close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Fâtır Sûresi 32. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Śumme evraśnâ-lkitâbe-lleżîne-stafeynâ min ‘ibâdinâ(s) feminhum zâlimun linefsihi veminhum muktesidun veminhum sâbikun bilḣayrâti bi-iżni(A)llâh(i)(c) żâlike huve-lfadlu-lkebîr(u)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Sonra kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık; derken onlardan nefsine zulmeden var ve onlardan mutedil hareket eden var ve onlardan, hayırlarda herkesten ileri giden var Allah izniyle; işte bu, pek büyük bir lütuf ve ihsandır.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Sonra Kitabı kullarımız arasında seçtiklerimize miras verdik. (Layık ve sadık olanlara Kur’an hikmetini öğrettik.) Onlardan kimisi nefislerine zulmeder (kötülük ve nankörlüğe yönelir)ler. Onlardan kimisi orta bir yol izler (hem günah hem sevap işler)ler. Onlardan kimisi de Allah’ın izniyle, hayırlarda ileri geçmek için yarış ederler. İşte bu (üstün ve) büyük fazilettir. (Kur’an’a yoğunlaşan, onu araştıran ve anlayıp uygulayanlar seçkin ve nasipli kimselerdir.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Sonra kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık, derken onlardan, yaratılış gayesi dışında yaşayan da var ve onlardan orta yolda hareket eden de var ve onlardan Allah'ın izniyle hayırlarda herkesten ileri giden de var, bu ise en büyük fazilettir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Sonra kitabı, Kur'ân'ı kullarımız arasından seçtiklerimize, Muhammed ümmetine, âlimlerine, imamlarına, mürşitlerine, miras olarak devrettik. Kullarımız arasında, helâlleri terkederek, bir kısım meşrû haklarını kullanmayarak, nefislerine zulmedenler var. Onların içinde, orta yolu, maksada ulaştıran hak yolu tutan, sâlih amellerin yanında ara sıra günah işleyenler var. Yine onların arasında, Allah'ın planı, iradesi dahilinde dünya ve âhiret için en hayırlı olanda, Kur'ân öğretiminde, Kur'ân ilkeleriyle yaşamada, uygulamada, Allah'ın emirlerini yerine getirmede öne geçenler var. İşte böyle bir sorumluluğa sahiplenmek büyük bir lütfudur.
bk. Fütuhat-ı Mekkiyye, II/22-23. (Osman Yahya tarafından tahkikli baskı, 11/379-383).  
Ahmet Varol
swap_vert close
Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan kimi nefsine haksızlık eder, kimi orta yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçer. İşte büyük lütuf budur.
Ali Bulaç
swap_vert close
Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Sonra biz Kur'an'ı, kullarımızdan (diğer ümmetler üzerine) seçtiklerimize, (Hz. Muhammed aleyhissâlatü vesselâm'ın ümmetine) miras kılmağa hüküm verdik. Onlardan da kimi, (Kur'an'la amelde kusur etmekle) nefislerine zulüm edicidir, kimi kötülük ve iyiliği müsavi gidendir, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçendir. İşte bu (Kur'an'a varis olmak), büyük ihsandır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Sonra o Kitabı, kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi nefsine zulmeder, kimi de ortadadır, kimisi de Allah’ın izniyle iyilikler hedefine varandır. İşte en büyük üstünlük budur:
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Sonra bu kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan bazısı kendilerine haksızlık ettiler. Bazıları orta yolu tuttular. Kimileri de hayır işlerinde Allah'ın izniyle öne geçtiler. İşte bu en büyük fazilettir.
Besim Atalay
swap_vert close
Kullarımız içinden, seçmiş olduğumuz kimselere kitabı miras verdik, onların içlerinden, kendilerine kıyanlar var, taşkınlık etmiyen de var, Allahın izniyle iyiliklere koşanlar da var; bu, büyük bir erdemdir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Resulden) sonra o Kitab'ı (Kur'an'ı) kullarımızdan (tebliğ için) seçtiklerimize miras olarak bahşettik. Onlardan bazısı (onun ilkelerine uymayı terk ederek) kendilerine zulmeder, bazısı orta yolu tercih eder, bazıları da Allah'ın izniyle (Kur'an'dan ilham alarak) iyilikte başı çekenlerden olur ki, işte bu en büyük fazilettir.
