close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Furkân Sûresi 18. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kâlû subhâneke mâ kâne yenbeġî lenâ en netteḣiże min dûnike min evliyâe velâkin metta’tehum veâbâehum hattâ nesû-żżikra vekânû kavmen bûrâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Diyecekler ki: Tenzih ederiz seni, senden başka dost ve yardımcı kabul etmek bize yaraşmaz; fakat sen, onları da, atalarını da nimetler vererek yaşattın, sonunda seni anmayı unuttular ve helake müstahak bir topluluk oldular.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Göreceksin ki, dünyada iken kutsallaştırılan ve tağutlaştırılan bazı salih ve halis kimseler ise: "Ey Rabbimiz!) Sen Yücesin; (hâşâ) Senin dışında başka veliler edinmemiz bize yaraşmaz ve yakışmazdı, ancak onları (bu sapıtan insanları) ve atalarını Sen bolca nimet verip yararlandırdın, (onlar da şımarıp şaşırdılar) öyle ki (Senin) Zikri(ni Kur’an-ı Kerim’i ve Zatına ibadeti) unuttular ve böylece (Hakk’tan ayrılan ve) yıkıma uğrayan bir kavim oldular" diyeceklerdir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onlar da derler ki: “Senin şanın yücedir, senin dışında dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve babalarını nimet verip yaşattın, nimetin bolluğu içinde zevke daldılar da, seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir toplum oluverdiler.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onlar: “Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp, kulların durumundakilerden, bir kısım dostlar koruyucular, otoriteler edinmek bize yakışmaz. Fakat sen, onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki, sonunda seni zikretmeyi, okunması ibadet olan övünç kaynağı Kurân'ı ve şeriatı unuttular. Helâkî hak eden bir kavim oldular.” derler.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 34/40-41; 46/5-6.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Derler ki: "Seni tenzih ederiz. Senden başka dostlar edinmemiz bize yaraşmaz. Ancak sen onları ve atalarını yararlandırdın, onlar da zikri [3] unuttular ve böylece helake uğrayan bir topluluk oldular."
3.Seni anmayı, imanı, kendilerine yapılan öğüdü.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Derler ki: 'Sen yücesin; senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz, ancak onlara ve atalarına meta verip yararlandırdın, öyle ki (senin) zikri(ni) unuttular ve böylece yıkıma uğrayan bir kavim oldular.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Putlar şöyle derler: “- Seni tenzih ederiz. Senden başka veliler edinmemiz bize lâyık olmaz (böyle iken, biz başkasına nasıl mabud olabiliriz?) Fakat sen onları ve atalarını zevk içine daldırdın, nihayet zikri (tevhidi ve sana ibadeti) unuttular ve helâke düşen bir kavim oldular.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Onlar: “Allah’ım! Seni tenzih ederiz. Sen’den başka dostlar edinmek, (kendimize taptırmak) bize yakışmaz. Fakat Sen, onları ve atalarını öyle nimet içinde yaşattın ki mesajı unuttular ve helak olan bir toplum oldular” derler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sahte tanrılar der ki: “Senin şanın yücedir, senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helâk olmayı hak eden bir topluluk oldular.”
Besim Atalay
swap_vert close
«Sen kutsalsın, bizim için senden özge dost edinmek yaraşmaz, sen ise hem onları, hem de atalarını geçindirmiştin, unuttular anmayı, yok oldular!» derler
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Onlar şöyle cevap verecekler: “Sınırsız kudret ve yüceliğinle seni tenzih ederiz! Senin dışında başka dostlar edinmek bize yakışmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimetler verdin ki; (onlar azıtıp) sonunda seni anmayı unuttular ve yok olmayı hak eden bir topluluk oldular.”
Cemil Said
swap_vert close
Senin nâmın şân ve şerefle yâd idilsün seni şerîkden tenzîh ideriz, senden başka kimsenin himâyesine ilticâ idemez idik lâkin sen ânlara ve pederlerine dünyânın emvâlini ihsân itdin senin zikrini bile unutdılar mahv olmuş bir kavim oldılar" cevâbını virecekler.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Onlar: "Haşa; Seni bırakıp başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda Seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir millet oldular" derler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onlar, “Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helâke giden bir toplum oldular” derler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onlar, “Seni tenzih ederiz! Senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Sen bunları ve atalarını nimetler içinde yüzdürdün; nihayet onlar da seni anmayı unuttular ve böylece uçurumu boylayan bir topluluk oldular” diyecekler.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onlar: Seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda (seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir kavim oldular, derler.
