close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Fussilet Sûresi 11. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Śumme-stevâ ilâ-ssemâ-i vehiye duḣânun fekâle lehâ velil-ardi-/tiyâ tav’an ev kerhen kâletâ eteynâ tâ-i’în(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Sonra bir duman halinde olan göğü yaratmayı hükmetmiştir de ona ve yeryüzüne, dileyerekdilemeyerek meydana gelin demiştir, ikisi de, dileyerek geldik demişlerdir.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Sonra (Allah), duman (gaz bulutları) halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yerküreye dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek (Benim takdir ve tanzim ettiğim şekilde ayrışıp meydana) gelin." İkisi de: "İsteyerek (itaat ederek) geldik" dediler. (Yerin ve göklerin gaz bulutları halinde bitişik iken sonradan ayrıştığı bilimsel olarak da ispat edilmiştir.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve sonra da gaz ve duman halinde bulunan göğü yaratmaya yöneldi ve “Gönüllü veya gönülsüz emrime uyun!” dedi. Yer ve gök ikisi birden “Gönüllü, isteyerek ve itaat ederek geldik” dediler, yani “Hakkımızda koyduğun, her türlü kanun ve nizama uyacağız!” diyerek itaat edeceklerini bildirdiler.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Sonra gaz halinde olan göğe yönelerek, çekimini tesis edip dengesini sağladı, hükümranlığını kurdu. Göğe ve yer küreye: “İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin, kurduğum düzene dahil olun" buyurdu. Onlar: “İsteyerek geldik" dediler.
Ahmet Varol
swap_vert close
Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yere: "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. Onlar: "İsteyerek geldik" dediler.
Ali Bulaç
swap_vert close
Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: 'İsteyerek veya istemeyerek gelin.' İkisi de: 'İsteyerek (İtaat ederek) geldik' dediler.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Sonra (Allah), buhar halinde olan göğü yaratmayı kasd etti de ona ve arza: “-İkiniz de istiyerek veya istemiyerek gelin meydana çıkın.” dedi. Onlar da: “-Biz istiyerek geldik.” dediler. (Allah'ın emrine boyun eğdiler).
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Sonra Allah, göğe yöneldi; gök duman halinde idi. Ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek (emrimize) gelin!” dedi. Onlar: “Biz isteyerek geldik” dediler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
“Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, göğe ve yerküreye, “İsteyerek veya istemeyerek, geliniz!” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.
Besim Atalay
swap_vert close
Sonra, bir duman olan gökyüzüne dönerek, gökle yere dedi ki: «ister istemez bana doğru geliniz!»; dediler ki: «istiyerek geliriz!»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Sonra, (sadece) gaz/duman halinde olan göklere şekil verdi; ona ve yeryüzüne: “İkinizde İsteyerek veya istemeyerek (varlık alanına) gelin” buyurdu. O ikisi de “İsteyerek geldik/uyum sağladık” dediler.
Bkz. 16/15, 21/30, 79/32“Gaz hali” nden kasıt; evrenin bütün maddî unsurlarının kaynağını teşkil eden asal bir element olan hidrojen gazıdır. “Allah’ın emrine göklerin ve yerin boyun eğmesi”; Allah’ın, varlık âlemindeki bütün yaratılmışlar üzerindeki sonsuz kudretinin sonuçlarını tasvir etmekten ibarettir. “İsteyerek veya istemeyerek” ifadesi ise, Allah’ın iradesinin mutlak bir şekilde tecelli edeceğini gösteren mecâzi bir anlatımdır.  
Cemil Said
swap_vert close
Sonra dumandan ’ibâret olan semâyı halk itdi. Semâya ve arza "Tav’an veyâ kerhen bana geliniz" didi. Ânlar da "İtâ’at ile geliriz" didiler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Dahası O, duman halinde olan semaya iradesini yöneltti; ardından ona ve arza, “İsteyerek veya istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!” buyurdu. “İsteyerek geldik” dediler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de «İsteyerek geldik» dediler.  
 Cenab-ı Hakk’ın «yer ve gökten istediği», her ikisinin de kendilerine yüklenen görevlerin gereğini yerine getirmeleridir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Sonra duman halindeki göğe yönelerek ona ve yere, "İsteyerek veya istemeyerek (kaostan çıkıp) gelin," dedi. Onlar da, "İsteyerek geldik," dediler.
