close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Enfâl Sûresi 67. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Mâ kâne linebiyyin en yekûne lehu esrâ hattâ yuśḣine fî-l-ard(i)(c) turîdûne ‘arada-ddunyâ va(A)llâhu yurîdu-l-âḣira(te)(k) va(A)llâhu ‘azîzun hakîm(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Hiç bir peygamber, yeryüzünde kafirlere üstolup onları iyice kahretmedikçe tutsak almamıştır. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah'sa ahireti istemekte ve Allah, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Hiçbir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya (ve duruma hâkim oluncaya) kadar, (düşmanlarından) esirler alması (ve onları diyet karşılığı bırakması) yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size dünyada zafer ve izzeti ve asıl) ahiret (saadetini) istemektedir. Allah, Üstün ve Güçlüdür, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Yeryüzünde küfrün belini kırıp, tam hakimiyet sağlamadıkça hiçbir peygambere esir almak yakışık almaz. Siz bu dünyanın geçici kazançlarını istiyorsunuz. Ama Allah, sizin için ahiretteki cenneti elde etmenizi istiyor. Çünkü Allah en yüce iktidar sahibi olup, yaptığı herşeyi yerli yerince yapandır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Hiçbir Peygamberin, ülkede, yeryüzünde ağırlığını hissettirip düşmanlarının kolunu kanadını kıpırdatamaz hale getirmedikçe, tamamen kuvvetlenmedikçe, esirlerin hayatta kalmalarını sağlaması, fidye hesabı yapması doğru değildir. Siz dünya malını istersiniz. Oysa Allah âhireti, ebedî yurdu kazanmanızı murad eder, Allah kudretli, hikmet sahibi ve hükümrandır.
bk. Kur’an-ı Kerim, 47/4.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Bir Peygamber'e yeryüzünde kesin galibiyet sağlamadan esir almak yaraşmaz. Siz dünya varlığını istiyorsunuz Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah yücedir, hakimdir.
67-68.Ahmed bin Hanbel`in ve daha başkalarının Enes bin Malik (r.a.)`ten rivayet ettiklerine göre Resulullah (a.s.) Bedir savaşında esir alınan müşrikler hakkında ne yapmaları gerektiği konusunda ashabıyla istişarede bulundu. Hz. Ömer (r.a.), hepsinin boyunlarının vurulmasını istedi. Ancak Resulullah (a.s.) bu görüşü kabule uygun görmedi. Hz. Ebu Bekir (r.a.) fidye alınarak serbest bırakılmalarını teklif etti. Resulullah (a.s.) bu teklifi kabul ederek esirlerden fidye alıp onları serbest bıraktı. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdiAhmed bin Hanbel, Tirmizi ve Hakim`in Abdullah bin Mes`ud (r.a.)`dan rivayet ettiklerine göre de bu ayeti kerime Bedir savaşında esir alınan müşriklerin fidye karşılığı serbest bırakılmaları üzerine indirilmiştir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Hiç bir peygambere, yeryüzünde kesin bir zafer kazanıncaya kadar esir alması yakışmaz. Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir. Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Hiç bir Peygamber için, yeryüzünde ağır basmadıkça (düşmana üstün gelmedikçe), esirleri bulunmak (ve ondan fidye almak) vâki olmamıştır. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz. Halbuki Allah âhireti kazanmanızı diliyor. Allah Aziz'dir (dostlarını düşmanlarına üstün kılar), hükmünde hikmet sahibidir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Yeryüzünde tam hâkimiyetini sağlamadıkça, bir peygamberin esirler ile uğraşması, ona yakışmaz. Sizler (ey Müminler!) dünya hayatının menfaatini istiyorsunuz. Allah ise, ahireti istiyor. Allah, izzet, kudret sahibidir ve her şeyi yerli yerinde yapar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Yeryüzünde ağır basıncaya kadar, hiçbir peygambere esir sahibi olmak yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz; halbuki Allah sizin için âhireti istiyor. Allah güçlüdür; hikmet sahibidir.
Besim Atalay
swap_vert close
Yeryüzünde, savaş yapıp kazanmadıkça, hiçbir peygambere tutsaklar edinmek yaraşık olmaz, sizler dünya metaını istiyorsunuz, Allahsa istiyor öbür dünyayı; Allah emre, Allah bilge
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Kıran kırana gerçekleşmiş zorlu bir meydan savaşı olmadıkça bir nebiye esir almak yakışık almaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Hâlbuki Allah âhireti (kazanmanızı) istiyor. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Meydan muharebesine dönüşmeden, Müslümanların galibiyetiyle sonuçlanan bir savaşta alınan esirlerle ilgili Hz. Peygamber ashabıyla istişare etmişti. Hz. Ebu Bekir, esirlerin fidye karşılığı serbest bırakılmasını istemiş, ama Hz. Ömer buna karşı çıkmıştı. Fidye karşılığı esirler serbest bırakılınca bu ayet nazil oldu.  Ayet, yasa koyucu üslubuyla bildirmektedir ki, özgürlüklerin savunulması için Allah yolunda girişilen savaş dışında kimse esir edilemez ve fidye karşılığı bırakılamaz. Fidye için düşman askerlerini esir almak; insan onurunu zedeleyeceği, savaş disiplinini bozacağı ve ayrıca zaferi olumsuz yönde etkileyeceği için böyle bir uygulama doğru bulunmamıştır.   