Edip Yüksel
swap_vert close
"Sen yücesin, senin yanında kimseyi veliler kabul etmek bize yakışmaz. Fakat, sen onlara ve atalarına nimetler bağışladın. Nihayet, onlar mesajı unutup yozlaşan bir toplum oldular," diye karşılık verdiler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onlar: "Sübhansın seni tenzih ederiz. Seni bırakıp da senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat sen onlara ve atalarına o kadar nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helaki hak eden bir kavim oldular." derler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Sübhansın, demişlerdir: Senden başka veliler ittihaz etmemiz (olunmamız ) bize yaraşır değildi ve lâkin sen onları ve atalarını zevka daldırdın, o kadar ki nihayet zikri unuttular ve helâke giden bir kavm oldular
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlar, “(Rabbimiz!) Seni her türlü noksan sıfattan tenzih ederiz. Senden başka dostlar edinmek bize yakışmaz. Sen onlara ve atalarına bolca nimetler bahşettin, fakat onlar, (bu nimetlere şükredip sana kulluk edecekleri yerde) seni anmayı unuttular da helâk olmayı hak eden bir toplum oldular” derler.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Dediler ki: “Seni tenzih ederiz, Senden başka veliler¹ edinmek bize yakışmaz. Ancak Sen, onları ve atalarını öylesine mal mülk sahibi yaptın ki, öğüdüne uymayı boş verdiler. Ve helak olmayı hak eden bir halk oldular.
1- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(görürsün ki) onlar (şöyle) demişlerdir: «Seni tenzîh ederiz. Seni bırakıb da başka velîler edinmemiz bize yakışmaz. Fakat (gerek) onları (n) ve (gerek) ataları (nın azâb müddetlerini) kendin uzatdın da nihayet zikri unutdular ve helak (e mahkûm) bir kavm oldular».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Onlar:) “Seni tenzîh ederiz; senden başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat onlara ve babalarına birçok ni'metler verdin de sonunda (seni) anmayı unuttular(2) ve helâk edilmeyi hak eden bir kavim oldular!” derler.
(2)“Cin ve insin en çok isyanlarını, en şedîd tuğyanlarını (şiddetli taşkınlıklarını), en azîm küfranlarını (büyük nankörlüklerini) tevlîd eden (doğuran) öyle bir vaziyetleri var ki, ni‘met içinde in‘âmı(ni‘met vermeyi) görmüyorlar. İn‘âmı görmediklerinden, Mün‘im-i Hakīkī’den (ni‘meti gerçekte verenden)gaflet ediyorlar. Mün‘im’den gafletleri sâikasıyla (sevkiyle) o ni‘metleri esbâba (sebeblere) veya tesâdüfe isnâd ediyorlar (dayandırıyorlar), Allah’dan o ni‘metlerin geldiğini tekzîb ediyorlar (yalanlıyorlar). Binâenaleyh (bundan dolayı), her bir ni‘metin bidâyetinde (başlangıcında), mü‘min olan kimse Besmeleyi unutmasın, okusun! Ve o ni’metin Allah’dan olduğunu bilmekle, kendisi ancak Allah’ın ismiyle, Allah’ın hesâbına aldığını bilsin, Allah’a minnet ve şükranla mukābelede (karşılıkta) bulunsun.” (Mesnevî-i Nûriye, Habâb, 81)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(O gün) onlar (o şuurlu varlıklardan olan düzmece ilahlar) derler ki: Sen her türlü noksanlıktan münezzehsin! Senin dışında başka veliler (yardım eden, yol gösteren ve koruyan yakınlar, dayanaklar) edinmek bize yakışacak bir tutum değildi. Fakat Sen onları (o senden başkaları veli ve ilah edinenleri) ve onların atalarını öylesine nimetlendirmiştin ki; sonunda seni anmayı unutarak yok edilmeyi hakeden bir topluluk oldular. *