Tüm galaksiler ve içindekiler, Tanrı'nın koymuş olduğu fiziksel yasalara uyan müslümanlardır.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Sonra Semaya doğruldu da o bir dumanken ona ve Arza gelin, ikiniz de ister istemez, dedi: geldik istiye istiye dediler
Emrah Demiryent
swap_vert close
Ve O, (kudreti ile) duman halinde olan semâyı şekillendirdi. Böylece ona ve yeryüzüne buyurdu ki: “İsteyerek ya da istemeyerek (emrime/hükmüme, uyun. İrâde ettiğim, düzen ve uyum içerisinde, meydana) gelin.” İkisi de (lisân-ı hâl ile) “İsteyerek (emrine itaat ettik, irâde buyurduğun gibi meydana) geldik” dediler.
* “İsteyerek ya da istemeyerek (emrime/hükmüme, uyun. İrâde ettiğim, düzen ve uyum içerisinde, meydana) gelin”; Allah Teâlâ, ilm-i ezelîsinde, bir şeyi yaratmayı takdir buyurmuşsa, yaratılacak olan şeyin, takdir buyrulan yaratılma zamanı geldiğinde, o şeyi, dilediği şekilde, dilediği miktarda, dilediği ölçülerde, bir örneğe ve hammaddeye ihtiyaç duymaksızın, idrak edemeyeceğiniz bir hızda yaratır, buna engel olacak hiçbir güç ve kuvvet de yoktur, manasındadır.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yeryüzüne: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” dedi. İkisi de: “İsteyerek geldik.” dediler.¹
1- Bu, Allah'ın evrene koyduğu yasaların mecazi anlatımıdır.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Sonra (irâdesi) göğe — ki, o bir buhaar haalinde idi — doğruldu da ona ve arza «ikiniz de ister istemez gelin» buyurdu. Onlar da «İsteye isteye geldik» dediler.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Sonra duman hâlinde bulunan göğü kasdetti de ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” dedi. (İkisi de:) “İtâat edenler olarak geldik!” dediler.(3)
(3)“Kur’ân, başka kelâmlar ile kābil-i kıyas (kıyâsı mümkün) olamaz. Çünki kelâmın tabakaları, ulviyet(yükseklik) ve kuvvet ve hüsn-i cemâl (güzellik) cihetinden dört menbaı var. Biri mütekellim (söyleyen), biri muhâtab, biri maksad, biri makamdır. (...) Öyle ise, sözde: ‘Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?’ ise bak. Yalnız söze bakıp durma. (...) Evet mâdem kelâm, mütekellime (konuşana)bakıyor. Eğer o kelâm emir ve nehiy ise, mütekellimin derecesine göre irâde ve kudreti de tazammun eder(içine alır). O vakit söz mukāvemet-sûz olur (her engeli aşar); maddî elektrik gibi te’sîr eder, kelâmın ulviyet ve kuvveti o nisbette tezâyüd eder (artar). Meselâ:ياَ اَرْضُ اَبْلَع۪ي مآَءَكَ وَياَ سَماَءَ اَقْلِع۪ي yani ‘Yâ arz! Vazîfen bitti suyunu yut! Yâ semâ! Hâcet kalmadı yağmuru kes!’ Meselâ فَقاَلَ لَهاَ وَلِلْاَرْضِ ائْتِياَ طَوعاً اَوْكَرْهاً قَالَتآَ اَتَيْناَ طَائِع۪ينَ Yani ‘Yâ arz! Yâ semâ! İster istemez geliniz, hikmet ve kudretime râm olunuz(itâat ediniz). Ademden (yokluktan) çıkıp, vücudda (varlık âleminde) meşhergâh-ı san‘atıma (san‘atımın sergilendiği yere) geliniz!’ dedi. Onlar da: ‘Biz kemâl-i itâatle (tam bir itâatle) geliyoruz. Bize gösterdiğin her vazîfeyi senin kuvvetinle göreceğiz.’ İşte kuvvet ve irâdeyi tazammun eden hakīkī ve nâfiz (te’sirli) şu emirlerin kuvvet ve ulviyetine bak!” (Zülfikār, 25. Söz, 54)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve (daha önce evreni yaratmak için) duhan (gaz ve toz bulutu) hâlinde bulunan semaya (uzaya) yönelmiş, ona ve (henüz sema gibi gaz hâlinde bulunan) yerküreye “İster istemez, (kâinata koymuş olduğu yaratılış yasasına, boyun eğerek varlık sahnesine) gelin!” diye buyurmuştu. İkisi de (yaratılış yasasına boyun eğerek kendilerine has bir iletişim şekli olan hâl dliyle) bizler boyun eğerek (işte varlık sahnesine) geldik’’ demişlerdi. (*)
(*) Ayette bulunan (ثم)’’sümme’’sadece atıf edatı olup sonra anlamında olmadığından ve (اسْتَوَى) ’’isteva’’ fiili de geçmiş zaman kipi olduğundan, bunun anlamı, daha önce ‘’semaya yönelmiş’’ şeklindedir, sonra semaya yöneldi değil. Çünkü ayetin başındaki sümme, hem Hüd süresi -3, hem المعجم: اللغة العربية المعاصرة - قاموس الكل. قاموس عربي) ) adlı lügatlarda, hem de (تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل) ‘’Tefsirül emsel fi kitabillahil münezzel’’ adlı tefsirde de belirtildiği gibi tertip ve tehiri zaman için değil, sadece ‘’ve’’ harfi gibi atıf edatı olup mutlak zaman ve tertibi beyan içindir. Hüd-3. ayet şöyledir: (وَأَنِ اسْتَغْفِرُواْ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُواْ إِلَيْهِ ﴿٣ )“ Ve Rabbinizden bağışlanma dileyesiniz ve O’na tövbe edesiniz ki …’’şeklindedir. İşte görüldüğü üzere burada sümme sadece atıf edatı olup sonra anlamında değildir. Yani her yerde) (ثم‘’sümme’’sonra anlamında kullanılmaz. Bu nedenle meallerde ‘’sonra göğe yöneldi’’ şeklindeki çevriler doğru ve isabetli değildir. Çünkü bir atıf edatının birkaç anlamı varsa, bulunduğu yerin konumuyla uyumlu olan anlamı seçilir. İşte burada uygun olan tertip ve tehri zaman gözetilmeksizin sadece ‘’ve’’gibi atıf edatı olduğunu anlamak gerekir. Ayrıca genellikle “sonra”anlamında kullanılan sûmme edatı; ve, o zaman, bir de, yine, bunula beraber, dahası, hatta, ayrıca gibi anlamlarda da kullanılır. Biz de bu anlamlardan atıf edatı olan (و) anlamında olanı uygun bulduk. Ayrıca bu konuda bkz: (قاموس الكل عربي تركي) ‘’Kamusul kül, Arabi, Türki’’ Konuyu şöyle detaylandırabiliriz: Fussilet -11. ayetinde sümme kelimesi bulunmaktadır. Her ne kadar sonra anlamına gelse de Kuran’da genelde atıf edatı olarak (ve/ dahası/ ayrıca/aynı zamanda/ o zaman/ Bir de yine) gibi anlamlarda kullanılır. Çünkü gerçekten sıralama olarak sonra kelimesi (بعد) ‘’ba’de’’kelimesi ile ifade edilir. Dikkat edilirse burada (Fussilet-11) Allah hem gaz halinde bulunan semaya hem de onun gibi gaz hâlinde bulunan yerküreye yönelmiş ve ikisine birlikte ister istemez (varlık sahasına) “gelin” buyurmuştu. İkisi de boyun eğerek geldik.” demişlerdi. İşte ‘’ikisine birlikte gelin’’diye emredilmesi, ikisinin beraber yaratılıp düzenlenme aşamasından geçtiğini gösteriyor. Yani bütün evren birlikte yaratılma sürecine girmiş, ama en son (4. 