Cemil Said
swap_vert close
Kâfirler dûçâr-ı kıllet ve müslümanlar vâsıl-ı ’izzet olmayınca esîrlerden fidye almak arzda hiç bir nebîye lâyık görülmedi. Siz dünyâ sa’âdeti istiyorsunuz. Allâh size âhiret sa’âdeti virmek istiyor. ’Azîz ve hakîmdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir peygambere esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.[253]
Bedir savaşı sonunda Resûlullah’a yetmiş tane savaş esiri getirilmişti. İçlerinde Peygamber’in amcası Abbas ile diğer amcası Ebu Talib’in oğlu Âkil de vardı. Hz. Peygamber, esirler hakkında yapılacak işlem için ashapla istişarelerde bulundu. Hz. Ebu Bekir, “Bunlar senin kavmin ve akraban. Onları öldürme. Onlardan fidye al. Tövbe edebilirler. Böylece mü’minleri de kuvvetlendirmiş olursun” demişti. Hz. Ömer ise, öldürülmelerini teklif etmişti. Nihayet, fidye alınması ve esirlerin serbest bırakılması benimsendi. Bunun üzerine bu âyet indi.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
O yerde gerekli temizliği yapıp hâkimiyetini kuruncaya kadar bir peygamberin esirlerinin olması uygun değildir. Siz geçici dünya varlığını istiyorsunuz, oysa Allah âhireti istiyor; Allah izzet ve hikmet sahibidir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Yeryüzünde ağır basıncaya (küfrün belini kırıncaya) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, halbuki Allah (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.  
 Savaşın hedefi zaferdir. Fidye karşılığı geri vermek maksadıyla düşman askerlerini esir almaya çalışmak zaferi olumsuz yönde etkileyecekse bununla meşgul olmamak gerekir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Hiç bir peygambere, yeryüzünde savaşa katılmaksızın esirler edinmesi yakışmaz. Siz bu dünyanın geçici malını istiyorsunuz; ALLAH ise (sizin için) ahireti ister. ALLAH Üstündür, Bilgedir.
Bu ayet köleliği yasaklamaktadır. Savaş esirleri 47:4 ayetine göre savaştan sonra serbest bırakılır. Ayrıca bak 4:25; 90:1-20.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Hiç bir Peygamber için Arzda ağır basmadıkça esirleri olmak doğru değildir, siz, Dünya uruzunu istiyorsunuz Allah ise Âhıreti kazanmanızı dileyor ve Allah azîzdir hakîmdir
Emrah Demiryent
swap_vert close
Hiçbir peygamber için, yeryüzünde küfrün belini kırıp da tam hâkimiyet sağlamadıkça, esirlerinin bulunması (esirleri fidye karşılığında serbest bırakması) muvâfık değildir! (Ey mü’minler!) Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz. (Oysaki) Allah (sizin için) ahiret (saadetin) i diliyor. Şüphesiz Allah her işinde mutlak galip olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bedir gazvesinde kâfirlerden esir alınanların öldürülüp öldürülmeyeceği ya da esirlere karşılık olmak üzere fidye alınıp alınmayacağı hususunda henüz bir vahiy gelmediği için Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] efendimiz, Bedir gazvesi esirleri hakkında ashabı ile istişare etmişti. Hz. Ömer [radıyallahu anh]: “Allah ve Resûlü’nün düşmanı olan bu kâfirleri öldürelim!” demiş, başka bir sahabe efendimiz ise: “Salıverelim, belki tövbe ederler” demişti.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
Hiçbir nebiye, yeryüzünde düşmana üstünlük sağlayıncaya kadar, esir almak¹ yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah ahireti istiyor. Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
1- Müslümanların, fidye almak amacıyla esir edinme şeklindeki dünyalık kazanç peşinde olmaları kınanmaktadır.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Hiç bir peygamberin yer yüzünde ağır basıb (harb edib) zaferler kazanıncaya kadar (muhaarib düşmandan) esirler alması (vaaki) olmamışdır. Siz geçici dünyâ malını arzu ediyorsunuz. Halbuki Allah âhireti (daha çok âhiret sevabını kazanmanızı, âhireti düşünmenizi) ister. Allah azizdir (dostlarını düşmanları üzerine gaalib kılandır), hakimdir (her haale lâyık olanı hakkıyle ve hikmetiyle bilendir).