(*) Bu iki âyette Allah’ın astında konuşturulan putlar olsa “Senden başkasını veli edinmek yakışmaz.” demezlerdi. Zirâ isteseler de bunu yapacak iradeleri yoktur. Eğer bu konuşanlar geçmişte yaşamış ve sonradan putlaştırılmış, ilahlaştırılmış sâlih kullar ise (Hz. İsa’nın ilahlaştırılması gibi) o zaman bu kullar kendisinden sonra gelenlerin zikri unuttuğunu, dünyalıkla metalandırıldıklarını nereden bilecektir? Maide 117’de Hz. İsa onların içinde yaşadığım sürece ilahlaştırmalarına şahit olmadığını ve bilmediğini ifade etmektedir. Zikrin/vahyin unutulduğu nasıl anlaşılır? Allah’ın dûnunda kendilerini bir makamda görenler; halka, zikre aykırı uydurmalar anlatmalarına rağmen halkın bu uydurmalara din diye inanması onların zikri unuttuklarını gösteren en önemli delildir… Burada diriltilen, Allah’ın yanı sıra ilah edinilen cansız putlar değil, kendini Allah’a yakın gibi tanıtıp insanları sömüren, Allah adına dini hükümler koyan, din istismarı yapıp onları şirke düşüren sahte (…) din adamları, veliler, azizler, gavs, kutuplar vb. dir. Mahşer günü Allah’a hesap vermektedirler… Görüldüğü gibi şeytan veya şeytanlaşmış kişileri evliya edinenleri, hesap günü Allah huzurunda toplayacak ve Allah’ın yanında kendilerini kayıracaklarına inandıkları veliler onları yalanlayarak yüzüstü bırakacaktır. (الله اعلم).(Kurandan Hayata) Ayrıca aynı zamanda burada kendilerine tapılan veya kendilerinden şefaat beklenilen şuurlu varlıklar arasında melekler de vardır. İşte Kur’an’ın hemen her yerinde değişik biçimlerde tekrarlanan yukarıdaki belâgat gereği “soru ve cevap”, Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yakıştırmanın manevî ve ahlakî çarpıklığını ve zihnen saçmalığını dramatik bir tarzda ortaya koymak amacını taşımaktadır.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kendilerine kulluk edilenler “Rabbimiz sen her türlü eksiklikten yücesin. Bizim, senden başka sığınılacak bir yer aramamız bize asla yakışmaz. Ancak bunların ve atalarının yeryüzündeki ihtiyaçlarını sen karşıladığın halde, onlar zikri (Kur’an’ı) unuttular ve kaybeden bir topluluk oldular” dediler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Onlar da diyecekler: "Seni ulularız. Senden başkalarını koruyucu edinmek bize yaraşmaz. Ancak Sen onları da , atalarını da öyle gönendirdin ki sonunda Kur’an’ı unuttular da yasasız kaldılar."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlar «— Aman Allah/ım! [⁶] Senden başka bir yâr edinmek bize yaraşmaz [⁷]. Fakat siz dünyada onlara, babalarına o kadar bol nimet verdiniz ki seni anmayı unuttular. Böylece helake duçar oldular [⁸]» diyecekler.
[6] Veya seni nalâyık şeylerden tenzih ederiz.[7] Veya bizim buna liyakatimiz, salâhiyetimiz yoktur.[8] Veya helake mahkûm kavimdiler.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlar da⁷, “Sen’i tenzih ederiz. Sen’in dışında başka dostlar/veliler edinmemiz bize yakışmaz. Fakat Sen, onları ve babalarını/atalarını öyle nimetlendirdin ki, Sen’i hatırlamayı [zikr] unuttular. Böylece helakı hak eden bir topluluk [kavm] oldular” karşılığını verirler.