5 milyar yıl önce) yerküre bugünkü hâlini almıştır. Bu nedenle Fussilet-11. ayette bulunan sümme harfine: Ve ayrıca veya aynı zamanda gibi anlamları vermek uygundur. Çünkü aynı ayette aynı anda yaratıldıkları yazıyor ve Kur’an’da (ثم) neredeyse hiç kronolojik sıra belirtmek için kullanılmıyor. Bu nedenle sema ve arzın yaratılışıyla ilgili bilimsel bir çelişki yoktur, burada eşzamanlı yaratılış vardır, ama en son bugünkü şeklini alan yerküredir. Zira Kur’an’da kronolojik sırayı belirten ifade ‘’sümme, değil, (بعد)’’ba’de’’ kelimesidir. Ayrıca Kur’an’da ‘’sümme’’kelimesinin sonra anlamında olmadığını gösteren nice ayetler vardır. Eğer ‘’sümme, ‘’ba’de’’gibi ‘’sonra veya ardında’’ anlamında olsaydı, her ikisi birlikte gelmezdi. Hâlbuki Bakara- 52: Ve Mü’minun-15. ayetlerde (ثم) ve (بعد) birlikte gelmiştir. İşte o örnek ayetler.1) Bakara-52: ((ثمَّ عَفَوْنَا عَنكُمِ مِّن بَعْد ذلك ‘’Ve bunun ardından (akıllanıp) şükredersiniz diye sizi affettik’’ Not: Burada ‘’ardından veya sonra’’ ifadesinin karşılığı (بعد)’’ba’de’’ kelimesidir, (ثم) değil, çünkü sümme sadece atıf edatı olup (و)’’ve’’anlamındadır. 2) Mü’minun-15. ayet: (ثُمَّ إِنَّكُمْ بَعْدَ ذَلِكَ لَمَيِّتُونَ) ‘’ Ve (siz bunun (bu sürecin) ardından muhakkak öleceksiniz.’’şeklindedir. Yine burada ‘’ardından’’ ifadesinin karşılığı (بعد) kelimesidir, (ثم) değil. Ve daha nice örnek ayetler gösterilebilir. Demek ki, Kur’an’da (ثم) kelimesi kronolojik sıralamayı belirten sonra anlamında değildir. Bu anlamda olan ise (بعد)’’ba’de’’ kelimesidir. {ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء} أي: قصد إلى إيجادهما. وثم، للتفاوت بين الخلقين في الإحكام وعدمه، واختلافهما في الجهة والجوهر، لا للتراخي في الزمان؛ إذ لازمان هناك. (محاسن التأويل) (ثم) حرف عطف يدل علي مطلق الجمع دون قصد الترتيب أوالتراخي في الزمن مثل قوله تعالي ( وان استغفروا ربكم ثم توبوا اليه (المعجم: اللغة العربية المعاصر - تعريف و معنى ثم في قاموس الكل. قاموس عربي عربي) {ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ إِلَى ٱلسَّمَآءِ} ذكر الاستواء إلى السماء ليس فيه أنه خلقها بعد خلق الأرض، الخ (تأويلات أهل السنة – الامام ماتريدي) و(ثم ) تأتي أحياناً للدلالة على التأخير في البيان أما إذا كان هذ المعنى هو المقصود، فليس هناك مانع من أن تكون السماوات قد خلقت وبعدها خلقت الأرض وهذ المعنى بالإضافة إلى أنّه أكثر تناسقاً وانسجاماً مع الإكتشافات العلمية، فهو أيضاً يتفق مع الآيات القرآنية الأُخرى، كقوله تعالى في الآيات (27ـ33) من سورة "النازعات": (أأنتم أشد خلقاً أم السماء بناها رفع سمكها فسواها واغطش ليلها وأخرج ضحاها والأرض بعد ذلك دحاها أخرج منها ماءها ومرعاها والجبال أرساها متاعاً لكم ولأنعامكم).إنّ هذه المجموعة من الآيات الكريمة تكشف بوضوح أنّ دحو وتوسيع الأرض وتفجر العيون ونبات الأشجار والموارد الغذائية، قد خلقت جميعاً بعد خلق السماوات. أما لو فسّرنا معنى "ثم" بالتأخير في الزمان، فعلينا أن نقول: إنّ كلّ تلك قد تكونت قبل خلق السماء، وهذا يتنافى مع المعنى الواضح للمراد من قوله تعالى: (بعد ذلك) أي أن كلّ ما ذكر قد تم خلقه بعد ذلك (أي بعد السماوات). وبذلك نفهم أن (ثم) هنا قد استخدمت للتدليل على التأخير البياني (المكتبة المقروءة » تفسير الأمثل في كتاب الله المنزل » فصلت) فاعلم ان دلالة (بعد ذلك) على الترتيب الزمني قطعية الدلالة ودلالة (ثم) على الترتيب الزمني ظنية الدلالة كما قال ابن كثير ( فقد قيل أن ثم هاهنا إنما هي لعطف الخبر على الخبر لا لعطف الفعل على الفعل كما قال الشاعر: قل لمن ساد ثم ساد أبوه ثم قد ساد قبل ذلك جده - إن خلق الأرض بدأ مع خلق الكون لأن مادة الأرض التي تشكلت منها موجودة في الرتق الابتدائي الذي