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Yeryüzünde (küfrün belini kırıp) ağır basmadıkça, bir peygamberin esirlerinin olması (fidye alması) muvâfık değildir! (Siz) şu dünyanın geçici menfaatini istiyorsunuz; Allah ise âhireti (arzulamanızı) istiyor. Çünki Allah, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yeryüzünde ağır basıncaya (saldırgan, zalim ve tağuti güçlere karşı zorunlu savaşta galip gelinceye) kadar, hiçbir peygambere esirleri bulunması yaraşmaz. Siz, (ey inananlar, böyle zorunlu bir savaş olmadan esir alırsanız,) dünya malını istiyorsunuz demektir. Hâlbuki Allah (o dünya malını değil) ahireti (kazanmanızı) istiyor. Oysa Allah Azîz (üstün ve güçlü)dür, hâkim (her zaman ve her konuda) doğru hüküm verendir.*
(*) Burada Müslümanların, fidye almak amacıyla esir edinme şeklindeki dünyalık kazanç peşinde olmaları kınanmış ve yasaklanmıştır. Ayrıca, nakledildiğine göre, (Bedir’de) sahabe, müşrikleri bozguna uğratıp geriye kalanlar da kaçınca, sahabe-i kiram onların peşine düştü ve böylece de onlar, Hz. Peygambe’den uzaklaşarak, o kimseleri esir aldılar. Hâlbuki Hz. Peygamber onların esir almaya yöneldiklerini, ancak sahabe onun huzuruna döndükten sonra öğrenmiştir. Yani Hz. Peygamber ne esir almış ne de esir alınmasını emretmiştir. (bk. Razi, Mefatih, ilgili ayetlerin tefsiri): İşte; buna göre, a) Bu ayetle, daha sonra kendilerinden fidye (dünya malı) alınmak amacıyla esir alınmasının uygun olmadığına vurgu yapılıyor. b) Yine esirlerin alınması da ancak saldırıya geçen düşmanla yapılan meşru müdafaa savaşı sonucunda uygun olabildiğine, ama saldırganlar yenilince veya savaş bitince o alınan esirlerin de mutlaka hemen serbest bırakılması istenmiştir. Bk: (Muhammed süresi -4) c) Bu ayetle, esirlerin serbest bırakılmasına değil, bilakis, daha sonra kendilerinden fidye alınmak amacıyla esir alınma girişimine yönelik ilahi bir uyarı ve tenkit söz konusudur. ’’الله اعلم’’. Aşağıdaki tefsir metnine bkz: تفسير الايه الكريمة .. ما كان لنبي اي نبي ومن بعده المسلمين ان يكون له اسرى والاحتفاظ بهم بعد كسر شوكه العدو كالعبيد والسبايا والاستفاده منهم لغايات دنيويه شخصيه لان المسلمين كما هو واضح قد فعلوا تلك الفعله عكس اوامر الله وتكمل الايه لو تم تنزيل هذه الايه قبل هذا التصرف لمس الله المسلمين بعملهم هذا عذاب عظيم وان بعد نزول هذه الايه ليس لاحد مفر او عذر -- وقيل: «حَتَّىٰ يُثْخِنَ» يتمكّن (الجامع لاحكام القرآن)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Nebî için yeryüzünde yeterli hâkimiyet (hem ekonomik ve askeri olarak) kurmadıkça, esir alması yoktur. Siz dünya hayatını istiyorsunuz, hâlbuki Allah (sizin için) ahiret’i istiyor. Allah en güçlü ve her şeyin hükmünü verendir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bir peygamber için yeryüzünde, savaşarak almadıklarını esir olarak elinde tutmak doğru olmaz. Siz dünya malını diliyorsunuz. Allah ise sizin için öbür dünyayı diliyor. Allah erklidir, doğruyu bildiricidir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Hiçbir peygambere, yer yüzünde, çok kan dökünceye [²] kadar elinde esirler bulunması [³] yaraşmaz. Siz dünya malını istiyorsunuz Allah ise sizin için âhireti [⁴] ister. Allah galib-i yektadır, hakimdir.
[2] İslâm aziz, kâfir zelil oluncaya kadar.[3] Öldürülmeyip onlardan fidye alınması.[4] Onları öldürmekle âhiret sevabını.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Yeryüzünde (savaşta) düşmana tamamen ağır basmadıkça (hâkimiyeti sağlamadıkça), hiçbir peygambere esir almak yakışmaz.²⁷ Sizler dünya menfaatini istiyorsunuz²⁸, Allah ise ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, Azîz’dir, Hakîm’dir.