7 Yargı gününde konuşturulacak olanların, cansız putlardan ziyade tanrılaştırılan canlı varlıklar olması akla daha yakındır. Bu konuşmayı yapabilmeleri için hem canlı hem de akıllı varlık olması gerekmektedir. Zira hem kıyas yapıyorlar hem de hüküm mantığını kullanıyorlar. Dolayısıyla burada, ilahlaştırılan birtakım peygamberlere, meleklere, Hıristiyan azizlerine ve İslam velilerine ve bazı şeyhlere nispet edilmesi söz konusudur.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Derler ki: “Sen yücesin, senin dışında başka veliler edinmemiz bize yakışmaz. Fakat sen onlara ve babalarına nimetler verdin de sonunda (seni) anmayı unuttular ve yıkımı hak eden bir topluluk oldular.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Onlar, “Sen her türlü eksiklik ve noksanlıktan uzaksın, yüceler yücesisin ya Rab!” diye cevap verecekler, “Senden başka hükmüne boyun eğilecek otoriteler, sığınılacak dostlar edinmek bize asla yaraşmaz! Dolayısıyla, insanlardan bize kulluk etmelerini istememiz de asla olacak şey değildir! Biz onları kesinlikle saptırmadık! Sen onlara ve atalarına türlü nîmetler bahşetmiştin fakat onlar, bu nîmetlere şükredip sana kulluk edecekleri yerde, senin öğüt ve uyarılarını dile getiren Kitabını, yani Zikri hayatın dışına itip tamamen unuttular ve böylece, cezayı hak eden bir toplum hâline geldiler.”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Dediler ki: “Sen sübhansın / münezzehsin / seni tenzih ederiz; bize, senden başka hiçbir veliyy edinmemiz yaraşmaz. Onları ve babalarını geçindirdin. O kadar ki Zikr’i unuttular; helâke giden bir kavim oldular”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Putlar: " Fesüphanallah diyecekler. Sen var iken senden başkasına yâr olmak ne haddimize! Ama sen, onlara ve atalarına verdikçe verdin. Onlar da sonunda seni unuttular ve verimsiz bir toplum olup çıktılar. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
Bu suçlama karşısında İlah olduğu zannedilenlerden bazıları; "Rabbimiz senin şanın yücedir. Bize senden başka dostlar edinmek yaraşmaz. Ancak sen onlara ve atalarına nimetler verip yaşattın. Onlar yaşantılarıyla, elde ettikleri kazançlarla şımardılar. Şımardıkça azdılar. Seni ve ayetlerini unuttular. Senin yasalarına uymadılar. Hep insanların çıkardığı yasalara uyarak yasa çıkaranlara taptılar. Yaptıklarının kötü bir şey olduğu hatırlatılsa bile azgınlıklarından dolayı inkâr ettiler. Bizleri de azgınlıklarına alet ettiler. Böylece azabı hak eden insanlardan oldular." diyecekler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onlar (melekler) de şöyle demiş (olacaklar)dır: “Sen yücesin. Senin peşin sıra dostlar edinmek bize yakışmazdı. [*] Fakat sen onlara ve atalarına bol nimet verince (Allah’ı) hatırlamayı unuttular ve helaki hak eden bir toplum oldular.”
Benzer mesaj: Sebe’ 34:40-41.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Onlar da: “(Ey Rabbimiz!) Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız, Senin dışında başka dostlar edinmek bize yakışmaz. Fakat Sen, onlara ve atalarına (dünyada) nîmetler verdin de sonunda (Seni) anmayı unuttular ve helâki hak eden bir toplum oldular.” derler.
Muhammed Esed
swap_vert close
Onlar: “Sınırsız kudret ve yüceliğinle Seni tenzîh ederiz!” diye cevap verecekler, “Senden başka dostlar, efendiler edinmek bize yakışmazdı! ¹⁴ Fakat, [bunlara gelince-] Sen bunlara ve babalarına dünya hayatının tadını çıkarmaları için fırsat verdin; öyle ki, onlar da sonunda ¹⁵ [Seni] anmayı büsbütün unuttular; çünkü bunlar her türlü iyilikten yoksun kimselerdi”.
