Derken (daha önce geçmiş toplumlara da göndermiş olduğumuz mesajlarımızın tüm özetini de içeren) bu (son ve evrensel) kitabı (Kur’an’ı), kullarımızdan (diğer ümmetlere) seçtiklerimize (İslam ümmetine) miras kılmaya hüküm verdik (Kur’an’ı doğru anlamak, insanlara doğru iletmek ve tek dini kaynak olarak sadece onu kabul edip, hükümlerini doğru uygulamakla onları mükellef kıldık). Artık onlardan nefsine zulmeden de var, içlerinden muktesit (orta yolda giden) de var. Bir de onlardan Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçen var. İşte bu (Kur’an’a varis olmak ve hükümlerine göre yaşamak), büyük ihsandır. *
(*) Bir önceki âyetten anlıyoruz ki,“ ilâhî kelâm”a önceki vahiylerden bugüne kalan da dâhildir. Bu ilâhî kelâmın vârisleri de islam ümmetidir. (Hz. Ali ve İbn Abbas’tan Taberi). Buna göre Allah Resulü’nün vahye ilişkin sorumluluğu, onun vefatından sonra ümmetine miras kalmıştır. Kur’an’ın Allah Resulü’nün şahsı için zikrettiği her fazilet ve ödülü ümmeti için de zikretmiş olması bunu pekiştirmektedir (Kıyaslayıp karşılaştırınız: 21: 107; 3: 110; 48: 1-18; 5:3; 30:47; 33:43, 46; 8:62; 58:20; 22:75; 35:32). Şu takdirde, Allah Resulü’nün ardından risalet kesintiye uğramamış, sadece ferdi risaletten içtimaî risalete geçilmiştir. “Öyleyse sizler hayra çağıran, meşru ve iyi olanı öneren, kötü ve yanlış olandan da sakındıran bir ümmet olun!” (M. İslamoğlu Meal Açıklaması) Ama maalesef Emeviler döneminden başlayarak bugün İslam ümmeti Allah elçisi vasıtasıyla yüce Allah’tan miras aldıkları insanlığın tek hidayet rehberi olan Kur’an’ı Kerim yerine nice uydurma hadislerden tutun, mezhep, meşrep, tarikat ve dini liderlerinin içtihat ve düşüncelerini haşa Kur’an yerine koymuş durumdalar. İşte o günden bugünümüze kadar hep İslam ümmeti bunun en ağır acısını çekmektedir. Çünkü bugün Kur’an’la değil, Hz. peygamber adına uydurulmuş hadislerle, Kur’an’a aykırı fıkhı mezheplerin içtihatlarıyla, tarikat, meşrep ve dini liderlerinin sözleriyle amel edilmektedir. İslam ümmetinin ve hatta bütün insanlığın kurtuluşu, dünyanın evrensel huzur ve barışı ancak sadece Kur’an’ı dinin yegâne biricik kaynağı olarak kabul etmek, Kur’an’ı doğru anlamak, onun evrensel mesajına sımsıkı sarılmak ve hükümlerini doğru uygulamakla mümkün olur.
والمعنى: ثم جعلنا هذا القرآن الذى اوحيناه إليك - أيها الرسولميراثاً منك لأمتك، التى اصطفيناها على سائر الأمم، وجعلناها أمة وسطا. وقد ورثناها هذا الكتاب لتنتفع بهداياته.. وتسترشد بتوجيهاته، وتعمل بأوامره ونواهيه - وفى التعبير بالاصطفاء، تنويه بفضل هؤلاء العباد،، كما أن التعبير بالماضى يدل على تحقق هذا الاصطفاء. (تفسير الوسيط)