close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Furkân Sûresi 19. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Fekad keżżebûkum bimâ tekûlûne femâ testatî’ûne sarfen velâ nasrâ(an)(c) vemen yazlim minkum nużikhu ‘ażâben kebîrâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Gerçekten de söylediklerinizi reddedip yalanlar sizi ve sizden ne azabı gidermeye güçleri yeter, ne size yardıma kudretleri var. Ve sizden kim zulmederse ona. büyük bir azap tattırırız.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Müşriklere ve Müslüman geçinip sahte şefaatçiler edinenlere:) "İşte (kutsallaştırdığınız kimseler) sizin söylediklerinizi yalanladılar; artık bundan böyle (azabı) ne geri çevirmeye gücünüz yetebilir, ne de bir yardım (temin edebilirsiniz. Evet) Sizden kim zulmedip (hıyanet ve dalâlete yönelmişse), ona büyük bir azap tattıracağız" (denilecektir).
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Gerçekten taptıklarınız, söylediğiniz şeyler hakkında sizi yalanladılar. Artık bu durumda ne başınıza gelen azabı savmaya gücünüz yeter, ne de bir yardım bulabilirsiniz. Sizden kim haksızlık ederse, ona büyük bir azap tattırırız.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Ötekilere hitaben: “İşte taptıklarınız, kendilerinin tanrı olduğu konusundaki söylediklerinizi, sizi yalanladılar. Artık ne azâbımızı geri çevirebilir, ne de bir yardım temin edebilirsiniz, sizden kim baskı, zulüm ve işkence yapar, zulme âlet olur, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engellerse ona büyük bir azap tattıracağız.” denir.
Ahmet Varol
swap_vert close
Böylece sizi, söyledikleriniz konusunda kesinlikle yalanlamışlardır. Artık ne (azabı) geri çevirmeye ne de yardıma [4] güç yetirebilirsiniz. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattırırız.
4.Yardım bulmaya.  
Ali Bulaç
swap_vert close
'İşte (ilahlarınız) söylediklerinizi yalanladılar; bundan böyle (azabı) ne geri çevirmeye gücünüz yetebilir, ne de bir yardıma. Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azab taddırırız.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
İşte (ey kâfirler, taptıklarınız) sizi, sözünüzde yalancı çıkarmışlardır. Artık (azabı) ne savmağa, ne de bir yardım görmiye çare bulamıyacaksınız. Sizden kim zulüm yaparsa, ona büyük bir azab tattıracağız.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
(Allah o ilahlara tapanlara:) “İşte, ilahlarınız dahi dediklerinizi yalanladılar. Artık sizler ne azabı geri çevirebilirsiniz nede kendinize yardım edebilirsiniz. Demek, sizden kim zulmederse (Allah’a eş koşarsa,) ona büyük bir azap tattırırız.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
İşte, tanrı dedikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne azabı geri çevirmeye gücünüz yeter, ne de bir yardım bulabilirsiniz! İçinizden, haksızlık eden kimseye büyük bir azap tattırırız.
Besim Atalay
swap_vert close
Dediğiniz şeyleri, işte yalanladılar, ne işi döndürmeğe, ne de yardım etmeğe, sizin gücünüz yeter İçinizden zulmedene büyük azap tattırırız
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Bunun üzerine Allah müşriklere şöyle diyecek:) “İşte (sizin tanrı yerine koyduğunuz kimseler, geçmişte) ileri sürdüğünüz iddiaların yalan olduğunu ortaya koydular” diyecek, “artık ne (hak ettiğiniz azabı) başınızdan savabilirsiniz, ne de kendinize bir destek bulabilirsiniz! Çünkü içinizden her kim (böyle bir) kötülük işlemişse, ona büyük bir azap tattıracağız!”
Cemil Said
swap_vert close
Müşrikere dahî: "İşte ma’bûdlarınız sizi tekzîb idiyor sizi ne Allâh’ın ’azâbından kurtarabilürler ne de size yardım idebilürler. Sizlerden zulm idenler büyük ’azâba dûçâr olacaklardır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
"Söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar, artık kendinizden azabı çeviremez, yardım da göremezsiniz. Zulmedenlerinize büyük bir azap tattıracağız" denir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
(İlâh edindikleriniz) söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm ve haksızlık ederse, ona büyük bir azap tattırırız.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
İşte (ey müşrikler), bu taptığınız şeyler, sizin söylediklerinizin yalan olduğunu ortaya koydu. Artık ne cezanızı savabilirsiniz ne de kendinize bir yardım sağlayabilirsiniz. İçinizden kim haksızlık yoluna sapmış ise ona büyük bir azap tattırırız!
