(Resulüm!) Sen hiç kendi ihtirâslarını (heva ve heveslerini, kendi egosunu) tanrılaştırmış olanı düşündün mü? O hâlde (vazifen sadece hakkıyla tebliğ iken) onun üzerine sen mi vekil (koruyucu ve sorumlu) olacaksın? *
(*) Vahyin rehberliğine tâbi olmayanlar, kendi arzularına tabi olurlar. Yani zevklerini, arzularını, çıkarlarını, ihtiraslarını, duygularını hayatın merkezine taşıyarak onları kendilerine ilah edinirler. “Eğer senin bu dâvetini kabul etmezlerse, bil ki onlar sadece heva ve heveslerine uymaktadırlar.” (Kasas 28/50) Allah’a inanmak, Onu tanımak ve Onun istediği şekilde yaşamak fıtridir. Eğer insan bu konuda fıtrat bozulması yaşar da yaratılış safiyetinden uzaklaşırsa işte o zaman nefsin arzuları ilahlaşmaya başlar. Tarih boyunca insanların en büyük sıkıntısı Allah’ı gereği gibi tanıyamamak ve Onunla gerektiği gibi iletişime geçememek olmuştur. Böyle olunca da Allah’tan uzaklaşan insanlar Allah’ın yerini dolduracak Tanrı arayışına girmişlerdir. Putçuluğun doğuşundaki ana sebep de budur. Allah’a inanan ve Ona teslim olan asla arzularının kulu olamaz, Allah’tan başka varlıklara kulluk edemez, hele kendisi gibi ihtiyaç sahibi varlıkların önünde asla eğilemez ve bu zilleti kendine yaşatamaz. (C. Külünkoğlu Meal Açıklaması) Ayrıca bu ayette kullanılan cümle, son derece ilginç bir ifadedir. Bütün değişmez ölçüleri, bilinen kriterleri, yerleşmiş ölçüleri çiğneyen, bir kimsenin dışa vurmuş ruhsal durumunu çok derin bir örnekle gözler önüne seriyor. Bu adam bütünüyle arzusuna boyun eğiyor, ihtirasların tutsağı oluyor, kendi şahsına ibadet/kulluk ediyor. Bir ilah haline getirip ibadet ettiği, boyun eğdiği azgın ihtirası ile çatışıyorsa, hiçbir ölçüye uymuyor, hiçbir sınır tanımıyor, hiçbir mantık kuralını dinlemiyordur…(Fizilali-l Kur’an) Ardından ayetlerin akışıyla, arzularına kulluk eden, şehvetlerinin buyruğuna giren, kişiliklerine, istek ve ihtiraslarına ibadet/kulluk ettikleri için delilleri ve gerçekleri reddeden, yüce yaratıcısı olan Allah’a değil, egosuna kul ve köle olan ve doğru yolu bulmak için gayret göstermeyen bu tip egoist ve kibirli kimselerden tebliğ vazifesini yapan elçinin mesul olmadığı bildirilmektedir. İşte bu nedenle, kişinin konumu ne olursa olsun, yani ister peygamber olsun, ister halkın inanışına göre veli, aziz vs. din adamları olsun haşa Allah ile kul arasında ne vekil olabilir, ne de haşa Allah adına vekalette bulunabilir. Yani yüce Allah ile kul arasına hiçbir kimse ve hiçbir vasıta konulamaz!