Üstelik, hakkı inkara şartlanmış olanlar: “Bu [Kur’an] doğruyu çarpıtıp yalanı ve sahteyi ortaya çıkaran başka bir topluluğun yardımıyla ⁵ o’nun [kendisinden] uydurduğu bir yalandan başka bir şey değildir” deyip duruyorlar. ⁶
5 Lafzen, “ve böylece, gerçeği örten, sahte [zulm sözcüğünün bu akış içindeki anlamı budur] ve asılsız bir şey getirdiler” [ya da “ortaya attılar”]”. Bu ifadenin, genellikle, önceki cümlede inkarcıların söylediği karalayıcı sözlere karşı bu iddiaları çürütücü yönde verilen vahyî karşılık olduğu söylenmiş ise de, bizce bu cümle, Muhammed (s)’e “yardım ettiklerinden” şüphelenilen hayal mahsulü kimselerin de Kur’an’ın “uydurulması”ndan o’nunla birlikte sorumlu olduklarını ifade etmek üzere inkarcıların söylediği sözlerin devamıdır.6 Kur’an’ın, en azından büyük kısmıyla, Muhammed (s)’e, bilinmeyen bir yabancı tarafından (karş. 16:103 ve ilgili notlar, özellikle 130. not) yahut, bu değilse, Yahudiliği ya da Hristiyanlığı benimseyen Araplar tarafından Yahudi-Hristiyan öğretilerine dayanılarak aktarıldığı yolundaki inkarcı görüşü; ve bunun da ötesinde, Muhammed (s)’in, ya Kur’an’ın vahyî bir mesaj olduğu konusunda kendi kendini aldattığı, ya da öyle olmadığını bildiği halde, kasden onu Allah’a izafe ettiği yolundaki iddiaları karakterize eden bir ifade.