فتقه الله وخلق منه السموات والأرض، ولذلك من الطبيعي أن يكون عدد أيام خلق الأرض ستة وهذه الأيام الستة هي ذاتها عدد أيام خلق السماء وقال ابن عاشور في التحرير والتنوير: إنما كانت مدة خلق السماوات السبع أقصر من مدة خلق الأرض مع أن عوالم السماوات أعظم وأكثر لأن الله خلق السماوات بكيفية أسرع، فلعل خلق السماوات كان بانفصال بعضها عن بعض وتفرقع أحجامها بعضها عن خروج بعض آخر منه وأما خلق الأرض فالأشبه أنه بطريقة التولد المبطئ، لأنها تكونت من العناصر الطبيعية فكان تولد بعضها عن بعض أيضا.هـ. (التحرير والتنوير) أن السماوات والأرض خلقتا معاً في اليومين الأولين، ثم تكامل خلق الأرض وإعدادها للإنسان في الأربعة الأخيرة من الأيام الستة.وتفصيله : أن الله خلق السموات والأرض معاً مجتمعين ((أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقاً فَفَتَقْنَاهُمَا )) (الأنبياء: 30)، والرتق ضد الفتق ، أي كانتا (أي مادتهما الاولية) منضمتين ، بعضهما إلى بعض، ثم فتقهما الله، فحدث ما يسمى عند علماء الجيولوجيا والفلك بالانفجار الكبير ( فيديو ).وأما كون الخلق للسماوات والأرض في يومين فهو لقول الله عن السماوات:(فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ )، وعن الأرض:( خَلَقَ الْأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ) ، فهذان هما اليومان الأولان، ثم دحيت الأرض واكتمل إعدادها لصلاح معيشة الإنسان عليها في أربعة أيام أخرى - و(ثم) ليس بالضرورة أن تدل على الترتيب الزمني والدليل قوله في سورة يونس {فإلينا مرجعهم ثم الله شهيد على ما يفعلون} ومعلوم ان لله يشهد على ما يفعلون قبل أن يرجعوا إليه (مراحل خلق الكون بين العلم والقرآن) (ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ وَهِيَ دُخَانٌ) إن هذه الآية تدل على أن السماء كانت موجودة قبل أن يستوي إليها، ولكنها كانت في معظمها دخاناً، ثم يقول بعد ذلك: (فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا) إذاً الخطاب للسماء والأرض معا، وبالتالي أثناء هذا الخطاب كانت الأرض موجودة وكانت السماء موجودة ،أيضا ولكنهما كانتا دخانا.(الله اعلم) ولا يعني ذلك أن الأرض خُلقت قبل السماء (خلق السموات والأرض: حقائق تثبت أن القرآن لا يناقض العلم)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Sonra, gök duman halinde iken göğe yönelmiş, göğe ve yere “İkinizde isteyerek veya istemeyerek bana gelin (itaat edin)” demişdi de, İkisi de “İsteyerek, gönülden itaat ederek geldik” dediler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Sonra buğu oluşundaki göğe yönelip hem ona, hem yeryüzüne buyurdu: "İsteseniz de istemeseniz de benim buyruğum altına gireceksiniz." Dedi. Onlar da : "İstiyerek biz Senin buyruğun altına giriyoruz" dediler.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Sonra göğe döndü, gök ise bir duman halindeydi [¹¹], göğe ve yere dedi ki isteyerek, istemeyerek hükmüme gelin [¹²]. Bunlar da «— İsteyerek geldi» dediler [¹³].
[11] Buhar veya mürekkebatı olan küçük maddeler halindeydi.[12] Gökte, yerde kemal-i kudretinin tesirine mahmuldür. Yoksa onları ister, istemez dâvet değildir.[13] Göklerin, yerin kudret-i sübhaniyeden kemal-i teessürlerini temsile mahmuldür.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Ayrıca,⁵ duman hâlindeki göğü de şekillendirdi. Ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek ikiniz de (emrime) geliniz”⁶ dedi. Her ikisi de “İsteyerek geldik” dediler.