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denir:) İşte (taptıklarınız), söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardım temin edebilirsiniz. İçinizden zulmedenlere büyük bir azap tattıracağız!
Edip Yüksel
swap_vert close
Onlar sizin bu söylediklerinizi yalanlamış bulunuyorlar. Siz ne veto edebilir, ne de yardım edebilirsiniz. Hatta sizden zulmeden olursa ona da büyük bir azap tattırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
(Bunun üzerine ötekilere hitaben şöyle denilir.) İşte (taptıklarınız) sizi söylediklerinizde yalancı çıkardılar. Artık ne (azabınızı) geri çevirebilir, ne de bir yardıma çare bulabilirsiniz ve içinizden kim zulmederse, ona büyük bir azab tattıracağız.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Demek sizi sözünüzde yalancı çıkarmışlardır, artık ne savmağa ne de bir yardıma çare bulamıyacaksınız ve içinizden her kim zulmederse ona büyük bir azâb tattıracağız
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Bunun üzerine Allah, kâfirlere şöyle buyuracak:) “İşte (taptıklarınız,) söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar. Artık ne (müstahak olduğunuz azabı) başınızdan savabilirsiniz ne de (bu hususta) kendinize bir yardım (cı) bulabilirsiniz! (Ey mükellefler! Şunu iyi bilin ki) sizden her kim zulmederse (Allah’a şirk koşup da bu hal üzere ölürse, ahirette) ona büyük bir azap tattıracağız!”
Erhan Aktaş
swap_vert close
İşte onlar¹ söylediklerinizden dolayı sizi yalanladılar. Artık uzaklaştırmaya² ve yardım almaya güç yetiremezsiniz. Ve sizden kim haksızlık etmişse ona büyük azabı tattıracağız.
1- Allah'tan başka kulluk ettikleriniz. 2- Azabı uzaklaştırmaya.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
İşte (tapdıklarınız) sizi, dedikleriniz hakkında, kat'î suretde yalancı çıkarmışlardır. O halde ne (azabınızı) döndürmiye, ne de (bu hususda) herhangi bir yardıma asla muktedir olamayacaksınız. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azâb tatdırırız.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Bunun üzerine diğerlerine şöyle denir:) “İşte (taptıklarınız) söylemekte olduklarınızda sizi gerçekten yalancı çıkardılar; şimdi ne (azâbı) geri çevirmeye, ne de(kendinize) bir yardıma güç yetirebilirsiniz.” Artık içinizden kim zulmederse (bilsin ki), ona(pek) büyük bir azab tattıracağız!
İhsan Aktaş
swap_vert close
(İşte ey müşrikler!) Kuşkusuz (ilah, veli ve şefaatçi edindikleriniz) söylediklerinizi (size şefaat edeceklerine dair iddialarnızı) böylece (ahirette) yalanlamış olurlar. Artık (o gün) ne (azabı) çevirmeye ne de (kendiniz için) yardıma gücünüz yeter. Ve (işte ey insanlar! Bilin ki) sizden kim haddi aşıp zulüm (haksızlık) yaparsa, ona (ahirette) büyük bir azap tattıracağız. *
(*) Allah’ın yanı sıra ilahlar, veliler edinmek aslında kast sistemini, yani efendi-köle sistemini ihya edip desteklemektir. Bu sistem ezen/ efendi ve ezilen/köle olarak toplumu sınıflara böler, bu sınıfsal farklılıklar zulüm ürettir. Bu zulüm dünyevî bir azaptır. Âyette zâlimlere uhrevî olan ve çok daha büyük bir azap olan âhiret azabı hatırlatılır. Amaç kendilerini Allah’a çok yakın gösterenlerin Allah’ın hür olarak yarattığı kulları üzerindeki tahakkümlerini kurmaktır. Veliler, azizler, zatlar, ulular gibi sıfatlarla Allah’ın hür yarattığı kullarını köleleştirmek zulmetmektir. Pasaj peygamberlerin bile böyle olmadığını anlatarak devam edecektir. (Kurandan Hayata) Aşağdaki tefsir metnine bkz: (فَقَدْ كَذَّبُوكُم بِمَا ) كنتم (تَقُولُونَ) من أنّهم شُفعاؤنا عند الله ، فلم يشفعوا لكم بل تبرّأوا منكم (فَمَا تَسْتَطِيعُونَ ) اليومَ (صَرْفًا) للعذاب عنكم (كتاب: حقائق التأويل في الوحي والتنزيل) ً  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
(Ey Allah’dan başkasına tapanlar!) ”(Taptıklarınız) sizin söyledikleriniz ile sizi yalanlamış oldular. Artık kulluk ettikleriniz sizi ne ateşten kurtarabilecek, nede size yardım edeceklerdir. Artık sizden kim haddi aşıp haksızlık yapmışsa, o’na büyük bir azap tattıracağız.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
İşte bütün söylediklerinizi yalanladılar. Onlar sizi ne azaptan kurtarabilirler, ne de size yardım edebilirler. Sizin içinizden herkim kıyıcılık edecek olursa ona büyük bir azap tattırırız.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Müşriklere de işte mâbutlarınız dediklerinizi yalan saydılar. Artık sizin ne azabı savuşturmaya ne de yardıma gücünüz yetmez. İçinizden her kim öz nefsine zulümde bulunduysa ona büyük bir azap tattıracağız.» denecek.