27 Bedir Savaşı’nda yetmiş savaş esiri vardı. Hz. Peygamber’in amcası Abbas, amcası Ebu Talib’in büyük oğlu Akil, kendisinin damadı Zeynep’in kocası Ebu’l-As vb esirler arasındaydı. Hz. Peygamber ashabıyla esirler hakkında yapılacak işlemler konusunda istişare etti. Hz. Ömer öldürülmelerinden yana görüş belirtti. Hz. Ebu Bekir ise “Bunlar senin kavmin ve akraban. Onları öldürme. Fidye al. Tevbe edebilirler. Böylece mü’minleri de kuvvetlendirmiş olursun” demişti. Fidye alınması benimsendi. Bu ayet bunun üzerine indi. 28 Nitekim kervana saldırmak vb. gibi dünya menfaati elde etmek için mal ve fidye almak amacıyla esir almak düşüncesi bu ayetle kınanmaktadır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Hiç bir peygambere, yeryüzünde güçlü hale gelmedikçe (öldürmek yerine) esir almak yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, oysa Allah (sizlere) ahireti diler. Allah üstün güç sahibidir, hikmet sahibidir.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Bir Peygambere, düşman kuvvetlerini bir daha toparlanamayacakları şekilde bozguna uğratıp yeryüzünde tam olarak ağırlığını koymadan, fidye ve ganîmet elde etme amacıyla esirler almak yaraşmaz. Zira o, savaş esiri alıp karşılığında fidye elde etmek veya ganîmet toplamak için gönderilmedi. Onun gönderilişinin asıl gayesi, zulüm ve haksızlıklara son vermek üzere İslâm mesajını tüm insanlığa duyurmak ve gerekirse bu uğurda savaşmaktır. Fakat çoğunuz, onun bu yöndeki talimat ve beklentilerini dikkate almadınız. Bedir savaşında Kureyş ordusu geri çekilmeye başladığında, ganîmet toplamaya ve esirler almaya başladınız. Oysa hepiniz düşmanı takip ederek onlara son darbeyi indirmiş olsaydınız, bütün kuvvetlerini oracıkta kırıp bir daha asla toparlanamayacakları şekilde tamamen imha edebilirdiniz. Fakat siz, ganîmet ve esirler peşinde koşarak şu dünyanın gelip geçici menfaatini istiyordunuz, Allah ise,kararlılık ve fedâkârlık göstererek âhireti kazanmanızı istiyordu.Hiç kuşkusuz Allah, sonsuz kudret ve hikmet sahibidir.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yer’e diz çöktürünceye kadar bir nebiyy için ona ait esirler olası değildir. Geçici Dünya sunumlarını istiyorsunuz. Oysa Allah Âhiret’i istiyor. Allah hakîm azîzdir.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Hiçbir Tanrı elçisi, er meydanında galip gelmeden, tazminat için kimseyi esir almamıştır. Sizler dünya getirisini Allah ise ahireti istiyor. Allah, erişilmez gücüyle her şeye hakimdir.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe hiçbir Nebi’ye esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz. Savaşı ganimet için yapıyorsunuz. Ganimet kazanmak için esirler alıyorsunuz. Esirler alıp fidye karşılığında bırakmak istiyorsunuz. Böyle bir yaklaşım yanlıştır. Rabbiniz size her türlü nimeti verir. Dünyevi çıkarlarınız için kazanacağınız ganimetleri düşünerek savaş yaparsanız dünyayı kazanır, ahireti kaybedersiniz. Hâlbuki Allah ahireti kazanmanızı istiyor. Allah mutlak güçlüdür; hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Hiçbir peygambere yeryüzünde ağır basıncaya (kesin bir zafere ulaşıncaya) kadar, (yanında) esirler bulundurmak yakışmaz. [*] Siz geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Bu cümle kölelik-cariyelik kurumunun bitirilmesi için en önemli ilkeyi içermektedir. Ayrıca kölelerin bedelli veya bedelsiz bırakılmaları (Muhammed 47:4), durumu müsait olanlarla özgürlük sözleşmesi denilen [mükâtebe] yapılması (Nûr 24:33), köle ve cariyelerin evlendirilmesi (Nûr 24:32), onlarla evlenilme serbestisi (Nisâ 4:3, 25), müşriklerden hayırlı gösterilerek onlarla evlenmenin teşvik edilmesi (Bakara 2:221), bazı kefaret uygulamalarında bazen ilk sırada olmak üzere seçenek olarak sunulması (Nisâ 4:92; Mâide 5:89; Mücâdele 58:3), zekât verilecek sekiz gruptan biri olması (Tevbe 9:60), iyilik ve [takvâ]da (duyarlılıkta) onlara yardımın öne çıkartılması (Bakara 2:177; Nisâ 4:36; Nûr 24:33) ve [akabe] denen sarp yokuşu aşmanın ilk uygulaması olarak belirlenmesi (Beled 90:13) bu noktada elbette hatırlanmalıdır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Yeryüzünde üstünlüğünü perçinlemedikçe, hiçbir Peygamberin (savaşlarda) esir alması doğru değildir.¹ Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz. Hâlbuki Allah sizin hesabınıza âhireti istiyor. Şüphesiz Allah çok şerefli, hüküm (ve hikmet) sahibidir.²
