يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِۜ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ
(Resulüm!) Sana (savaşta elde edilen) ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler (hakkındaki hüküm) Allah ve resulüne aittir." O hâlde siz mü'min kimseler iseniz, Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın), aranız(daki çıkar çatışmalarını bir kenara bırakıp nefsiniz)i ıslah edin, Allah ve O'nun resulüne de (vereceği her hüküm konusunda gönülden) itaat edin!
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ
Mü'minler ancak o kimselerdir ki Allah zikredil(ip anıl)dığı zaman (haşyet ve muhabbetle) kalpleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını (Allah'a olan haşyet ve muhabbetlerini) arttıran ve yalnız Rabblerine tevekkül eden kimselerdir.
اَلَّذ۪ينَ يُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۜ
Onlar ki namazı ikâme ed(erek her anda Allah'ın huzurunda durmaya çalış)ırlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) infak ederler.
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَـقاًّۜ لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌۚ
İşte onlar hakiki mü'minlerdir. Onlar için Rabbleri katında (nice) dereceler, (büyük) bir mağfiret ve kerim (olan şerefli ve bitmez, tükenmez) bir rızık vardır.
كَمَٓا اَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّۖ وَاِنَّ فَر۪يقاً مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ لَكَارِهُونَۙ
(Resulüm! Ganimetlerin bölüşümü sırasında karşılaştığın bu hoşnutsuzluk tıpkı) Rabbinin seni hak uğruna (savaşmak için) evinden çıkarmasına ve (kervan için seninle yola çıkan, bir cihad emriyle karşılaşınca da bundan) hoşlanmayan mü'minlerden bir grubun hâline benzer.
يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَاَنَّمَا يُسَاقُونَ اِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَۜ
Onlar, (müşriklerle savaşın kaçınılmaz olduğu) apaçık ortaya çıktıktan sonra sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle hak (olan cihad) konusunda mücadele ediyorlardı.
وَاِذْ يَعِدُكُمُ اللّٰهُ اِحْدَى الطَّٓائِفَتَيْنِ اَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ اَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُر۪يدُ اللّٰهُ اَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِه۪ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِر۪ينَۙ
İşte o zaman Allah size, iki taifeden birinin (silahsız kervanın veya silahlı Kureyş ordusunun) sizin olacağını vaad ediyordu; siz de güçsüz (ve silahsız) olan (kervan)ın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, (cihadla ilgili âyetleri ve resulünün) sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu mağlup ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.
لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَۚ
(Bunlar, nefsinin hevâsına uyan) Mücrimler istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi.
اِذْ تَسْتَغ۪يثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ اَنّ۪ي مُمِدُّكُمْ بِاَلْفٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُرْدِف۪ينَ
Hani siz (bu savaş konusunda) Rabbinizden yardım istediğinizde O, "muhakkak ki Ben, birbiri ardınca (göndereceğim) bin(lerce) melekle size yardım edeceğim" (buyurarak) siz(in duanız)a icabet etmişti.
وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى وَلِتَطْمَئِنَّ بِه۪ قُلُوبُكُمْۚ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ۟
Allah size (meleklerini göndererek yaptığı) bu (yardım)ı sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz mutmain olsun diye yaptı. Yoksa yardım ancak Allah tarafındandır. Muhakkak ki Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).
اِذْ يُغَشّ۪يكُمُ النُّعَاسَ اَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِه۪ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلٰى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْاَقْدَامَۜ
Hani (Allah o zaman) katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyor, sizi temizlemek, şeytanın (size verdiği vesvese) pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi birbirine rabt ed(ip bağla)mak ve ayakları(nızı sırât-ı mustakîmde) sabit kılmak için üzerinize (sekineti) gökten bir su (gibi) indiriyordu.
اِذْ يُوح۪ي رَبُّكَ اِلَى الْمَلٰٓئِكَةِ اَنّ۪ي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ سَاُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْاَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍۜ
Yine o vakit Rabbin meleklere, "muhakkak ki Ben, sizinle beraberim, haydi iman edenleri(n gönüllerini) pekiştirin (ve onlara destek olun). Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım, artık vurun (onların) boyunları(nın) üstüne (ve canlarını alın)! Vurun onların bütün parmaklarına (kendi elleriyle gönüllerinde inşâ edip Allah'a şirk koştukları putlarını tamamen yok edin)!" diye vahyediyordu.
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ شَٓاقُّوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُۚ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
İşte (onların sonu) böyle (oldu), çünkü onlar Allah'a ve resulüne karşı geldiler (ve Allah'ın resulünü Allah'tan ayırarak "biz Allah'ı kabul ediyoruz; ama senin resullüğünü kabul etmiyoruz" dediler). Kim Allah'a ve resulüne karşı gelir (ve Allah'ın resulünü Allah'tan ayır)sa (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.
ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابَ النَّارِ
İşte size (yenilgi azabı ey kâfirler)! Şimdi tadın onu! Kâfirlere bir de (cehennemde) ateş azabı vardır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَق۪يتُمُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا زَحْفاً فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْاَدْبَارَۚ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Kâfirlerin (üzerinize doğru) ilerleyen ordusuyla karşılaştığınız zaman onlara sakın arkanızı dönmeyin (onlardan korkup kaçmayın)!
وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُٓ اِلَّا مُتَحَرِّفاً لِقِتَالٍ اَوْ مُتَحَيِّزاً اِلٰى فِئَةٍ فَقَدْ بَٓاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ وَمَاْوٰيهُ جَهَنَّمُۜ وَبِئْسَ الْمَص۪يرُ
(Tekrar) Savaşmak için bir tarafa çekilme veya başka bir birliğe katılma durumu müstesna, kim böyle bir günde onlara arkasını döner (ve onlardan kaçar)sa andolsun ki o, (dünyada) Allah'tan bir gazaba uğramış olur ve (âhirette) onun varacağı yer de cehennemdir. O, ne kötü varılacak yerdir!
فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ قَتَلَهُمْۖ وَمَا رَمَيْتَ اِذْ رَمَيْتَ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ رَمٰىۚ وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِن۪ينَ مِنْهُ بَلَٓاءً حَسَناًۜ اِنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ
(O gün savaşta) Onları siz öldürmediniz; fakat onları Allah öldürdü. (Resulüm! Yerden bir avuç toprak alıp onların üzerine) Attığın zaman da (onları helâk edecek o toprağı) sen atmadın; fakat (onu) Allah attı. Ve (O bütün bunları) mü'minleri katından güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Muhakkak ki Allah Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi ve herkesi işiten ve bilendir).
ذٰلِكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِر۪ينَ
İşte size böyle (yardım etti Allah). Muhakkak ki Allah, kâfirlerin tuzağını zayıf düşür(üp boşa çıkar)andır.
اِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَٓاءَكُمُ الْفَتْحُۚ وَاِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَاِنْ تَعُودُوا نَعُدْۚ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـٔاً وَلَوْ كَـثُرَتْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ مَعَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟
(Ey mü'minler!) Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size (Bedir'de) fetih geldi! Eğer (resulümüze itaatsizlikten) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Fakat (ona karşı gelir ve şirke) dönerseniz, Biz de (size yardım etmekten) döneriz. (O durumda) Topluluğunuz çok bile olsa size hiçbir fayda veremez; çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَاَنْتُمْ تَسْمَعُونَۚ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'a ve resulüne itaat edin ve (âyetleri size talim ettiren resulümüzü) işittiğiniz hâlde O'ndan yüz çevirmeyin!
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Sakın (resulümüzü dinleyip duymazdan geldikleri ve onu hakiki manada) işitmedikleri hâlde "işittik" diyenler gibi de olmayın!
اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذ۪ينَ لَا يَعْقِلُونَ
Çünkü Allah katında canlıların en şerlisi (ve tehlikelisi hakka karşı) aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir.
وَلَوْ عَلِمَ اللّٰهُ ف۪يهِمْ خَيْراً لَاَسْمَعَهُمْۜ وَلَوْ اَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
Eğer Allah onlarda bir hayır olduğunu bil(ip gör)seydi elbette onlara (hakkı) işittirirdi; fakat onlara işittirseydi bile yine onlar (haktan) yüz çevirirlerdi.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَج۪يبُوا لِلّٰهِ وَلِلرَّسُولِ اِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْي۪يكُمْۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِه۪ وَاَنَّـهُٓ اِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! (Allah ve resulü) Size hayat verecek şeylere (âyetlerimize iman etmeye) sizi davet ettiği zaman (hemen) Allah'a ve resul(ünün davetin)e icabet edin (ve dirilin)! Bilin ki şüphesiz Allah, (dünyada kuluna yakınlığını tattırmak ve hakkı gönlüne vahyetmek için) kişi ile kalbi arasına tecelli eder ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.
وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُص۪يبَنَّ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَٓاصَّةًۚ وَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
Bir de (öyle) bir imtihan (ve bela)dan sakının ki (o), içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (zulme mâni olmadığınız için hepinizi kapsar). İyi bilin ki şüphesiz Allah, cezası pek şiddetli olandır.