“İnsanın kendine zulmetmesi”, kendine haksızlık etmesi demektir. Bir insan, isyan ederek, günah işleyerek ve fıtratıyla çelişen davranışlar sergileyerek Allah’tan uzaklaşır ve cehenneme yaklaşırsa bu insan kendine zulmetmiş demektir. Çünkü onu cehennemden uzaklaştıracak ve layık olduğu cennete varis kılacak irade ve bu iradeyi besleyen ilahi mesajlar kendine verilmiştir. Kur’an’ın öğretisine göre insan, Allah’ın özel olarak yarattığı cennete (ebedi nimetlere) layık bir varlıktır ve cennet de onun hakkıdır. Hakkı olan bir şeyi kendi iradesiyle kaybetmesi ve buna karşı kendisine cehennemi dayatması büyük bir zulümdür.“(Kur’an’dan ilham alarak) iyilikte başı çekenlerden” olmak her Müslümanın hedefi olmalıdır. Zira bu iş doğrudan peygamberlerin işidir. Nitekim âyetin ilk cümlesinde de “Kur’an (kendisine hizmetle) seçkin hâle gelmiş erdemli insanlara miras olarak bırakılmıştır” buyruluyor. Hz. Peygamberden sonra peygamber gelmeyeceğine göre bu görevi birileri üstlenmelidir. Hz. Peygamberin son ve alemlere peygamber olarak geldiğini söylemek kolay ama onun mirasçısı olmak o kadar kolay değil. Doğru olan, kolay olmayan bu göreve talip olmaktır.  
Cemil Said
swap_vert close
Diğer ümmetlere gönderdiğimiz kitâblardan sonra Kur’ân’ı ’ibâdımızdan intihâb itdiklerimize mîrâs gibi virdik. Ânlardan ba’zıları inanmayarak nefislerine zulm idiyorlar, ba’zıları mütereddiddirler, ba’zıları da Allâh’ın izniyle hayrât yaparak diğerlerini geçdiler. Bu büyük bir fazîletdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Sonra bu Kitap'ı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bırakmışızdır. Onlardan kimi kendine yazık eder, kimi orta davranır, kimi de, Allah'ın izniyle, iyiliklere koşar. İşte büyük lütuf budur.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Sonra biz, o kitabı kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (Muhammed’in ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kendine zulmedenler vardır. Onlardan ortada olanlar vardır. Yine onlardan Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçenler vardır. İşte bu büyük lütuftur.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Sonra biz kullarımızdan seçtiklerimizi o kitaba mirasçı kıldık. Onlardan kimi kendine kötülük eder, kimi orta bir durumdadır, kimi de Allah’ın izniyle hayır işlerinde yarışır; işte büyük lütuf budur.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Sonra Kitab'ı, kullarımız arasından seçtiklerimize verdik. Onlardan (insanlardan) kimi kendisine zulmeder, kimi ortadadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.  
 Kendisine zulmetmek, Kur’an’a göre amel etme yönünde kusur etmek; ortada olmak, günahı sevabına denk olmak; hayırda öne geçmek, Kitab’a uygun olan davranışa başkalarını da yöneltmek şeklinde tefsir edilmiştir. Âyette geçen «zalim» ve «muktesid» kelimeleri muhtelif manalarda yorumlanmış olmakla birlikte, cumhura göre her ikisi de müminlerde bulunabilen sıfatlardır. Kâfirlerin sıfatları sonraki âyetlerde belirtilecektir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Onlardan kimi kendilerine zulmedenlerdir, kimi orta yolu tutar, kimi de ALLAH'ın izniyle iyi işlerde öncüdür. İşte büyük lütuf budur.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzüp seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan da nefislerine zulmeden var, orta yolu tutan var, Allah'ın izniyle hayırlarda ileri geçenler var. İşte bu büyük lütuftur.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Sonra biz o kitabı kullarımızdan süzdüklerimize mîras kıldık, onlardan da nefislerine zulmeden var, muktesıd: orta giden var, Allahın izniyle hayırlarda ileri geçenler var, işte büyük fadıl o
Emrah Demiryent
swap_vert close
Sonra Kitâb’ı (Kur’ân’ı) kullarımız arasından seçtiklerimize (Muhammed ümmetine) miras olarak verdik. Onlardan kimi, (dünyaya dalar ve gaflet ile) kendisine zulmeder, kimi orta yolda gider, kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır (lar ki), işte en büyük fazilet de budur.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimselere Kitap'ı miras bıraktık. Onlardan bir kısmı kendilerine zulmederler, onlardan bir kısmı ortalama bir yol tutarlar, onlardan bir kısmı da Allah'ın izniyle hayırlarda önde giderler.¹ İşte büyük fazilet budur.