1 İshan: Kalınlaştırmak demektir. Terim olarak ise; harpte düşmanın kuvvetlerini iyice vurarak, ordusunu kımıldayamayacak derecede yenmek anlamına gelir. Buna göre bu âyet: “Hiç bir Peygamberin bulunduğu yerde küfrü tamamen ortadan kaldırıp, İslâm’ı hâkim kılacak şekilde, Allah düşmanlarını yok edinceye kadar, onların askerlerini esir alması ve onlarla uğraşması doğru değildir.” şeklinde anlaşılır. Hele o esirlerin mal karşılığı serbest bırakılması ise, hiç doğru değildir. Hanefiler bunu câiz görmemişler ve bu şartlar altında esirlerin öldürülmesinin gerektiği kanaatinde olup bunda, “düşmana para ile asker kazandırmak vardır.” demişlerdir. Bk. (Muhammed: 4 ve dipnotu) 2 Bedir gününde, Peygamberimiz arkadaşlarına; “Esirler hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sordu. Ebû Bekir: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bunlar, soydaşların ve akrabalarındır. Onları serbest bırak ve tevbeye çağır, belki Allah, tevbelerini kabul eder.” Ömer: “Onlar, seni yalanladılar ve yurdundan çıkardılar, onların boyunlarını vur.” dedi. Peygamberimiz sustu ve hiçbirine bir şey söylemedi. Ebû Bekir’in görüşü, hoşuna gitti ve onları fidye alarak serbest bıraktı. Bunun üzerine de yaptığının yanlış olduğunu bildiren bu âyet, nâzil oldu. (Müslim, Ebû Davud, Tirmîzî) Bedir, Müslümanlar ve müşrikler arasında meydana gelen ilk savaştı. O zaman Müslümanlar azınlık, müşrikler ise çoğunluk durumundaydı. Savaşta alınan esirlerin hemen orada öldürülmesi, müşriklerin sayılarının azalması ve güçlerinin kırılması açısından çok önemliydi. Bu, onları bir daha Müslümanlara saldırmaktan caydıracaktı. Şüphesiz bu, ganîmetlerden daha önemliydi. İşte bundan dolayı Allah, Müslümanların Bedir’de esir almalarını, sonra da onları mal karşılığı serbest bırakmalarını hoş karşılamamıştır. En doğrusunu Allah bilir. Bk. (Fi Zılâl’il-Kur’an-Seyyid Kutub)  
Muhammed Esed
swap_vert close
KIYASIYA girdiği zorlu bir meydan savaşı sonucu değilse, ⁷² esir almak bir peygamber için yakışık almaz. Siz bu dünyanın geçici kazançlarına talip olabiliyorsunuz, ama Allah [sizin için] sonraki hayatın [güzel/iyi olmasını] murad ediyor: çünkü, Allah doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen en yüce iktidar sahibidir.
72 Yani, haklı bir sebebe dayanılarak girilen savaşın sonucu, ürünü olmadıkça. Kur’an’da hemen her zaman olduğu gibi burada da, Hz. Peygamber’e yöneltilen buyruk, zımnen onun takipçilerini de bağlamaktadır. Sonuç olarak yukarıdaki ayet yasa koyucu üslupla bildirmektedir ki, cihâd sırasında -yani, Din’in ya da (2. sure, 167. notta açıklandığı üzere) özgürlüklerin savunulması için Allah yolunda girişilen savaş esnasında olmadıkça- kimse esir edilemez; bu amaçla tutuklanıp az ya da çok mahsur tutulamaz. Ve dolayısıyla, barış şartlarında, “barışçı” yöntemlerle birini esir almak ve bu yolla ele geçirilen esiri tutmak, alıkoymak bütünüyle hukuk dışı, bütünüyle haramdır. Bu da hangi amaçla olursa olsun, “toplumsal bir kurum” olarak köleliğin, köleciliğin yasaklanması demektir. Kaldı ki, savaşta alınan esirler konusunda bile Kur’an (47:4’de), onların savaş bittikten sonra salıverilmelerini öngörmektedir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Bir Nebiye savaş esnasında düşmana ezici bir üstünlük sağlamadıkça esir alması yakışmaz. Siz geçici dünyanın mal ve servetini istiyorsunuz, Allah ise ahireti kazanmanızı istiyor, zira Allah mutlak güç sahibi ve her hükmünde doğru karar verendir. 11/15, 14/2, 17/18- 19, 42/20
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
KIRAN kırana gerçekleşmiş sıcak bir savaş sonucu olmadıkça, bir nebiyi esir almak yakışmaz.[¹³⁹³] Sizler bu dünyanın geçici değerlerini istiyorsunuz; ama Allah (sizin için daha yüce bir değer olan) âhireti istiyor: zira Allah iradesinde pek yüce, işinde hikmetli olandır.