[9] Veya bir çareye.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
“Andolsun, (tanrılaştırdıklarınız) söylediğiniz şeylerde sizi yalancı çıkardılar. Artık ne azabı çevirmeye gücünüz yeter ne de bir yardım alırsınız. Sizden kim zulmetmişse ona büyük bir azabı tattırırız” (denir).
Kadri Çelik
swap_vert close
“İşte (ilahlarınız) sizin söylemekte olduklarınızı yalanladılar; bundan böyle (azabı) ne geri çevirmeye gücünüz yetebilir, ne de bir yardıma. Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azap tattırırız.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Bunun üzerine Allah kâfirlere seslenerek, “İşte görüyorsunuz ya!” diyecek,“Tanrı yerine koyduğunuz bu varlıklar, ileri sürdüğünüz bütün iddialarınızın yalan olduğunu ortaya koydular! Artık ne başınıza gelecek azâbı geri çevirebilirsiniz, ne de kendinize bir yardımcı bulabilirsiniz! Çünkü içinizden her kim böyle bir zulüm işlemişse, ona büyük bir azap tattıracağız!”İşte kâfirlerin tanrılaştırdığı kimseler, onları Kıyâmet Gününde böyle reddedecek. Fakat yine de, Peygamberlerde olağanüstü özellikler arayanlar var. Oysa ki:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Ne söylerseniz, sizi kesinlikle yalanladılar; ne geri çevirmeye güç yetiriyorsunuz, ne yardıma! Sizden kim zulmederse, ona büyük bir azap tattırırız.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Putlar yalanlarınızı bu şekilde yüzünüze vurunca ne ağzınızı açmaya, ne de bir şey söylemeye takatiniz kalmayacak. Biz, haksızlık edenleri büyük acılara boğarız...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Bunun üzerine onlara; “İşte! Yasalarına uyarak taptığınız insanlar sizi yalanladı. Artık cezamızı ne geri çevirebilir, ne de cezamızdan kurtulmak için yardım bulabilirsiniz. İçinizden zulmedenlere büyük bir azap tattıracağız! Sizler kendi arzularınızın, kendi heveslerinden peşinden giderek, Allah’ın yasalarına karşı geldiniz. İçinizden bazılarına yasalar koydurarak onlara taptınız. Onları başınıza siz geçirdiniz. Hatta Allah’ın yolundan giden bazılarını sapkınlığınıza delil gösterdiniz. Hâlbuki onlardan bazılarının sizin yaptıklarınızdan haberi yoktu!” Diyeceğiz.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Allah şöyle diyecektir:) “İşte (taptıklarınız) sizin söylediklerinizi yalanladılar. [*] Artık (azabı) geri çevirmeye de yardıma da gücünüz yetmez. İçinizden haksızlık edenlere büyük bir azap tattıracağız!”
Benzer mesajlar: Yûnus 10:28-29; İbrâhîm 14:22; Nahl 16:86; Meryem 19:82; Kasas 28:63; ‘Ankebût 29:25; Rûm 30:13; Sebe’ 34:41; Fâtır 35:14; Ahkâf 46:6.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Bunun üzerine ötekilere): “işte bakın, (ilâhlarınız,) sizin söylediklerinizi yalanlıyorlar. Artık (bundan sonra azabı) da uzaklaştıramazsınız, (kendinize) yardım edecek birini de bulamazsınız. Sizden kim de (dünyada) zulmetmişse, ona büyük bir azap tattıracağız.” (denilir.)