1- Bazıları Kitap'ın buyruklarına, yaradılış amaçlarına uygun davranmamakla aslında kendi kendilerine haksızlık ederler, bazıları Kitap'ın buyruklarına uymada yeterli ve gerekli özeni göstermemekte, bazıları ise tam bir uygunluk ve uyum içinde Kitap'ın buyruklarını yerine getirmektedirler.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Sonra biz o kitabı kullarımızdan (beğenib) seçdiklerimize mîras bırakdık. İşte onlardan kimi nefsine zulmedendir, onların ba'zısı mu'tedildir, onlardan bir kısmı da Allahın izniyle hayrat (ve hasenat yarışların) da öncü ol (up kazan) andır. İşte bu, büyük fazl (-u kerem) in ta kendisidir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Sonra o kitâbı, kullarımızdan seçtiğimiz kimselere (senin ümmetine) mîras verdik. Artık onlardan nefsine zulmeden de var, içlerinden muktesid (orta yolda giden) de var. Bir de onlardan Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçen var.(1) İşte büyük lütûf budur!
(1)Burada geçen zâlim, muktesid ve sâbikūn için farklı îzahlar yapılmıştır. Zâlim: günahları ağır basan, içi dışından da kötü olan, büyük günahları olan, ashâb-ı meş’eme (amel defteri sol eline verilenler)dir. Muktesid: günahları ve sevâbı denk olan, içi dışı bir olan, küçük günahları olan, ashâbı meymene (amel defteri sağ eline verilenler)dir. Sâbikûn ise: Allah katında en önde bulunan mukarreb kullardır. (Râzî, c. 13/26, 26)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Derken (daha önce geçmiş toplumlara da göndermiş olduğumuz mesajlarımızın tüm özetini de içeren) bu (son ve evrensel) kitabı (Kur’an’ı), kullarımızdan (diğer ümmetlere) seçtiklerimize (İslam ümmetine) miras kılmaya hüküm verdik (Kur’an’ı doğru anlamak, insanlara doğru iletmek ve tek dini kaynak olarak sadece onu kabul edip, hükümlerini doğru uygulamakla onları mükellef kıldık). Artık onlardan nefsine zulmeden de var, içlerinden muktesit (orta yolda giden) de var. Bir de onlardan Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçen var. İşte bu (Kur’an’a varis olmak ve hükümlerine göre yaşamak), büyük ihsandır. *
(*) Bir önceki âyetten anlıyoruz ki,“ ilâhî kelâm”a önceki vahiylerden bugüne kalan da dâhildir. Bu ilâhî kelâmın vârisleri de islam ümmetidir. (Hz. Ali ve İbn Abbas’tan Taberi). Buna göre Allah Resulü’nün vahye ilişkin sorumluluğu, onun vefatından sonra ümmetine miras kalmıştır. Kur’an’ın Allah Resulü’nün şahsı için zikrettiği her fazilet ve ödülü ümmeti için de zikretmiş olması bunu pekiştirmektedir (Kıyaslayıp karşılaştırınız: 21: 107; 3: 110; 48: 1-18; 5:3; 30:47; 33:43, 46; 8:62; 58:20; 22:75; 35:32). Şu takdirde, Allah Resulü’nün ardından risalet kesintiye uğramamış, sadece ferdi risaletten içtimaî risalete geçilmiştir. “Öyleyse sizler hayra çağıran, meşru ve iyi olanı öneren, kötü ve yanlış olandan da sakındıran bir ümmet olun!” (M. İslamoğlu Meal Açıklaması) Ama maalesef Emeviler döneminden başlayarak bugün İslam ümmeti Allah