Bir de (onlar) şöyle dediler: “Bu nasıl peygamber ki, yemek yiyor, çarşılarda geziyor. Ona bir melek indirilmeli de onunla berâber (o da) bir korkutucu olmalı değil miydi?”(3)
(3)“O Zât-ı Mübârek’in (Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın) tamâm-ı mâhiyeti ve hakīkat-i kemâlâtı (hakīkī yüksek makāmı ve ahlâkı), siyer ve târihe geçen beşerî ahvâl ve etvâra (insânî hâllere ve tavırlara) sığışmaz.Meselâ: Hazret-i Cebrâîl ve Mikâîl, iki muhâfız yâver hükmünde Gazve-i Bedir’de yanında bulunan bir Zât-ı Mübârek’i, çarşı içinde bedevî bir Arabla at mübâyaasında (alış-verişinde) münâzaa etmek(tartışmak), bir tek şâhid olan Huzeyfe’yi şâhid göstermekle görünen etvârı içinde sığışmaz. İşte yanlış gitmemek için, her vakit mâhiyet-i beşeriyeti (kişiliği) i‘tibâriyle işitilen evsâf-ı âdiye (sıradan vasıflar)içinde başını kaldırıp, hakīkī mâhiyetine ve mertebe-i risâlette (peygamberlik makāmında) durmuş nûrânî şahsiyet-i ma‘neviyesine bakmak lâzımdır. Yoksa, ya hürmetsizlik eder veya şübheye düşer.” (Zülfikār, 19. Mektûb, 10)Ayrıca bakınız; (sahîfe 128, hâşiye 1)