Muhammed Esed
swap_vert close
[Bunun üzerine, Allah da, müşriklere]: “İşte [sizin tanrı yerine koyduğunuz kimseler, geçmişte] ileri sürdüğünüz iddiaların yalan olduğunu ortaya koydular” diyecek, “artık ne [hak ettiğiniz azabı] savuşturabilirsiniz, ne de kendinize bir destek bulabilirsiniz! Çünkü içinizden her kim [böyle bir] kötülük işlemişse, ona büyük bir azap tattıracağız!”
Mustafa Çavdar
swap_vert close
İşte bak söylediklerinizin tümünde sizi yalancı çıkardılar. Artık ne azabı başınızdan savabilirsiniz ne de herhangi bir yardım alabilirsiniz. İçinizden kim zulme batarsa biz ona büyük azabı tattıracağız. 2/166- 167, 6/94, 7/53, 10/28- 29
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Bunun üzerine (Allah şirk koşanlara şöyle demişti): “Doğrusu o (tanrılık yakıştırdıklarınız), söylediklerinizin tümünde sizin yalancı olduğunuzu ortaya çıkarıyorlar. Artık ne (cezayı) atlatmaya mecaliniz yeter ne de yardım almaya:[³¹⁰¹] zira sizden her kim (hakikati) tersyüz ederse,[³¹⁰²] ona büyük bir azab tattıracağız.”
[3101] Taberî buradan öncesinin müşriklere, sonrasının ise mü’minlere hitap ettiğini söylemiştir. Fakat ortada, muhatap değişikliği için bir gerekçe yoktur. [3102] Zulm için tercih ettiğimiz bu karşılığa dair bkz: 21:65, not 67.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Bunun üzerine müşriklere) İşte gördünüz, taptıklarınız bile sizi yalancı çıkardılar. Artık kimse azabı üzerinizden çeviremez ve hiçbir yardım da göremezsiniz, içinizden zulmedenlere büyük bir azap tattıracağız" buyurulur.
Osman Fırat
swap_vert close
(İlâh edindikleriniz) söyledikleriniz konusunda sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı savmaya gücünüz yetmeyecek ve kendinize yardım da edemeyeceksiniz. Sizden kim de zulüm etmiş ise, ona büyük bir azap tattırırız.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
(Ey müşrikler!) «İşte sizi söyler olduğunuz şeylerde tekzîp ettiler. Artık ne (azabı) bertaraf etmeğe ve ne de yardıma muktedir olamayacaksınız ve sizden her kim ki zulmeder ise ona büyük bir azap tattıracağız.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
“İşte gördünüz a! ” denir o müşriklere, “Taptığınız nesneler söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar. Artık ne azabı savmaya, ne yardım temin etmeye çare bulamazsınız. ”(İşte ey bütün insanlar! Bilin ki: ) İçinizden kim bu şirk koşma zulmünü işlerse, ona büyük bir azap tattıracağız.
Bu hitap değişikliğine Nesefî dikkat çekmiştir. Aksi halde, müşrik olarak ölüp haşredilmiş kimselerin âkıbetleri zaten kesinleştiğinden, onların muhatap sayılmalarının mânası yoktur.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
(Bu kez hitap, bunlara tanrı diye tapanlara yönelir.) İşte (tanrı) dedikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne (azabı geri) çevirmeğe gücünüz yeter, ne de (kendinize) bir yardım bulabilirsiniz! Sizden kim zulmederse ona büyük bir azab taddırırız.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
O müşriklere: "İşte tapdıklarınız sizi tekzîb itdiler. Onlar sizden 'azâbın def'ine ve size yardıma kâdir olamazlar. Sizden küfür ile zulm idene büyük 'azâbı tatdırırız" denilür.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
(Allah Teâlâ diyecek ki;) bunlar, anlattıklarınızı yalan saymışlardı. Bugün bunları ne azaptan kurtarabilirsiniz ne de yardım edebilirsiniz. Sizin içinizden yanlışa Allah’ı ikinci sıraya koymuşsa[*] ona büyük bir azap tattırırcağız.