elçisi vasıtasıyla yüce Allah’tan miras aldıkları insanlığın tek hidayet rehberi olan Kur’an’ı Kerim yerine nice uydurma hadislerden tutun, mezhep, meşrep, tarikat ve dini liderlerinin içtihat ve düşüncelerini haşa Kur’an yerine koymuş durumdalar. İşte o günden bugünümüze kadar hep İslam ümmeti bunun en ağır acısını çekmektedir. Çünkü bugün Kur’an’la değil, Hz. peygamber adına uydurulmuş hadislerle, Kur’an’a aykırı fıkhı mezheplerin içtihatlarıyla, tarikat, meşrep ve dini liderlerinin sözleriyle amel edilmektedir. İslam ümmetinin ve hatta bütün insanlığın kurtuluşu, dünyanın evrensel huzur ve barışı ancak sadece Kur’an’ı dinin yegâne biricik kaynağı olarak kabul etmek, Kur’an’ı doğru anlamak, onun evrensel mesajına sımsıkı sarılmak ve hükümlerini doğru uygulamakla mümkün olur. والمعنى: ثم جعلنا هذا القرآن الذى اوحيناه إليك - أيها الرسولميراثاً منك لأمتك، التى اصطفيناها على سائر الأمم، وجعلناها أمة وسطا. وقد ورثناها هذا الكتاب لتنتفع بهداياته.. وتسترشد بتوجيهاته، وتعمل بأوامره ونواهيه - وفى التعبير بالاصطفاء، تنويه بفضل هؤلاء العباد،، كما أن التعبير بالماضى يدل على تحقق هذا الاصطفاء. (تفسير الوسيط)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Biz kitabı kullarımızdan seçtiklerimize mirasçı yaptık. Onların içinde kendilerine zulmedenler olduğu gibi, yalnızca orta yolu takip edenler (Allah’ın koyduğu sınırları aşmayan ve geride kalmayanlar) var. Birde Allah’ın izniyle hayırlarda yarışanlar var. Bu, Allah’ın en büyük lütfu dur.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Sonra Biz Kitap’ı kullarımız arasında seçkin kıldıklarımıza bıraktık. İşte bunlar arasında kendine kıyanlar bulunduğu gibi, orta yolu tutanlar, Allah’ın dileğiyle iyilik etmekte ileri gidenler de vardır. İşte, verginin büyüğü budur.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Sonra kullarımızdan seçip ayırdıklarımız Muhammed ümmetine miras olarak Kitap verdik, onların içinde öz nefsine zulmeder, orta gider, Allah/ın izniyle hayır işlerde ileri gider [¹] adamlar vardır. İşte büyük bir inayet budur.
[1] Amelde kusur eder, seyyiatı hasenatına galip olur; seyyiatı hasenatına müsavi olur; hasenatı seyyiatına galip olur veya cahil, müteallim, âlim. Mağfiret gören, kurtulan, Cennete ilk giren - hesabını görüp sonra mağfiret gören, hafif hesaba tutulan, hesaba uğramaksızın giren.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Sonra Biz bu kitabı/ilahi vahyi kullarımız arasından seçtiğimiz kimselere miras/emanet bıraktık.¹⁸ Onlar içinde kimi kendisine zulmetmekte, kimi orta yolu tutmakta, kimi de Allah’ın izniyle hayır işlerinde/emanete sahip çıkmada önde giderler. İşte bu, çok büyük bir lütuftur.
18 Hz. Peygamber’in ümmetinden Kur’an’la meşgul olanları kastediyor. Kur’an onlara emanet edilmiştir anlamındadır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Sonra kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışıp öne geçer. İşte bu, büyük lütfün ta kendisidir.