14 Zımnen, “ve dolayısıyla, başkalarından da bize kulluk etmelerini istememiz manen ve ahlaken imkansızdı”. Öte yandan, İbni Kesîr “bizim için/bize” (lenâ) ifadesinin sadece bu sözü söyleyen kimselere değil, topluca bütün insanlara işaret ettiğini ve dolayısıyla yukarıdaki cümlenin “... biz [insanlara] yakışmaz” anlamına geldiğini söylemektedir. Her iki durumda da, Kur’an’ın hemen her yerinde değişik biçimlerde tekrarlanan yukarıdaki belâgat gereği “soru ve cevap”, Allah’tan başka varlıklara tanrısal nitelikler yakıştırmanın manevî ve ahlakî çarpıklığını ve zihnen saçmalığını dramatik bir tarzda ortaya koymak amacını taşımaktadır.15 Bu anlam akışı içinde hattâ’nın (lafzen, “tâ ki”, “kadar”) anlamı budur.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onlar da: – Hâşâ Rabbim! Seni tenzih ederiz sen noksan sıfatlardan uzaksın, senden başkasını evliya ve otorite edinmek bize yakışmaz. Fakat sen onlara ve atalarına dünyevi hazları o kadar çok tattırdın ki şımarıp zikri/Kuran’ı unuttular ve sonunda helak olmayı hak eden bir toplum oldular. 7/51, 9/72, 39/71, 45/34- 35, 59/18- 19
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Cevap verecekler: “Aşkın olan zatını tenzih ve tesbih ederiz ki, Senin dışındakilerden herhangi bir dost, bir veli edinmek bize yakışmaz; ne var ki onlara ve atalarına dünyevî hazları öylesine tattırdın ki, sonunda onlar vahyi unuttular da,[³⁰⁹⁹] bitip tükenmiş bir toplum olup çıktılar.”[³¹⁰⁰]
[3099] Veya: “(Seni) anmayı..” Buradaki zikr, vahyin sıfatı olarak okunabileceği gibi “anmak, hatırlamak” anlamına mastar olarak da okunabilir. 29. âyetteki tereddüde mahal bırakmayan açıklıktaki kullanımı ve 30-32, 43-44, 73. âyetlerde dile gelen vahye karşı sakat yaklaşımları öne çıkaran niteliği göz önüne alındığında, tercihimizin gerekçesi anlaşılacaktır (Krş: 20:124, not 109). [3100] Bûr “mahvolmak, hiç olmak, tükenmek, kredisi bitmek” anlamına gelir. Geldiği beş yerde de olumsuz kullanılmıştır (Ferrâ ve Taberî).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Onlar da "Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz ya Rabbi... Senin yerine geçip de ilahlık iddiasında bulunmak bize yaraşmaz. Fakat; Sen, onlara ve atalarına nimetler verdin de (şımardılar zevk ve sefaya daldılar) Seni anmayı unuttular. Böylece helaki hak eden bir topluluk oldular" derler. (Suçu kabullenmeyip, onu kendilerine tapınanların üzerine atarlar)
Osman Fırat
swap_vert close
Onlar, "Seni eksikliklerden uzak tutarız. Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda seni anmayı unuttular ve helâke giden bir toplum oldular" dediler.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
(O mabûd ittihaz edilenler de) derler ki: «Sen zât-ı ehâdiyetine layık olmayan şeylerden münezzehsin. Bizim için yaraşmaz ki, Sen'den başka velîler ittihaz edinelim. Fakat, onları ve babalarını nîmetlere nâil kıldın, tâ ki, zikri unuttular ve helâk olmuş bir kavim oldular.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Onlar şöyle cevap verirler: “Sübhansın! Yüceler Yücesisin! Senden başka dost edinmeyi düşünmek bize yaraşan şey değildir. Ne var ki Sen onları ve babalarını, nimetlerine mazhar edip ömür vererek yaşatınca onlar Sen'i anmayı unuttular ve helâke müstahak bir güruh haline geldiler. ” [34, 40-41; 46, 5-6]
Veli: Hâmi, koruyucu, yönetici, dost, bir kimsenin işlerini deruhde eden anlamlarına gelir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Derler ki: "Senin şanın yücedir, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onları ve atalarını ni'met verip yaşattın, (bolluk içinde dünyaya daldılar da seni) anmayı unuttular ve helaki hak eden bir topluluk oldular.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Putlar: "Biz seni tenzîh iyleriz. Senden gayrısını dost ittihâz iylemek lâyık olmadı. Ve lâkin onları ve babalarını o kadar ni'mete müstağrak iyledin ki senin zikrini unutdılar. Onlar helâki mukarrer bir kavim idi." dirler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Onlar da, “Sana içten boyun eğeriz; seni bırakıp başka velilere tutunmak bize yakışmaz. (Biz yapmadık ki onlara bunu emretmiş olalım) Ama sen, onlara ve babalarına nimetler verdin, o zikri (senin kitabını) unuttular ve bereketsiz bir topluma dönüştüler.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Onlar da derler ki:-Seni tenzih ederiz, senden başka veliler edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen, onlara da babalarına da nimetler verdin. O derece ki zikri/kitabı önemsemediler de yok olmayı hak eden bir toplum oldular.
