁰ Bakın işte biz, getirdiğiniz[i iddia ettiğiniz] şeyde bir gerçek payı bulunduğunu inkar e-diyoruz!”
19 Lafzen, “onların elleri arasından ve arkalarından gelerek ...”: yani, onların bilmediği bazı şeyleri -mesela, daha önce yaşamış olan kendileri gibi günahkarlara ne olduğunu- hatırlatarak ve hakikati inkarda ısrar etmeleri halinde başlarına neler geleceği hakkında onları uyararak (Zemahşerî, Hasan Basrî’den naklen). Ama, yukarıdaki ifadeyi (ki 2:255, not 247’de açıklanmıştır) başka, daha dolaysız bir yolla anlamak da mümkündür: Allah’ın elçileri, bu günahkar toplumların, bilmeleri gereken (kelime anlamıyla, “elleri arasındaki”) bazı şeyleri, yani dünyadaki sosyal ilişkilerinde ve moral anlayışlarındaki yanlış tavırları -ve aynı zamanda hâlâ onların bilgi alanlarının dışında (lafzen, “arkalarında”) kalan şeyleri, yani ölümden sonraki hayatı ve Allah’ın nihaî yargılamasını inkar etmelerinin saçmalığına işaret ettiler.20 Karş. 6:8-9 ve 15:7.