اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ جَاعِلِ الْمَلٰٓئِكَةِ رُسُلاً اُو۬ل۪ٓي اَجْنِحَةٍ مَثْنٰى وَثُلٰثَ وَرُبَاعَۜ يَز۪يدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Hamd, göklerin ve yerin Fâtır'ı (yoktan yaratanı), melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı resuller yapan Allah'a mahsustur. O, yaratmada dilediğini arttırır. Muhakkak ki Allah her şeye Kadîr'dir (kudretiyle her şeyi hükmü altında tutandır).
مَا يَفْتَحِ اللّٰهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَاۚ وَمَا يُمْسِكْۙ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِه۪ۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Allah, insanlar için ne rahmet açarsa onu tut(up engelley)ecek yoktur. Neyi de tut(up engell)erse bundan sonra onu (salıverip) gönderecek yoktur. O, Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şerefin ve kudretin kendisine ait olduğu, her işinde hikmet ve hayır olan tek zattır).
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْۜ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللّٰهِ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِۜ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۘ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ
Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın! Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık veren bir yaratıcı mı var? O'ndan başka İlâh yoktur. O hâlde nasıl (oluyor da Allah'a kulluktan) döndürülüyorsunuz?
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ
(Resulüm!) Eğer o (kâfir)ler seni yalanlıyorlarsa (üzülme), andolsun senden önceki nice resuller de yalanlanmıştı. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür (her konuda en son hükmü verecek olan sadece Allah'tır).
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا۠قف وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّٰهِ الْغَرُورُ
Ey insanlar! Muhakkak ki Allah'ın (dünya ve âhiretle ilgili her türlü) vaadi haktır, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve sakın o aldatıcı (şeytan) sizi Allah(ın affına güvendirmek suretiy)le kandırmasın!
اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُواًّۜ اِنَّمَا يَدْعُوا حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ اَصْحَابِ السَّع۪يرِۜ
Muhakkak ki şeytan sizin için (apaçık) bir düşmandır. Artık (siz de) onu düşman olarak bilin! O ancak kendi taraftarlarını alevli ateşin halkından olmaya davet eder.
اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ كَب۪يرٌ۟
(Kıyamet günü) Kâfirler için şiddetli bir azap vardır. İman edip sâlih ameller işleyenler için ise (geniş) bir mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
اَفَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُٓوءُ عَمَلِه۪ فَرَاٰهُ حَسَناًۜ فَاِنَّ اللّٰهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۘ فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse (hiç güzel amel işleyen kimse gibi) olur mu! Şüphesiz ki Allah dilediğini (küfründe inat edeni) dalâlette bırakır ve dilediğini (hidâyeti isteyeni) de hidâyete erdirir. O hâlde (resulüm!) onlar için üzüntülere gark olma! Muhakkak ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.
وَاللّٰهُ الَّـذ۪ٓي اَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُث۪يرُ سَحَاباً فَسُقْنَاهُ اِلٰى بَلَدٍ مَيِّتٍ فَاَحْيَيْنَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ كَذٰلِكَ النُّشُورُ
Allah O'dur ki rüzgârları gönderip (onlarla) bulut(lar)ı harekete geçirir. Sonra Biz onu (toprağı) ölü bir beldeye süreriz de ölümünden sonra o yere onunla (tekrar) hayat veririz. İşte, (öldükten sonra) diriliş de böyledir.
مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعاًۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِـحُ يَرْفَعُهُۜ وَالَّذ۪ينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَد۪يدٌۜ وَمَكْرُ اُو۬لٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ
Kim izzet (şeref ve üstünlük) istiyorsa (bilsin ki) bütün izzet Allah'a aittir. O'na ancak temiz (ve güzel) sözler yükselir, onları da sâlih amel yükseltir. (İnsanlara) Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için (kıyamet günü) şiddetli bir azap vardır ve onların o tuzak(lar)ı (hep) darmadağın olur.
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ
Allah sizi (önce) topraktan, sonra bir nutfeden (dökülen bir damla sudan) yarattı, sonra sizi (erkek ve dişi olmak üzere) çiftler kıldı. O'nun bilgisi olmadan hiçbir dişi ne gebe kalır ne de doğurur. Herhangi bir kimseye de (uzun) ömür verilmez yahut onun ömrü kısaltılmaz ki (bunların hepsi) bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı) olmasın. Muhakkak ki bu, Allah'a göre kolaydır.
وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِۗق هٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَٓائِـغٌ شَرَابُهُ وَهٰذَا مِلْحٌ اُجَاجٌۜ وَمِنْ كُلٍّ تَاْكُلُونَ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ ف۪يهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Dahası iki deniz de bir olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu giderir ve içimi kolaydır. Şu da tuzludur, acıdır (ve boğazı yakar). Bununla beraber (siz) hepsinden taze et (balık) yersiniz ve (inci, mercan gibi) kendisini takınacağınız bir süs eşyası çıkarırsınız. Ayrıca (sen), gemilerin orada (suları) yara yara gittiklerini görürsün. (Bütün bunlar) O'nun fazlından (rızkınızı) aramanız ve (nimetlerine) şükretmeniz içindir.