Ümit Şimşek
swap_vert close
“Seni her türlü noksandan uzak tutarız,” derler. “Senden başka veli edinmek bize yaraşmaz. Ancak Sen onları nimetlerinle nasiplendirdin; onlar da Seni anmayı unuttular ve helâk olmayı hak etmiş bir topluluk oldular.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Derler ki: "Tespih ederiz seni; seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmazdı. Ama sen onları ve atalarını öylesine nimetlendirdin ki, zikiri/Kur'an'ı unuttular ve helâke giden bir topluluk oldular."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyittiler “arılıġuñ senüñ olmadı yarar bize kim dutavuz senden ayruķ arķa viriciler velįkin gönendürdüñ anları daħı atalarını tā unıttılar ķur’ān’ı daħı oldılar helāk olmış ķavumlar.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eyideler: Münezzehsin yā Allāh şerīkden. Bize lāyıḳ degüldür ki biz sen‐den özge da‘vet eylemek. Lākin gönendürdüñ anları, atalarını daḫıdünyāda, ḥattā ki unutdılar senüñ ẕikrüñi. Anlar bir ḳavm‐idi ki helāk oldılar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Bütlər) deyəcəklər: “Sən paksan, müqəddəssən! Səni qoyub (özümüzə) başqa dostlar (hamilər) qəbul etmək bizə yaraşmaz. Lakin sən onlara və atalarına o qədər ne’mət verdin ki, hətta (Sənin öyüd-nəsihətini, Qur’anı) xatırlamağı belə unutdular və (buna görə də) məhvə məhkum edilmiş bir tayfa oldular!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
They will say: Be Thou glorified! It was not for us to choose any protecting friends beside Thee; but Thou didst give them and their fathers ease till they forgot the warning and became lost folk
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
They will say: "Glory to Thee! not meet was it for us that we should take for protectors others besides Thee:(3073) But Thou didst bestow, on them and their fathers, good things (in life), until they forgot the Message: for they were a people (worthless and) lost."
3073 The creatures of Allah who were worshipped will prove that they never asked for worship: on the contrary they themselves worshipped Allah and sought the protection of Allah and of none but Allah, Cf. 46:5-6. They will go further and show that the false worshippers added ingratitude to their other sins: for Allah bestowed abundance on them, and they blasphemed against Allah. They were indeed "worthless and lost", for the word bur bears both significations.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قَالُوا
dediler
سُبْحَانَكَ
Sen Subhân'sın
مَا كَانَ
değildi
يَنْبَغ۪ي
yaraşır
لَـنَٓا
bize
اَنْ نَتَّخِذَ
edinmemiz
مِنْ دُونِكَ
Senden başka
مِنْ اَوْلِيَٓاءَ
dostlardan
وَلٰكِنْ
fakat
مَتَّعْتَهُمْ
onlara nimet- ler verdin
وَاٰبَٓاءَهُمْ
ve atalarına
حَتّٰى
ta ki
نَسُوا
unuttular
الذِّكْرَۚ
zikretmeyi
وَكَانُوا
ve oldular
قَوْماً
bir kavim
بُوراً
helâkı hak eden
Onlar derler ki: "Sen Subhân'sın (her türlü noksanlıktan münezzehsin), Seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmaz; fakat Sen onlara ve atalarına öylesine nimet verdin ki (sonunda seni) zikretmeyi (ve senin hesabını yapmayı) unuttular da helâkı hak eden bir kavim oldular."
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
سُبْحَان
İsim
س ب ح
Subhân (her türlü noksanlıktan münezzeh olan)
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
اِنْبَغَي
Fiil-VII
ب غ ي
Yaraştı, yakıştı
لَنَا
Zamir
لَنَا
Bizim için, bize, bizim
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
اِتَّخَذَ
Fiil-VIII
ا خ ذ
Edindi, aldı, vesile saydı, tuttu
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
دُون
İsim
د و ن
Başka, başkası, arka, hariç, önce, dışında
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
وَلِىّ
İsim
و ل ي
Veliyy (Allah'ın ismi, esmasıdır. Gerçek ve hakiki dost olan demektir), dost, veli
لٰكِن
Harf-i istidrak
لٰكِن
Fakat, oysa, ama
مَتَّعَ
Fiil-II
م ت ع
Faydalandırdı, mut'a verdi, nimet verdi, yararlandırdı, istifade ettirdi, geçindirdi
اٰبَاء
İsim
ا ب و
Ataları, babaları
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
نَسِىَ
Fiil-I
ن س ي
Unuttu
ذِكْر
İsim fiil
ذ ك ر
Zikir, anma, söz, hatıra, hatırlama, zikr (Kur'ân)
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
قَوْم
İsim
ق و م
Kavim, topluluk, toplum
بُور
Sıfat
ب و ر
Helâkı hak edenler