Mahmut Kısa
swap_vert close
İnsanlık tarihi boyunca, her devirde Kitap ve elçi göndererek insanlığa yol gösterdik. İşte şimdi de son kutsal Kitabı, kullarımız arasındanbu göreve lâyık görüp seçtiğimiz kimselere emânet ettik. Fakat onlardan kimileri Allah’ın kendilerine verdiği kulluk imkanlarını yeterince kullanamayan, kendilerine zulmeden, yazık eden günahkar Müslümanlar; kimileri bunlardan daha iyi durumda, Müslümanca dengeli bir hayatı yaşamaya çalışanlar; kimileri de Allah’ın izniyle hayır ve iyiliklerde en önde giden gayretli Müslümanlardır. İşte en büyük lütuf, bu sonuncusudur.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Sonra kullarımızdan süzerek seçtiğimiz kimseleri Kitab’a mirasçı yaptık. Onlardan bir kısmı kendi nefsine zulmetmektedir; bir kısmı orta yolu izlemektedir. Onların bir kısmı da Allah’ın izniyle Hayırlar’da yarışmaktadır. İşte Büyük Lütuf budur.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Resulüm! senden sonra biz bu Kitabı seçkin kullarımıza emanet edeceğiz. Artık bunlar arasında kendi kişiliğine saygısı olmayanlar da olacaktır, ılımlılar da. Allah'ın müsaade ettiği alanlarda iyilik yarışına girenler de olacaktır. Hasılı Kuran’ın nesilden nesile devri olayı o toplum için büyük bir onurdur.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Kitabı seçtiğimiz insanlara miras bırakırız. İnsanlardan bazıları kitaba varis olduğunu iddia ederlerse bilsinler ki iddiaları boştur. Geçmişte kitaba varis kıldığımız insanlardan kimileri kitabımızı arzularına heveslerine uydurmuşlardır. Sanki ayetlerimizle alay edercesine çıkarlarına göre yorumlayarak, kendilerine yazık etmişlerdir. Kimileri orta yolu tutarak iyi, güzel, hayırlı işlere önder olmuşlardır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. [*] Kimi kendisine haksızlık eder; [*] kimi ortadadır; kimi de Allah’ın izniyle hayırlarda öndedir. Asıl büyük lütuf işte budur.
Kur’an’a vâris olmayanlar, cennete mirasçı olamazlar. Bu ayette müslümanların Kur’an ile iletişimi gösterilmektedir. “İlâhî kelamın vârisleri ümmet-i Muhammed’dir. Hz. Muhammed’in vahye ilişkin sorumluluğu, onun vefatından sonra ümmetine miras bırakılmıştır. Kur’an’ın Hz. Muhammed’in şahsı için zikrettiği her fazilet ve ödülü ümmeti için de zikretmiş olması bunu pekiştirmektedir. Hz. Muhammed’in vefatından sonra ferdi risalet içtimai olana geçmiştir” (İslamoğlu, [Hayat Kitabı Kur’an], s. 867’de 3. not). Buna göre vâris kılınan şey son ilâhî mesajın bütün insanlığa tebliğ görevidir.,Ayette “kendine zulmedenler”den kasıt, inkarcılar değil, “yapılmaması gereken bir işi yapan, böylece kendine yazık edenler” demektir. Nitekim bazı peygamberler için de bu türden zulüm ifadesi söz konusudur. Bkz. A‘râf 7:23; Enbiyâ 21:87; Kasas 28:16.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Sonra bu Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize¹ miras olarak bıraktık. Artık onlardan kimisi (onu yaşamayarak) kendi nefsine zulmeder, kimisi orta yoldadır,² kimisi de Allah’ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır.³ İşte en büyük üstünlük, budur.
1 Yani Kur’an’ı seçilmiş ümmet olan Muhammed ümmetine miras olarak bıraktık.2 Yani kimisi de Kur’an’ı bazen yaşar bazen yaşamaz, okur ama okuduğunu bazen anlar bazen anlamaz...3 İşte Kur’an’a asıl vâris olanlar, bu önder şahsiyetlerdir. Öyleyse sadece Muhammed ümmeti olmak yetmez, onlardan olmaya çalışmak gerekir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Biz, bu ilahî vahyi kullarımızdan seçtiklerimize miras olarak bahşettik: onlardan bazısı kendilerine zulmeder; bazısı [doğru ile eğri arasında] ara yolu tercih eder, ²² bir kısmı da Allah’ın izniyle iyilikte başı çekenlerden olur: bu [ise] en büyük fazilettir!