[1393] Klasik tefsirin yaklaşımının aksine, burada, tüm unsurlarıyla gerçekleşmiş sıcak savaş dışında esir alınamayacağı açıkça vurgulanmaktadır. Klasik tefsirin bu âyet konusundaki yaklaşımını iki unsur belirlemiştir: 1) Hatta yushine fi’l-‘ard ifadesinin kapsamını bu âyetten önce inen Muhammed sûresinin 4. âyeti belirler. Bizim yukarıdaki şekilde anlamlandırdığımız ibare klasik tefsire göre “çok kan dökmeden” ya da “düşmanı tamamen ortadan kaldırıp iyice hâkim olmadan” anlamına gelir (Taberî). Râzî, tartışmaya açtığı bu görüşün gerekçesini de nakleder: “Çünkü devlet ve iktidar, ancak öldürme yoluyla güçlü ve kuvvetli hâle gelir.” Şüphesiz o dönemin siyaset felsefesini yansıtan bu görüş, tefsiri de ister istemez etkilemiştir. Yushine, “bir şeyin yoğun, güçlü ve şiddetli hâli” anlamına gelir (Lisân). Buradaki anlamı muhtemelen savaşın en sıcak, en yoğun yaşandığı durumdur ki, biz bunu “kıran kırana bir savaş” şeklinde çevirdik. 2) Bu âyetin Bedir Savaşı’nda alınan esirlerin ne yapılacağıyla ilgili olduğu düşüncesi. Rivayetlerle beslenen bu varsayımı, hem âyet hem de yaşananlar tartışılır kılmaktadır. Âyet açıkça sıcak savaş dışında esir almayı yasaklamaktadır. Bedir ise sıcak bir savaştır ve esir alınmıştır. Kaldı ki, savaş esirleriyle ilgili hükümler bu sûrenin 70. âyetinde açıklanmıştır. Şu durumda bu âyette “bir nebiye yakışmaz” denilen durum, Bedir sürecinin başlangıcı olan ve bu sûrenin 7, 28, 42 ve daha başka âyetlerinde doğrudan ve dolaylı sözü edilen Mekkelilerin kervanına saldırı planlarıyla ilgilidir. Bunu hemen devamında gelen “Sizler, bu dünyanın geçici değerlerini istiyorsunuz” ifadesi de teyit eder. Durum bu iken, savaşın içinde yaşanan bir durumdan söz eden âyetleri savaş sonrasında yaşandığı rivayet edilen bir duruma taşımanın, “muvafakât-ı Ömer” listesine bir madde daha eklemek gibi hissi nedenlere dayalı olup olmadığı sorgulanmalıdır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Oysa hiçbir peygamber (ümmeti) için, yeryüzünde ağır basıncaya (düşmanın belini kırıncaya) kadar esirler edinmesi uygun değildir. Siz (o esir edinenler) geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise sizin hakkınızda ahireti murad ediyor. Allah herşeye gücü yetendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Osman Fırat
swap_vert close
Yeryüzünde düşmanı tamamıyla sindirip hâkim duruma gelmedikçe, hiçbir Nebiye esir almak yakışmaz. Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, hâlbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Hiç bir peygamber için yerde tamamen kuvvetlenmedikçe esirler edinmesi muvafık değildir. Siz dünya menfaatini istersiniz. Allah Teâlâ ise ahireti irâde buyurur. Ve Allah Teâlâ azîzdir, hakîmdir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Bir Peygamberin, dünyada zafer kazanıp küfrü zelil kılmadıkça, esirler edinip onları fidye karşılığında serbest bırakması uygun düşmez. Siz dünya metâını istiyorsunuz. Allah ise âhireti kazanmanızı istiyor. Allah azizdir, hakîmdir (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir). [47, 4]