5 Genellikle “sonra” anlamında kullanılan “summe” edatı, “dahası, hatta ayrıca, ve” anlamında da kullanılır. Biz bu anlamlardan “ayrıca” anlamında olanı seçtik. Göğün yaratılışı ve şekillenmesi bilimsel olarak dünyanınkinden önce olduğu söylense de ayette kozmik varoluşlarının aynı evrede olduğu anlaşılıyor. Burada hem göğe hem de yere hitap aynı anda yapılmıştır. Onun için önceki ayete uygun olarak önce dünyadan bahsetmiştir. Allah olayları insana yakın olandan başlayıp uzak olana doğru götürüyor. Böylece olayı, arzdan semaya olan bir istikamette insan idrakine sunuyor. 6 Onların Allah’ın emrine gelmesi, evrende hiçbir şeyin Allah’ın koyduğu yasanın (sünnetullah’ın) dışında olmadığı, her şeyin her zaman Allah’ın takdiri üzere işlevini yaptığının mecâzi bir ifadesidir. Allah’ın yarattığı yere ve göğe hitap etmesi onların da cevap vermesi insan idrakine uygun temsili bir anlatımdır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Sonra, kendisi duman (gaz) halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de “İsteyerek (itaat ederek) geldik” dediler.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Sonra kudret ve irâdesiyle, henüz gaz bulutu hâlinde olan göğe yöneldi; göğe ve yere, “İkiniz de, isteyerek veya istemeyerek koyduğum yasalara boyun eğin!” buyurdu. Onlar da, lisân-ı hâl ile, “Başüstüne, emrine gönülden boyun eğdik!” dediler.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Sonra dühân / duman / gaz halindeki Göğe istivâ etti / düzen verdi. Ona ve Yer’e: -“İstekli veya isteksiz gelin!” dedi. İkisi de: -“İstekli olarak geldik” dediler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sonra duman halindeki fezaya yöneldi. Sonra yere ve göğe dönüp: " hiç gönül kibir etmeden görevinizi yapın! " buyurdu. İkisi de: " seve seve " deyip işe koyuldular.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; gökyüzüne ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek yasalarıma uyun!" dedi. İkisi de, "İsteyerek yasalarına uyduk! Yaratmak istediğin amaca uygun olarak düzene girdik!" dediler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sonra duman hâlinde olan göğe yönelmişti. [*] Ona (göğe) ve yere “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” deyince onlar da “İsteyerek geldik!” [*] cevabını vermişlerdi.
Benzer mesaj: Bakara 2:29 Burada sözü edilen durum, göğün ve yerin bu ilahî emre boyun eğdiğini gösteren mecazi bir konuşma olarak yorumlanmalıdır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Sonra (Allahın, iradesi)¹ duman halinde olan göğe yönelip ona ve yeryüzüne: “Yaratılışınıza uysa da uymasa da ikiniz birlikte birbirinizle uyum sağlayın.”² dedi. İkisi de derhâl: “Uyum sağladık.” dediler.³
1 Sonra Allah, Semaya doğru doğruldu. Yani iradesini dosdoğru Semaya yöneltti. (اسْتَوٰٓى) fiili (اِلَى) ile kullanıldığı zaman istikamet almak, dosdoğru yönelmek manasınadır ki Allahu Teâlâ hakkında doğrudan doğruya “irade” ile tefsir olunur. Yani Allah’ın iradesi Semaya doğru yöneldi demektir. 2 Allah ilk önce Arzı yarattı, sonra doğrudan doğruya yukarısını da bir duman olarak yaratmayı irâde buyurdu. Demek ki Arz, ilk yaradılışından önce Sema’dan ayrıldığı sıra ateş halinde idi, sonra bu ateşten onun yukarısına doğru (Dünya Seması) duman halinde gazlar püskürüyordu. Allah, o duman halindeki Semaya ve Arza; “ikiniz birden isteyerek veya istemeyerek gelin, yani tabiatınıza uygun gelse de gelmese de ikiniz birlikte birbirinize uyarak bir nizam üzere hareket edin” dedi. Bütün Semâ içinde Arzın ve havasının birlikte hareket etmesini emretti. Onlar da ikimiz de isteyerek geldik dediler. (Elmalılı) 3 Âyetin son bölümü, “İsteyerek veya istemeyerek (meydana) gelin” dedi. “İsteyerek (meydana) geldik” dediler şeklinde de tercüme edilebilir. Buradaki (ثُمَّ) zaman için değildir. Onun için gökyüzünün (semâ’nın) yaratılışı, yeryüzü ve dünya semâ’sının yaratılışından öncedir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve ¹¹ O, [sadece] duman halinde ¹² olan göklere şekil verdi; onlara ve arza, “İkiniz de isteyerek yahut istemeden [varlık alanına] gelin!” diye buyurdu. İkisi birden: “Peki, boyun eğerek geliriz!” dediler. ¹³