يُولِجُ الَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي الَّيْلِۙ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَۘ كُلٌّ يَجْر۪ي لِاَجَلٍ مُسَمًّىۜ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُۜ وَالَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِه۪ مَا يَمْلِكُونَ مِنْ قِطْم۪يرٍۜ
(O) Geceyi gündüzün içine katar, gündüzü de gecenin içine katar. Güneş ve Ay (O'nun) emrindedir. Her biri belirlenmiş bir vakte (kıyamete) kadar (yörüngesinde) akıp gider. İşte (bütün) bu(nları yapan) Rabbiniz Allah'tır. Mülk O'nundur. O'nu bırakıp da (kendilerine yalvarıp) dua ettikleriniz ise bir çekirdek kabuğuna bile sahip değildir.
اِنْ تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَٓاءَكُمْۚ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْۜ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْۜ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَب۪يرٍ۟
Eğer onlara (yalvarıp) dua ederseniz sizin duanızı işitmezler. Şayet (sizin dediğiniz gibi) işitseler bile size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin (onları Allah'a) şirk koşmanızı reddederler. (Bunları) Sana Habîr (her şey ve herkesten haberdar olan Allah) gibi hiç kimse haber veremez.
يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَـرَٓاءُ اِلَى اللّٰهِۚ وَاللّٰهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَم۪يدُ
Ey insanlar! Siz (maddi ve manevi her türlü konuda) Allah'a (O'nun esmâsının tecellisine) muhtaçsınız. O Allah ise Ğaniyy'dir, Hamîd'dir (zengin, kerim ve her şeyin kendisine muhtaç olduğu, bütün hamdların ve övgülerin sadece kendisine ait olduğu tek zattır).
اِنْ يَشَاْ يُذْهِبْكُمْ وَيَاْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۚ
Eğer (Allah) dilerse sizi (bu dünyadan) giderir de (sizin yerinize) yeni bir halk getirir.
وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ
Ve bu, Allah'a göre zor bir şey değildir (O, sizi seçip yaratarak size şeref vermiştir).
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَاِنْ تَدْعُ مُثْقَلَةٌ اِلٰى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۜ اِنَّمَا تُنْذِرُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۜ وَمَنْ تَزَكّٰى فَاِنَّمَا يَتَزَكّٰى لِنَفْسِه۪ۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ
(Kıyamet günü) Hiçbir günahkâr başkasının (günah) yükünü yüklenmez. (O gün günah) Yükü ağır gelen kimse onu taşımaya (başkasını) çağırsa ve (bu çağırdığı onun) yakını bile olsa, o (günahın)dan bir şey yüklenmez. (Resulüm!) Sen ancak gıyâben Rabblerinden haşyet duyanları ve namazı ikâme ed(ip her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)anları uyarabilirsin. Kim (nefsinin küfründen ve şirkinden) temizlenirse o ancak kendisi için temizlenmiş olur ve dönüş ancak Allah'adır.
وَمَا يَسْتَوِي الْاَعْمٰى وَالْبَص۪يرُۙ
(Hakikate karşı) Körle gören bir olmaz.
وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُۙ
Karanlıkla nûr (bâtıl ile hak bir olmaz).
وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُۚ
Gölgeyle sıcaklık (cennet ile cehennem bir olmaz).
وَمَا يَسْتَوِي الْاَحْيَٓاءُ وَلَا الْاَمْوَاتُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُسْمِــعُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَمَٓا اَنْتَ بِمُسْمِــعٍ مَنْ فِي الْقُبُورِ
Dirilerle ölüler (kâfir ile mü'min) de bir olmaz. Muhakkak ki Allah, (hakkı) dilediğine (duymak isteyene) işittirir. (Resulüm!) Sen kabirdekilere (manen ölmüş olanlara hakkı) işittiremezsin!
اِنْ اَنْتَ اِلَّا نَذ۪يرٌ
Sen ancak bir uyarıcısın.
اِنَّٓا اَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَش۪يراً وَنَذ۪يراًۜ وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ
Şüphesiz ki Biz seni bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki içlerinde(n) bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.
وَاِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ
(Resulüm!) Eğer o (kâfir)ler seni yalanlıyorlarsa (üzülme), andolsun onlardan öncekiler de (kendilerine gelen resullerini) yalanlamışlardı. (Oysa) Onlara da resulleri apaçık deliller, (kutsal) sahifeler ve nûrlandırıcı (bir) kitapla gelmişlerdi.