Âyetin ikinci cümlesindeki “Siz dünya metâını istiyorsunuz” hitabı, ashab’ı kiramadır. Bedir gazvesine kadar ganimet, peygamberler için helâl değildi. Hz.Peygamber (a.s.) ashabı ile yaptığı istişare sonucunda onların ekserisinin görüşüne uyarak ve müsamaha tarafını tercih ederek, fidye almak suretiyle esirleri salıverdi. Bu âyet-i kerime, önce içtihat’taki isabetsizliğe işaret ettikten sonra, Hz.Peygamberin yüce makamını belirtmek üzere, bundan böyle onun bu içtihadını esas kural haline getirmiştir. Bu âyet, Bedir gazvesinde alınan esirlerden fidye alınıp salıverilmelerinden sonra indirildi. Âyet-i kerime yapılan işin isabetsiz olduğunu bildirerek başlıyor. Hemen arkasından 69. âyet o uygulamayı kabul edip, bundan dolayı gönülleri ferahlatarak şüpheye yer bırakmıyor. Hatta isabetsiz olduğu bildirilen bu uygulama, bundan böyle, benzeri durumlarda bir kural haline getiriliyor. Kur’ân Hz. Peygamber (a.s.)’ın sözü olsaydı, bu sözün baş tarafını söyleyen biri olarak, sonunu da söylemesi tasavvur edilemezdi. Zira aynı anda iki zıt rûhî durum mümkün değildir. İkinci ruh hâli galip geldiği takdirde, zaten hatalı olan öncekini silmiş olması gerekirdi. Artık kendisini küçük düşürecek olan o isabetsizliği zikretmezdi. Psikoloji bilginleri, burada iki ayrı şahsiyet bulunduğunu ve sözün şöyle diyen bir hâkim’e ait olduğunu söylerler: “Yaptığın iş pek doğru değil, bununla beraber seni affettim, bu hususta sana izin verdim, artık böyle yapabilirsin.”  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yeryüzünde ağır bas(ıp küfrün belini iyice kır)ıncaya kadar hiçbir peygambere esirler sahibi olmak yakışmaz. Siz, geçici dünya malını istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah daima üstün, hüküm ve hikmet sahibidir.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Nebî içün esirlerden fidye almak yokdur. Yeryüzünde küffârın azalması ve İslâm'ın şevketi içün onları katl vardır. Siz (mü'minler) dünyâlığı istersiniz (fidye almak dilersiniz) ve Allâh sizin içün âhireti murâd ider. Allâh kâdir ve gâlib, 'azîz ve muktezâ-yı hikmeti icrâ ider hakîmdir. [³]
[3] Bedir'de mü'minler Kureyş'den yetmiş kişi esîr idüb huzûr-u risâlete getirdiler. 'Abbas bin Abdulmuttalib ve 'Akîl bin Ebî Tâlib bunlar meyânında idi. Rasûl-ü Ekrem haklarında yapılacak mu'âmele içün ashâbıyla istişâre buyurdukda Ebû Bekir: "Yâ Rasûlallah, bunlar senin kavmindir. Onları katl itme ve fidye al. Ümîddir ki Allâh Te'âlâ onlara hidâyet nasîb ide" didi. Ömer ise: "Yâ Rasûlullah onlar küffârın ruesâsıdırlar, onların başlarını keselim. Allâh seni alacağın fidyeye muhtâc itmez" didi. Rasûl-ü Ekrem bu iki re'y arasında kalarak yapılacak mu'âmeleyi ashâbın ekseriyet ârâsına bırakdı. Onlar fidyeyi re'y virüb aldılar. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil olarak fidye almak doğrı olmadığı beyân buyuruldı.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Savaş alanında[1] düşmanı etkisiz hale getirinceye kadar hiçbir nebinin esir alma hakkı yoktur[2]. Siz, dünya malını (hemen elde edeceğinizi) istiyorsunuz. Allah ise Ahireti (sonrasını) istiyor. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır.