11 Sümme edatı, yukarıdaki örnekte olduğu gibi, her ne zaman paralel ifadeleri -yani, zaman içinde bir düzene/sıraya tâbi olmayan ifadeleri- birleştirmek için kullanılmışsa basit bir bağlaç fonksiyonuna sahip olmuştur ve bu nedenle de “ve” olarak çevrilmesi uygundur.12 Yani, gaz halinde: fizikçilerin, evrenin bütün maddî unsurlarının kaynağını teşkil eden asal bir element olarak gördükleri hidrojen gazı. Semâ’ teriminin (“gök” veya “gökler” yahut “cennet”) kozmik delaleti için bkz. 2:29, not 20.13 Bu pasaj ile ilgili açıklamasında Zemahşerî şunları söyler: “Allah’ın göklere ve yere ‘gelmeleri’ni emretmesi ve onların da [bu emre] boyun eğmelerinin anlamı şudur: Allah, onların varlık alemine çıkmalarını istedi, onlar da, Allah’ın iradesine uygun şekilde var oldular... ve bu, temsîl (allegory) olarak adlandırılan bir mecâz türüdür... O halde [bu pasajın] maksadı, sadece, Allah’ın, [O’nun tarafından] var edilmiş bütün varlıklar üzerindeki sonsuz kudretinin sonuçlarını tasvir etmekten ibarettir…” (Anlaşılıyor ki, Zemahşerî’nin açıklaması çok sık tekrarlanmış olan şu Kur’ânî ifadeye dayanmaktadır: “Allah bir şeyin olmasını istediğinde ona sadece ‘Ol!’ der -ve o şey oluverir.” Zemahşerî, yukarıdaki pasajın yorumunu şöyle sürdürür: “‘İsteyerek veya istemeden’[sözlerinin] anlamı bana sorulsaydı, onun, Allah’ın iradesinin kaçınılmaz bir şekilde tecellî edeceğini gösteren mecazî bir ifade (mesel) olduğunu söylerdim.”)  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Bu sırada henüz gaz halinde bulunan göğe yönelip ona ve yeryüzüne: – Benim yasalarıma ister gönüllü ister gönülsüz boyun eğin! Dedi. Onlar da: – Senin yasalarına isteyerek boyun eğdik, dediler. 7/54, 13/2
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Dahası,[⁴²⁴⁰] O duman[⁴²⁴¹] halindeki göğü[⁴²⁴²] şekillendirdi; ona ve arza, “Her ikiniz, ister istemez (varlık sahnesine) gelin!” dedi. İkisi birden “Bizler boyun eğerek (varlık sahnesine) geldik!” dediler.[⁴²⁴³]
[4240] Bu bağlamda summe edatı, zamansal bir sonralığı değil, semanın yaratılışının arzın yaratılmasından daha büyük bir olay olduğunu ifade eder (İbn Âşûr). [4241] Yani: “gaz bulutu”. Bugünkü bilgilerimiz bunun evrenin temel elementi olan hidrojen gazı olduğunu söylemektedir. [4242] Veya: “evreni..” [4243] Evrendeki muhteşem uyumun ve bunun tesadüf eseri olmadığının sembolik dille ifadesi. Bir başka ifadeyle, anlamsızlığın ve amaçsızlığın reddi. Varlığın kozmik korosundaki her şey, kendi diliyle bir özge ilâhî icra etmektedir. Zımnen: Ey insan! Uyumu bozma, bilinçli bir varlık olarak sen de katıl bu kâinat korosuna!  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Sonra, -duman halinde olan- göğe yöneldi de, ona ve yerküreye "-ya isteyerek, ya da istemeyerek- gelin" emrini verdi, ikisi de "İsteyerek geldik" dediler.
Osman Fırat
swap_vert close
Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Sonra göğe, o bir duman halinde iken teveccüh etti. Sonra ona ve yer için buyurdu ki: «İsteyerek veya istemeyerek geliniz». Onlar da, «İsteyiciler olarak geldik,» dediler.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin! ” onlar da: “Gönüllü olarak geldik. ” dediler.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Sonra duman (gaz) halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin" dedi. "İsteyerek (buyruğuna) geldik." dediler.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sonra semânın ḣalkına geçdi. Gök bir duman idi. Ona ve arza "İster istemez ölünüz" didi. Onlar da: "Sana muti' ve münkâd geldik ve öldük" didiler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Aynı zamanda duman halindeki göğe yönelmiş, ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek emrime girin!” demişti; ikisi de “İsteyerek emrine girdik” diye cevap vermişlerdi.
Şaban Piriş
swap_vert close
Sonra gaz halinde bulunan göğe yöneldi ve dünya ile göğe:-İsteyerek ya da istemeyerek gelin! dedi. Onlar da:-İsteyerek geldik, dediler.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Bundan başka, duman halindeki göğe yöneldi ve hem ona, hem de yeryüzüne “İsteseniz de, istemeseniz de gelin” buyurdu. İkisi de “İsteyerek geldik” dedi.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" Onlar şöyle dediler: "İsteyerek geldik!"