ثُمَّ اَخَذْتُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَك۪يرِ۟
Sonra Ben, o kâfirleri yakaladım ve Beni inkâr (etmenin sonucu) nasılmış (gördüler)!
اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۚ فَاَخْرَجْنَا بِه۪ ثَمَرَاتٍ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهَاۜ وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ ب۪يضٌ وَحُمْرٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهَا وَغَرَاب۪يبُ سُودٌ
Görmedin mi Allah gökten bir su indirdi de Biz onunla (yerden) renkleri çeşit çeşit mahsuller çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı (birbirinden farklı) çeşitli renklerde ve siyahın her tonunda yollar (yaptık).
وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَٓابِّ وَالْاَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ كَذٰلِكَۜ اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ
İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (bütün) canlılardan ve hayvanlardan da yine böyle türlü renkte olanlar vardır. Kulları içinden ancak (O'nu bilen) âlimler Allah'tan haşyet duyarlar. Muhakkak ki Allah Azîz'dir, Ğafûr'dur (bütün şeref ve kudretin sahibi olan ve her türlü günahı mağfiret edendir).
اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ
Şüphesiz ki Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı ikâme edenler (her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalışanlar) ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) gizli, açık infak edenler, asla zarara uğramayacak bir ticaret umabilirler.
لِيُوَفِّيَهُمْ اُجُورَهُمْ وَيَز۪يدَهُمْ مِنْ فَضْلِه۪ۜ اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ
Ki (Allah) onların mükâfatlarını tastamam olarak verir ve kendi fazlından onlara (lütuf ve ihsanını) arttırır. Çünkü O, Ğafûr'dur, Şekûr'dur (her türlü günahı mağfiret eden ve şükrün karşılığını verendir).
وَالَّـذ۪ٓي اَوْحَيْنَٓا اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِعِبَادِه۪ لَخَب۪يرٌ بَص۪يرٌ
(Resulüm!) Sana bu Kitâb'ta vahyettiğimiz (şeyler), kendisinden önceki (kitap)ları tasdik eden bir hakikattir. Muhakkak ki Allah, kulların(ın her hâlin)den haberdardır, (onları) hakkıyla görendir.
ثُمَّ اَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذ۪ينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَاۚ فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌۚ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَب۪يرُۜ
Sonra Biz, kullarımızdan seçtiğimiz kimseleri kitaba vâris kıldık. Onlardan kimi nefsine zulmeder, kimi orta yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle (öne geçmek için) hayırlarda yarışır. İşte büyük fazilet (lütuf ve ihsan) budur.
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ ف۪يهَا مِنْ اَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤً۬اۚ وَلِبَاسُهُمْ ف۪يهَا حَر۪يرٌ
(Onların mükâfatı) Adn cennetleridir, oraya girerler. Onlar orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Oradaki elbiseleri de ipektir.
وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّـذ۪ٓي اَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَۜ اِنَّ رَبَّـنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌۙ
Ve onlar şöyle derler: "Bizden hüznü (ve endişeyi) gideren Allah'a hamdolsun. Muhakkak ki Rabbimiz Ğafûr'dur, Şekûr'dur (her türlü günahı mağfiret eden ve şükrün karşılığını verendir)."
اَلَّـذ۪ٓي اَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِنْ فَضْلِه۪ۚ لَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا ف۪يهَا لُغُوبٌ
"O ki lütfundan bizi kalınacak (bu cennet) yurd(un)a yerleştirdi. (Artık) Burada bize ne bir yorgunluk dokunur ne de burada bize bir usanç dokunur."
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَۚ لَا يُقْضٰى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ مِنْ عَذَابِهَاۜ كَذٰلِكَ نَجْز۪ي كُلَّ كَفُورٍۚ
Kâfirler için ise cehennem ateşi vardır. Onlara ne (ölüp yok olmaları için) hüküm verilir ki ölsünler (de kurtulsunlar) ne de onlardan o (cehennem ateşinin) azabı hafifletilir (ki biraz olsun rahat etsinler). İşte Biz, bütün kâfirleri böyle cezalandırırız.
وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ ف۪يهَاۚ رَبَّنَٓا اَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحاً غَيْرَ الَّذ۪ي كُنَّا نَعْمَلُۜ اَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ ف۪يهِ مَنْ تَذَكَّرَ وَجَٓاءَكُمُ النَّذ۪يرُۜ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِم۪ينَ مِنْ نَص۪يرٍ۟
Onlar orada şöyle feryat ederler: "Rabbimiz! Bizi (bu cehennemden) çıkar(ıp dünyaya geri gönder) ki (daha önce) yapmakta olduğumuz (ameller)den başka, sâlih bir amel yapalım!" (Onlara şöyle nidâ edilir) "Biz size orada (düşünüp) öğüt alabilecek birinin (anlayıp) öğüt alacağı kadar bir ömür vermedik mi? Size (bugünü haber veren bir) uyarıcı da gelmişti. Şimdi tadın (azabı)! Çünkü (bugün) zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."