[*] الارض o yer, demektir. Burada savaşın yapıldığı yer anlamındadır. [*] Bkz. Muhammed 47/4  
Şaban Piriş
swap_vert close
Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir alma hiç bir peygambere yaraşmaz! Geçici dünya malını istiyorsunuz. Oysa Allah, ahireti kazanmanızı ister. Allah güçlüdür, hakimdir.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Yeryüzünde iyice güçlenmedikçe esirler almak, hiçbir peygamber için uygun değildir. Siz dünyanın gelip geçici menfaatini istiyorsunuz; Allah ise âhireti murad ediyor. Allah'ın kudreti herşeye üstündür, her işi ve her hükmü hikmet iledir.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Hiçbir peygamber için, yeryüzünde ağır basmadıkça, esirlere sahip olmak uygun değildir. Siz şu iğreti dünyanın nimetini istiyorsunuz; Allah ise âhireti istiyor. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
olmadı hįç peyġamber kim ola anuñ [93a] ŧatġunlar tā çoķ depeleye yirde. dilersiz dünye metā’ını daħı Tañrı diler āħiret. daħı Tañrı beñdeşsüzdür dürüst işlüdür.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Yoḳdur bir nebīye anuñ yesīrleri olmaḳ, anlardan fidā olmaḳ ḥattāṣındurup helāk eyleyince yirde. Siz istersiz dünyānuñ fānī mālını, Tañrı Ta‘ālā āḫireti diler size. Daḫı Tañrı Ta‘ālā ‘azīzdür, ḥikmetler issidür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Heç bir peyğəmbərə yer üzündə (küfrün kökünü kəsmək üçün bacardığı qədər çox kafir) öldürməyənə qədər əsirləri özünə mal etmək (onları öldürməyib fidyə müqabilində azad etmək) yaramaz. (Ey mö’minlər!) Siz (fidyə almaqla) puç dünya malını istəyirsiniz, Allah isə (sizin) axirəti qazanmağınızı istəyir. Allah yenilməz qüvvət sahibi, hikmət sahibidir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
It is not for any Prophet to have captives until he hath made slaughter in the land. Ye desire the lure of this world and Allah desireth (for you) the Hereafter, and Allah is Mighty, Wise.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
It is not fitting for a messenger that he should have prisoners of war until he hath thoroughly subdued(1234) the land. Ye look for the temporal goods of this world; but Allah looketh to the Hereafter: And Allah is Exalted in might, Wise.
1234 An ordinary war may be for territory or trade, revenge or military glory— all "temporal goods of this world." Such a war is condemned. But a Jihad is fought under strict conditions laid down by Islam, and solely for the cause of Allah. All baser motives, therefore are strictly excluded. The greed of gain in the shape of ransom from captives has no place in such warfare. (R). At the same time, if there has been heavy loss of life already, captives may be taken, and it would be for the Imam to exercise his discretion as to the time when it was safe to release them, and whether the release should be free or on parole or on a fine by way of punishment. Destruction and slaughter, however repugnant to a gentle soul like that of Muhammad, were inevitable where evil tried to suppress the good. Even Jesus, whose mission was more limited, had to say: "Think not that I am come to send peace on earth: I came not to send peace but a sword." (Matt. 10:34 ), (Cf. 47:4). Seventy captives were taken at Badr, and it was decided to take ransom for them. While the general principle of fighting for the purpose of taking captives in order to get their ransom is condemned, the particular action in this case was approved in vv. 68-71.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
مَا كَانَ
(doğru) olmadı
لِنَبِيٍّ
bir nebî için
اَنْ يَكُونَ
olması
لَـهُٓ
onun
اَسْرٰى
esirleri
حَتّٰى
kadar
يُثْخِنَ
kesin zafer kazanıncaya
فِي الْاَرْضِۜ
yeryüzünde
تُر۪يدُونَ
istiyorsunuz
عَرَضَ
geçici men- faatini
الدُّنْيَاۗق
dünyanın
وَاللّٰهُ
ve Allah
يُر۪يدُ
istiyor
الْاٰخِرَةَۜ
âhireti
وَاللّٰهُ
ve Allah
عَز۪يزٌ
Azîz'dir
حَك۪يمٌ
Hakîm'dir
Yeryüzünde (bir savaş sonucu) kesin zafer kazanıncaya kadar hiçbir nebîye esir sahibi olmak yaraşmaz. Siz (ey iman ettiğini iddia edenler) geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) âhireti istiyor. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
نَبِىّ
İsim
ن ب ا
Nebî
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
اَسِير
İsim
ا س ر
Esir
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
اَثْخَن
Fiil-IV
ث خ ن
Kesin zafer kazandı, kırıp geçirdi
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
اَرَادَ
Fiil-IV
ر و د
Murâd etti, istedi, diledi
عَرَض
İsim
ع ر ض
Menfaat, dünya malı
دُنْيَا
İsim
د ن و
Dünya, yakın
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اَرَادَ
Fiil-IV
ر و د
Murâd etti, istedi, diledi
اٰخِر
İsim
ا خ ر
Âhiret, son, ard (ardından gelenler vb.)
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَزِيز
İsim
ع ز ز
Azîz (Allah'ın ismi, esmasıdır. Bütün şeref ve kudretin sahibi olan demektir), üstün, aziz, güçlü, şerefli, izzet sahibi, meşakkatli
حَكِيم
İsim
ح ك م
Hakîm (Allah'ın esması, ismidir. Her işinde hikmet ve hayr olan demektir), hikmet dolu, hikmetli