22 Bkz. 7:46 ve ilgili not 37.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ardından bu ilahi kelamı, kullarımızdan seçtiğimiz kimselere miras bıraktık. Onlardan bazıları bu mirasın hakkını vermeyerek kendine yazık edip zalim oldu. Bazıları orta bir yol izler. Bazıları da Allah’ın izniyle bu emanetin hakkını vermede en önde gider. İşte en büyük fazilet budur. 2/159-160, 3/187, 9/124, 56/10
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Derken, bu ilâhî kelâmı (tebliğ işine) kullarımızdan seçtiklerimizi vâris kıldık:[³⁹¹³] fakat onların içerisinden kimisi kendisine zulmeder, kimisi orta ve dengeli bir yol tutar, kimisi de Allah’ın izniyle her iyi şeyde öncülük eder: bu, işte bu sonuncusudur büyük erdem![³⁹¹⁴]
[3913] Bencil seçkinler, kendilerine benzeyenlerin azlığını isbat etmek için çırpınırlar. Bu âyet, elçilerin çokluğunu dillendiriyor. İşte fark bu. Bir önceki âyetten anlıyoruz ki, “ilâhî kelâm”a önceki vahiylerden bugüne kalan da dahildir. Bu ilâhî kelâmın vârisleri ümmet-i Muhammed’dir (Hz. Ali ve İbn Abbas’tan Taberi). Buna göre Allah Rasûlü’nün vahye ilişkin sorumluluğu, onun vefatından sonra ümmetine miras kalmıştır. Kur’an’ın Allah Rasûlü’nün şahsı için zikrettiği her fazilet ve ödülü ümmeti için de zikretmiş olması bunu pekiştirmektedir (Kıyaslayıp karşılaştırınız: 21:107; 3:110; 48:1-18; 5:3; 30:47; 33:43, 46; 8:62; 58:20; 22:75; 35:32). Şu takdirde, Allah Rasûlü’nün ardından risalet kesintiye uğramamış, sadece ferdi risaletten içtimaî risalete geçilmiştir. “Öyleyse sizler hayra çağıran, meşru ve iyi olanı öneren, kötü ve yanlış olandan da sakındıran bir ümmet olun!” (3:104) âyeti bunu ifade eder. [3914] Benzer bir üçlü tasnif ve bu zümrelerin değerlendirilmesi için bkz: 56:8-11, 27, 41 ya da 56:88-94. Bu sonuncuların sevincini 34. âyet yansıtmaktadır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Sonra biz o Kitab'ı kullarımızdan beğenip seçtiklerimize miras bıraktık. İşte onlardan kimi, (Kur’an ile amel etmek hususundaki kusurundan dolayı) kendisine yazık edenlerdir. Onların bir kısmı mu’tedildir. (Vakitlerinin çoğunda Kuran ile amel edenlerdir) bir kısmı da Allah'ın izniyle, hayır ve hasenatta ileri geçenlerdir. (Kur’an ile amel edip, başkasına da öğretmeyi ve onu da aynı yola sevk edenlerdir) İşte en büyük fazilet budur.