اِنَّ اللّٰهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin gaybını (size görünmeyen tüm sırlarını) bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin içinde (gizli) olanı (dahi en ince ayrıntısına kadar) bilendir.
هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِۜ فَمَنْ كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۜ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ اِلَّا مَقْتاًۚ وَلَا يَز۪يدُ الْكَافِر۪ينَ كُفْرُهُمْ اِلَّا خَسَاراً
O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim (bunu unutup) kâfir olursa küfrü kendi aleyhinedir. Zira kâfirlerin küfrü, Rabbleri katında ancak (onlar için) gazabı arttırır ve (elbette) kâfirlerin küfrü (kendileri için) hüsrandan başka bir şeyi arttırmaz.
قُلْ اَرَاَيْتُمْ شُرَكَٓاءَكُمُ الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ اَرُون۪ي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْاَرْضِ اَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمٰوَاتِۚ اَمْ اٰتَيْنَاهُمْ كِتَاباً فَهُمْ عَلٰى بَيِّنَتٍ مِنْهُۚ بَلْ اِنْ يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُمْ بَعْضاً اِلَّا غُرُوراً
(Resulüm!) De ki: "Allah'tan başka (O'na) şirk koşup yalvardığınız şeyleri(n nasıl bir hâlde olduklarını hiç) gördünüz mü! Gösterin bana, (onlar) yeryüzünden neyi yaratmışlardır? Yoksa onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yahut Biz onlara bir kitap verdik de onlar, o (kitap)tan bir delil üzerinde midirler?" Hayır! O zalimler birbirlerine aldatmadan başka bir şey vaad etmezler.
اِنَّ اللّٰهَ يُمْسِكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ اَنْ تَزُولَاۚ وَلَئِنْ زَالَتَٓا اِنْ اَمْسَكَهُمَا مِنْ اَحَدٍ مِنْ بَعْدِه۪ۜ اِنَّهُ كَانَ حَل۪يماً غَفُوراً
Muhakkak ki Allah, gökleri ve yeri nizamları bozulmasın diye (her an kudreti altında) tutar. Andolsun eğer onların nizamı bozulursa bundan sonra (Allah'tan başka) hiç kimse onları (dengede) tutamaz. Gerçekten O, Halîm'dir, Ğafûr'dur (kullarına hilm sahibi olarak yumuşak muamele eden ve her türlü günahı mağfiret edendir).
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ لَيَكُونُنَّ اَهْدٰى مِنْ اِحْدَى الْاُمَمِۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ نَذ۪يرٌ مَا زَادَهُمْ اِلَّا نُفُوراًۙ
(Müşrikler) Kendilerine bir uyarıcı (resul) gelirse herhangi bir ümmetten daha çok hidâyette olacaklarına dair bütün çaba ve gayretleriyle Allah'a yemin ettiler. Fakat onlara uyarıcı (olan resulümüz) gelince (bu) onlarda nefretten başka bir şey arttırmadı.
اِسْتِكْبَاراً فِي الْاَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِۜ وَلَا يَح۪يقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ اِلَّا بِاَهْلِه۪ۜ فَهَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّا سُنَّتَ الْاَوَّل۪ينَۚ فَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَبْد۪يلاًۚ وَلَنْ تَجِدَ لِسُنَّتِ اللّٰهِ تَحْو۪يلاً
(Onlar) Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak(lar) kurmak (için böyle söylüyorlardı). Hâlbuki kötü tuzak ancak sahibini kuşatır (tuzak kuran, kendi tuzağına düşer). Onlar (kendilerinden) önceki (ümmet)lere uygulanan kanundan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın ve Allah'ın kanununda bir değişme de bulamazsın.
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَكَانُٓوا اَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةًۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعْجِزَهُ مِنْ شَيْءٍ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِۜ اِنَّهُ كَانَ عَل۪يماً قَد۪يراً
Bunlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin âkıbetinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Hâlbuki onlar, kendilerinden kuvvet bakımından daha güçlü idiler. Ne göklerdeki ne de yerdeki hiçbir şey Allah'ı âciz bırakacak değildir. Muhakkak ki O, Alîm'dir, Kadîr'dir (her şeyi, herkesi bilendir ve kudretiyle her şeyi hükmü altında tutandır).
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ كَانَ بِعِبَادِه۪ بَص۪يراً
Eğer Allah, kazandıkları (günahları) yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı (yerkürenin) sırtında hiçbir canlı bırakmazdı; fakat (Allah), onları(n cezasını) belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Nihayet ecelleri geldiği zaman (gereğini yapar). Muhakkak ki Allah, kullarını(n her hâlini) görendir.