[*] إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ لقمان 13 Şirke düşmek  
Şaban Piriş
swap_vert close
İşte söyledikleriniz de sizi yalancı çıkardılar. Artık kendinizden azabı defetmeye de yardım etmeye de gücünüz yetmez. Sizden zalimlik edenlere büyük azabı tattırırız.
Ümit Şimşek
swap_vert close
İşte, onlar sizi sözünüzde yalancı çıkardılar. Artık ne azabı geri çevirmeye gücünüz yeter, ne bir yardım bulmaya. İçinizden kim zulmederse Biz ona büyük bir azap tattırırız.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
İşte, haklarında söz söyledikleriniz de sizi yalanladılar. Artık ne azabı savabilirsiniz ne de yardımcı bulabilirsiniz. Zulmedenlerinize zorlu bir azap tattıracağız.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes bayıķ yalan duttılar sizi söyledügüñüz ile [192b] güclerümüz döndürmeġe ya'nį 'aźābı ne daħı virmege. daħı her kim şirk getürür-ise sizden ŧaduravuz aña ulu 'aźābı.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Taḥḳīḳ sizi yalanladılar siz söylegende. Pes güçleri yitişmez def‘eylemege ‘aẕābı, ne daḫı nuṣret eylemege. Daḫı kim ẓulm eylese sizden,daddurur‐biz aña ulu ‘aẕābı.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Allah buyuracaqdır: ) “(Ey müşriklər, sizin tanrılarınız) dediklərinizi təkzib etdilər. Artıq nə əzabı (özünüzdən) sovuşdurar, nə də (özünüzə) bir kömək edə bilərsiniz. Sizdən zülm edənlərə (Allaha şərik qoşanlara) şiddətli bir əzab daddıracağıq”.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Thus they will give you the lie regarding what ye say, then ye can neither avert (the doom) nor obtain help. And whoso among you doeth wrong, We shall make him taste great torment.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
((Allah) will say): "Now have they proved you liars in what ye say: so ye cannot avert (your penalty)(3074) nor (get) help." And whoever among you does wrong, him shall We cause to taste of a grievous Penalty.
3074 The argument is as in a court of justice. If the false worshippers plead that they were misled by those whom they falsely worshipped, the latter will be confronted with them and will prove that plea to be false. No help can be got from them, and the penalty cannot then be averted. After all these things are thus explained in detail beforehand, all ungodly men should repent and turn to Allah. False worship is here identified with sin, for sin is disobedience to Allah, and arises from a wrong appreciation of Allah's attributes and His goodness to His creatures. The sinful man refuses, in his conduct, to serve Allah: he serves other things than Allah. (R)  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَقَدْ
işte ger-
çekten
كَذَّبُوكُمْ
sizi yalanladılar
بِمَا
o şey-lerle ki
تَقُولُونَۙ
söylüyor- sunuz
فَمَا تَسْتَط۪يعُونَ
artık güç yetiremezsiniz
صَرْفاً
savmaya
وَلَا نَصْراًۚ
ve ne  bir yardıma
وَمَنْ
artık kim
يَظْلِمْ
zulme- derse
مِنْكُمْ
sizden
نُذِقْهُ
ona tat-tırırız
عَذَاباً
bir azap
كَب۪يراً
büyük
(Bunun üzerine o kâfirlere şöyle denir) "İşte (âbd olduklarınız), söylediklerinizde sizi yalancı çıkardılar. Artık (kendinizden) ne (azabı) savmaya ne de (kendinize) bir yardım(da bulunmay)a gücünüz yeter." Artık sizden kim (âyetlerime ve resulüme) zulmederse (işte) ona (kıyamet günü) büyük bir azap tattıracağız!
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
كَذَّبَ
Fiil-II
ك ذ ب
Yalanladı, yalan saydı
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اِسْتَطَاعَ
Fiil-X
ط و ع
Gücü yetti, güç yetirdi
صَرْف
İsim
ص ر ف
Savmak
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
نَصْر
İsim
ن ص ر
Yardım
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
ظَلَمَ
Fiil-I
ظ ل م
Zulmetti, haksızlık etti
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَذَاقَ
Fiil-IV
ذ و ق
Tattırdı
عَذَاب
İsim
ع ذ ب
Azap, ceza
كَبِير
İsim
ك ب ر
Kebîr (Allah'ın ismi, esmasıdır. Anlaşılamayacak kadar azamete ve büyüklüğe sahip olan demektir), pek büyük