Osman Fırat
swap_vert close
Sonra kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize mirâs verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allâh’ın izniyle hayırlarda öne geçendir. İşte büyük lütuf budur.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Sonra o kitabı kullarımızdan seçip ayırtettiklerimize miras kıldık. İmdi onlardan nefsine zulmeden vardır ve onlardan mutedil olan vardır ve onlardan izn-i ilâhî ile hayırlarda ileri geçen vardır. İşte bu, en büyük bir keremdir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Sonra Biz, kitabı seçtiğimiz kullarımıza miras verdik. Kullarımızdan kimi nefsine zulmeder. Kimi mûtedildir, orta yolu tutar. Kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçer. İşte büyük lütuf budur.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Sonra Kitabı kullarımız arasından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçendir. İşte büyük lutuf budur.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sonra kullarımızdan intihâb idüb ayırdıklarımıza Kur'ân'ı mîrâs virdik. O kullarımızdan nefsine zâlim olanlar, ihyânen ve arasıra kusur idenler ve Allâh'ın izniyle hayırlarda tekaddüm iyleyenler vardır. Bu büyük bir fazl ve kerem Allâh'ındır.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Sonra kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri Allah'ın izniyle bu Kitaba mirasçı yaparız. Onlardan kimi kendine kötülük yapar, kimi orta yolda gider, kimi de iyilikler konusunda en önde olur. İşte büyük üstünlük en önde olmaktır.
Şaban Piriş
swap_vert close
Sonra bu kitaba, kullarımızdan seçtiğimizi mirasçı kılarız. Onlardan kendine zulmeden de olur, onu tasdik eden de. Onların arasında Allah'ın izniyle hayırlarda yarışanlar vardır. En büyük fazilet budur.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Sonra kitaba kullarımızdan seçtiklerimizi vâris kıldık. Onlardan kimi vardır, nefsine zulmeder. Kimi vardır, orta yolu tutar. Kimi de vardır, Allah'ın izniyle hayırda öne geçer. Bu ise pek büyük bir lütuftur.(4)
(4) Âyette sayılan üç sınıfın üçü de mü’minlerdendir; ancak bunlardan herbiri farklı bir mertebeyi ifade etmektedir. Bunlarla kimlerin kastedildiği konusunda çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. En geniş anlamıyla, “nefsine zulmedenler” ile kastedilenin Kur’ân’a uygun hareket etmekte kusur edenler, “orta yolu tutanlar” ile kastedilenin Kur’ân’a uygun hareket edenler, “hayırda öne geçenler” ile kastedilenin de Kur’ân’a en güzel şekilde uyduktan başka, diğer insanları da bu yola teşvik edenler olduğu söylenebilir. Peygamberimizin bu âyeti okuduktan sonra “Bu sayılanların hepsi de aynı yerde, Cennettedirler” buyurduğu rivayet edilmiştir. (Tirmizî, Tefsir 35:1.) Nitekim bir sonraki âyet de bunu bildirmektedir. Ancak bundan, kıyamet gününde hepsinin birden aynı kolaylıkla hesap verecekleri ve Cennette aynı mertebeyi paylaşacakları anlamı çıkarılmamalıdır. Aksi takdirde, az çalışan ile çok çalışan arasında bir fark kalmazdı.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Sonra, kullarımız arasından seçtiklerimizi Kitap'a mirasçı kıldık. İçlerinden öz nefsine zulmeden var. Orta yolda gideni var. Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçeni var. İşte bu, büyük lütfun ta kendisidir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
andan virdük ķur’ān’ı anlara kim üyürdük ķullarumuzdan. pes bir nicesi žālimdür gendüzine ya'nį žāhiri yigdür bāŧınından daħı bir ŧaşı içi berāberdür; daħı bir nicesi anlaruñ ilerü geçicidür ħayırlar-ıla Tañrı buyruġı-y-ıla. şol ol fażludur ulu.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Andan mīrāẟ itdürdük kitābı ol kişilere ki iḫtiyār itdük ḳullarumuzdan.Anlaruñ niçesi ẓālimdür öz nefsine ve niçesi orta ‘amel eyler ve niçesi ilerüiletüpdür ḫayrlarını Tañrı Ta‘ālā buyruġı‐y‐la. Oldur ulu fażl ve kerem.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Sonra Kitabı bəndələrimizdən seçdiklərimizə (Muhəmməd ümmətinə) miras verdik. Onlardan kimisi özünə zülm edər (pis əməlləri yaxşı əmələrdən çox olar), kimisi mö’tədil (pis əməlləri ilə yaxşı əməlləri bərabər) olar, kimisi də Allahın izni ilə yaxşı işlərdə (başqalarını ötüb) irəli keçər (yaxşı əməlləri pis əməllərindən çox olar). Bu (Kitaba varis olmaq) böyük lütfdür!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Then We gave the Scripture as inheritance unto those whom We elected of our bondmen. But of them are some who wrong themselves and of them are some who are lukewarm and of them are some who outstrip (others) through good deeds, by Allah's leave. That is the great favour!
