Ve (yine) dediler ki: "Öncekilerin masallarıdır bu. Onu kendisi yazmış. Yazmak için sabah akşam ona birileri tarafından dikte ediliyor. *
(*) Not: Gerek bu ayetten gerekse aşağıdaki tefsir metinlerinden anlaşıldığı gibi Hz. Peygamberin hem okuma yazması vardı hem de kendisi de Kur’an ayetlerini yazıyordu. Çünkü (اكتتبها) ‘’iktetebeha’’nın anlamı, bizzat kendisi yazıyordu, eğer (استكتبها)‘’istektebeha’’şeklinde, yani üzerinde bir işi talep etme harfi olan (س )’’sin’’olsaydı, o zaman Hz. peygamber bunun başkası tarafından yazılmasını talep ediyordu şeklinde bir anlam çıkardı. Yani Hz. peygamber Kur’an’ı hem yazıyor hem de yazdırıyordu. Ama o, eski kitapları yani Tevrat ve İncilleri okumuyor ve bunlardan alıntı yapmıyordu. Zaten bu kitaplar İbranice olduğu için Hz. Peygamber ne okuyabiliyor ne de anlayabiliyordu. İşte kaynaklara göre; Tevrat’ı Arapçaya ilk kez tercüme eden 10. yüzyılda Bağdat’ta yaşayan Yahudi din adamı Saadya Gaon’dur. Tevrat’ın Arapça’ya ilk çevirisinin Sura Akademisi’nin başkanı Saadiya Gaon tarafından X. yüzyılda yapıldığı kabul edilir. Yani Hz. peygamber döneminde Arapçaya tercüme edilmiş bir Tevrat yoktu. Onun tercümesi Hz. peygamberin vefatından iki buçuk asır sonra olmuştur. Ayrıca Mesudî’nin bildirdiğine göre Kitabı Mukaddes de (İncil) Hz. Peygamberin vefatından 241 yıl sonra tercüme edilmiştir. İşte Mesudi şöyle diyor: a. Eski Ahdi ilk tercüme eden Hanîn b. İshak en-Nasturî’dir. (Ö: 260 h./873 m.) Bu ilk Arapça tercüme “et-Tercümetu’s-sebînıye”den yapılmıştır. (a.g.e) Bu nedenle Hz. Muhammed’in kitab-ı Mukaddes olan (Tevrat ve İncil’i) okuyup onlardan alıntı yaptığının iddiası, tamamen asılsız ve mesnetsizdir. Zaten Hz. Peygamber, ümmi idi, yani kitap ehli değildi, o kitaplarla ilgilenmiyordu. Kur’an’daki ümmi kelimesi de bunu ifade ediyor. Ama kendisine gelen vahyi ezberliyor, yazıyor, yazdırıyor ve insanlara tebliğ ediyordu. Ayrıca ‘’Bu, öncekilerin masallarıdır’’ iddiası’ günümüzde özellikle ateist ve deistler tarafından devam ettirilmektedir. Kurân’ın eski Sümer yazıtlarından, ehli kitabın kaynaklarından derleme olduğu iddia ediliyor. Oysa Hz. Peygamber ne sümer dilini ne de İbraniceyi biliyordu. Bu nedenle tam aksine Kur’ân’ın kadim anlatımlarla ortak yanlarının bulunması hepsinin (Tevrat, İncil ve Kur’an) bir tek kaynaktan (Allah’tan) geldiğinin kanıtıdır. Kur’an bu anlatımları yeniden düzenleyerek yepyeni bir anlatımla dosdoğru bir şekilde sunmaktadır. Zaten kaynaklara göre Hz. Peygamberden önce veya zamanında İbraniceden tercüme edilmiş bir Tevrat veya Kitab-ı Muhaddes’ın nüshası da yoktu. Dolayısıyla İbranice bilmeyen Hz. Peygamberin Tevrat ve Kitab-ı Mukaddes’ten alıntı yapması da mümkün değildi... Bu nedenle Hz. Peygamber (a.s.m)’in Tevrat ve İncil’den istifade ederek Kur’an’ı ortaya koyduğuna dair iddia ne tarihî gerçeklerle ne de o iki kitabın muhtevasıyla izah edilebilir! Hem ayetle ilgili aşağıdaki tefsir metnine, hemde Arapçaya kitab-ı Mukaddes’in tercüme edildiği tarihle ilgili Britannica Ansiklopedisinin Arapçasına da bkz:
اكتتبها ؛ هذه صيغة الافتعال من " الكتابة " ؛ أي " كتبها وجود كتابتها " ؛ وهذا كلام يحتمله معنى " اكتتبها (زهرة التفاسير) وقال الشهاب: وممن ذهب إلى أنه (ص ) كان يحسن الكتابة، أبو ذر الهروي وأبو الفتح النيسابوري وأبو الوليد الباجي من المغاربة. وصنف فيه كتابا، سبقه إليه ابن منبه.... (تتفسير البيضاوي - محاسن التأويل - تفسير النسفي ) "اكتتبها" كتبها لنفسه وأخذها - والإملاء : هو الإملال وهو إلقاء الكلام لمن يكتب ألفاظه أو يرويها أو يحفظها . وتفريع الإملاء على الاكتتاب كان بالنظر إلي أن إملاءها عليه ليقرأها أو ليحفظها ( التحرير والتنوير ) لا توجد أي دلائل مؤكدة على وجود ترجمة للكتاب المقدس بالعربية قبل الإسلام.ولكن بعد وجود الكثير من اليهود والنصارى بين المسلمين تحت الحكم الإسلامي في القرن السابع ,ظهرت الحاجة إلى وجود نسخ بالعربية.أول واهم نسخة هي التي قام بترجمتها (سعادة بن يوسف ) 892 - 942 ميلادية. المصدر: › ترجم الكتاب المقدس للعربية ؟ ( حسب الموسوعة البريطانية )