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
andan ķaśd eyledi gökdin yaña ol dütün iken pes eyitti aña daħı yire “gelüñ dileg-ile yā güc-ile.” eyittiler: “geldük boyun viricilerken.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Andan ṣoñra ḳaṣd itdi gögi yaratmaġa ol tütün‐iken. Pes eyitdi göklere veyirlere daḫı: Vücūda gelüñüz iḫtiyār‐ıla yā güc‐ile. İkisi daḫı eyitdi ki: Biz gel‐dük muṭī‘ olup.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Sonra Allah tüstü (düman, yerdən qalxan buxar) halında olan göyə üz tutdu (göyü yaratmaq qərarına gəldi). Ona (göyə) və yerə belə buyurdu: “İstər-istəməz vücuda gəlin!” Onlar da: “İstəyərək (Allahın əmrinə itaət edərək) vücuda gəldik!” – deyə cavab verdilər.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Then turned He to the heaven when it was smoke, and said unto it and unto the earth: Come both of you, willingly or loth. They said: We come, obedient.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Moreover He comprehended(4474) in His design the sky,(4475) and it had been (as) smoke: He said to it and to the earth: "Come ye together,(4476) willingly or unwillingly." They said: "We do come (together), in willing obedience."
4474 For istawa see n. 1386 to 10:3. Cf. also 2:29 . 4475 From 79:30 it would appear as if the earth was spread out after the sky was made. In the present passage the creation of the earth and the evolution of life on our globe are mentioned first; and the making of the sky into the seven firmaments is mentioned last. The two statements are not inconsistent. It is stated here that when the sky was made into seven firmaments, it had existed previously as smoke, or vapour, or steam. The idea I derive from a collation of the relevant Qur'anic passages is that Allah first created primeval matter, which was as yet without order, shape, or symmetry. This state is called Chaos as opposed to Cosmos in Greek Cosmogony. The next stage would be the condensation of this primeval matter, into gases, liquids, or solids: on this subject no precise information is given us: it belongs to the realm of Physics. About the earth we are told of four stages or Days, and about the heavens, of two stages or Days. For Days see n. 4477 below. If these stages proceeded or proceed together in time, it is obvious that each stage as we know it on earth is half as long as each stage in the heavens. But these are questions of Physics, Astronomy, or Geology, not questions of Religion. 4476 I take this to mean that Allah's design in creation was not to keep heaven and earth separate, but together, as we indeed are, being part of the solar system, and travellers through space, crossing the path of several comets. And all matter created by Allah willingly obeys the laws laid down for it.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
ثُمَّ
sonra
اسْتَوٰٓى
yöneldi
اِلَى السَّمَٓاءِ
göğe
وَهِيَ
o iken
دُخَانٌ
bir duman
فَقَالَ
ve buyurdu
لَهَا
ona
وَلِلْاَرْضِ
ve yeryüzüne
ائْتِيَا
ikiniz gelin
طَوْعاً
isteyerek
اَوْ
ve- ya
كَرْهاًۜ
isteme- yerek
قَالَـتَٓا
ikisi dedi
اَتَيْنَا
geldik
طَٓائِع۪ينَ
isteyenler olarak
Sonra duman hâlinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne, "isteyerek veya istemeyerek, gelin!" buyurdu. İkisi de "isteyerek geldik" dediler.
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
اِسْتَوَى
Fiil-VIII
س و ي
Yöneldi, eşit oldu, hükümran oldu, yerleşti, istiva etti, olgunlaştı, kuruldu, dikildi
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
سَمَٓاء
İsim
س م و
Gök, sema
هِيَ
Zamir
هِيَ
O (bayanlar için kullanılır)
دُخَان
İsim
د خ ن
Duman
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
لَهَا
Zamir
لَهَا
Onun, ona (لَهُ Zamirinin müennes hâli)
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
اَتَى
Fiil-I
ا ت ي
Geldi, getirdi
طَوْع
İsim
ط و ع
İsteyerek, gönüllü olarak itaat
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
كَرْه
İsim
ك ر ه
İstemeyerek, zorla, gönülsüz olarak
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اَتَى
Fiil-I
ا ت ي
Geldi, getirdi
طَٓائِعِين
Etken fiil
ط و ع
İsteyenler