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Then(3919) We have given the Book for inheritance to such of Our Servants as We have chosen: but there are among them(3920) some who wrong their own souls; some who follow a middle course; and some who are, by Allah.s leave, foremost in good deeds; that is the highest Grace.
3919 The force of "then" is that of finality. The Qur'an is the last Book revealed. Or it may be here to point the contrast between "to thee" in the last verse, i.e., the Prophet, in contradistinction to the People of Islam, who inherited the Book after him. 3920 The custodians of the Qur'an after the Prophet were the People of Islam. They were chosen for the Book, not in any narrow sense, but in the sense that the Book was given for their age and they were charged to obey it and preserve and propagate it, so that all mankind should receive the Message. But it does not follow that they are all true and faithful to their charge, as indeed we see too painfully around us today. Just as mankind was chosen collectively to be Vicegerents for Allah, and yet some among mankind fell into evil-even so, some in the house of Islam fail to follow the Light given to them, and thus "wrong their own souls". But some follow a middle course; in their case "the spirit is indeed willing, but the flesh is weak": their intentions are good, but they have much to learn yet of the true Muslim life and Muslim virtues. Then there is a third class: they may not indeed be perfect, but both their intentions and their conduct are sound, and they form an example to other men: they are "foremost" in every good deed. They are so, not by their own merits, but by the Grace of Allah. And they have reached the highest Achievement-the salvation, which is typified by the various metaphors that follow.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
ثُمَّ
sonra
اَوْرَثْنَا
vâris kıldık
الْكِتَابَ
kitaba
الَّذ۪ينَ
o kimse-leri ki
اصْطَفَيْنَا
seçtik
مِنْ عِبَادِنَاۚ
kullarımızdan
فَمِنْهُمْ
artık onlar- dan var
ظَالِمٌ
zulmeden
لِنَفْسِه۪ۚ
nefsine
وَمِنْهُمْ
ve onlar-dan var
مُقْتَصِدٌۚ
orta yolda giden
وَمِنْهُمْ
ve onlar-dan var
سَابِقٌ
yarışan
بِالْخَيْرَاتِ
hayırlarda
بِاِذْنِ
izniyle
اللّٰهِۜ
Allah'ın
ذٰلِكَ
işte bu
هُوَ
O'dur
الْفَضْلُ
fazilet
الْكَب۪يرُۜ
büyük
Sonra Biz, kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri kitaba vâris kıldık. Onlardan kimi nefsine zulmeder, kimi orta yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle (öne geçmek için) hayırlarda yarışır. İşte büyük fazilet (lütuf ve ihsan) budur.
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
اَوْرَثَ
Fiil-IV
و ر ث
Vâris kıldı, mirasçı kıldı, miras bıraktı
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اِصْطَفٰى
Fiil-VIII
ص ف و
Seçti, üstün kıldı, tercih etti
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
عَبْد
İsim
ع ب د
Kul, köle, âbd
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
ظَالِم
Etken fiil
ظ ل م
Zalim, zulmeden
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مُقْتَصِد
Etken fiil-VIII
ق ص د
Orta yolu tutan, orta yolda giden
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
سَابِق
Etken fiil
س ب ق
Öne geçen, yarışan, öndeki
خَيْرَات
İsim
خ ي ر
Hayırlar
اِذْن
İsim
ا ذ ن
İzin
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
ذٰلِك
İşaret zamiri
ذٰلِك
İşte bu, bunun için, bunda böyle
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
فَضْل
İsim
ف ض ل
Lütuf, fazilet, kerem, üstünlük
كَبِير
İsim
ك ب ر
Kebîr (Allah'ın ismi, esmasıdır. Anlaşılamayacak kadar azamete ve büyüklüğe sahip olan demektir), pek büyük