وَاذْكُـرُٓوا اِذْ اَنْتُمْ قَل۪يلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْاَرْضِ تَخَافُونَ اَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَاٰوٰيكُمْ وَاَيَّدَكُمْ بِنَصْرِه۪ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
(Ey mü'minler!) Hatırlayın ki bir zamanlar siz, yeryüzünde (Mekke'de) zayıf görülen az (bir toplum) idiniz, insanların (her an) sizi yakalayıvermesinden korkuyordunuz da şükredesiniz diye (Allah) sizi (Medine'de) barındırdı, yardımıyla sizi kuvvetlendirdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَخُونُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُٓوا اَمَانَاتِكُمْ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah'a ve resul(ün)e ihanet etmeyin! Sonra (Allah'ın size bahşettiği) emanetlerinize (aklınıza, gönlünüze ve rûhunuza) bile bile hainlik etmiş olursunuz.
وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟
Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) ancak birer imtihandır, büyük mükâfat ise ancak Allah katındadır.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تَتَّقُوا اللّٰهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَاناً وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظ۪يمِ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Eğer Allah'a karşı takvâ sahibi olursanız (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışırsanız) O, size (hakla bâtılı birbirinden ayıran) Furkân'ı verir, sizin kötülüklerinizi örter ve sizi mağfiret eder; çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.
وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَۜ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ
(Resulüm!) Hani kâfirler seni tutup bağlamak veya seni öldürmek yahut seni (yurdundan) çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar (sana) tuzak kuruyorlardı (ama) Allah da (onlara) tuzak kuruyordu ve Allah tuzak kuranların hayırlısıdır.
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَٓاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هٰذَٓاۙ اِنْ هٰذَٓا اِلَّٓا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَ
(Çünkü) Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: "Gerçekten biz (bu okunanları) işittik, eğer istesek (biz de) bunun benzerini söyleriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَٓاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ
Hani (o kâfirler) bir vakit de, "ey Allah'ımız! Eğer bu (Kur'ân) Senin katından Hakk (bir Kitâb) ise üzerimize gökten taş yağdır yahut bize elem verici (iç yakan) bir azap getir!" demişlerdi.
وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَاَنْتَ ف۪يهِمْۜ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Hâlbuki sen onların içinde iken Allah onlara azap edecek değildi ve onlar(ın içinden) istiğfar ede(nler va)rken de Allah onlara azap edecek değildir.
وَمَا لَهُمْ اَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللّٰهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُٓوا اَوْلِيَٓاءَهُۜ اِنْ اَوْلِيَٓاؤُ۬هُٓ اِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Onlar, (mü'minleri) Mescid-i Harâm(ı ziyaret etmek)ten alıkoyarken ve onun (Mescid-i Harâm'ın) velileri (dostları ve vârisleri) değilken, Allah niçin onlara azap etmesin? Onun velileri (dostları ve vârisleri) ancak takvâ sahibi olanlar (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışanlar)dır; fakat onların çoğu (bunu) bil(ip idrak et)mezler.
وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ اِلَّا مُكَٓاءً وَتَصْدِيَةًۜ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
Hem onların Beyt(ullah olan Kâbe'n)in yanındaki salâtları (taat ve ibadetleri) ancak ıslık çalmak ve el çırpmaktır. Öyleyse (ey kâfirler! Kıyamet günü) inkâr ettiğinizden dolayı tadın azabı!
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَۜ وَالَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَۙ
Şüphesiz ki kâfirler, mallarını (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar ve daha da harcayacaklar; ama sonunda (bu) kendilerine bir hasret (ve pişmanlık) olacak ve en sonunda da mağlup olacaklardır. Nihayetinde kâfirler cehenneme (sevk edilerek orada) toplanacaklardır.
لِيَم۪يزَ اللّٰهُ الْخَب۪يثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَيَجْعَلَ الْخَب۪يثَ بَعْضَهُ عَلٰى بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَم۪يعاً فَيَجْعَلَهُ ف۪ي جَهَنَّمَۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ۟
Ta ki Allah, murdarı temizden (kâfiri, mü'minden) ayırsın ve bütün murdarları birbiri üstüne koyup hepsini yığarak cehenneme atsın! İşte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
قُلْ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَۚ وَاِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْاَوَّل۪ينَ
(Resulüm!) Kâfirlere de ki: "Eğer (iman edip şirk ve düşmanlıktan) vazgeçerlerse geçmişte (yaptıkları) şeyler bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse (kendilerinden) önceki (ümmet)lere uygulanan kanunlar (onlar için de) geçerlidir (onlar da helâk olmayı beklesinler)!"
وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّ۪ينُ كُلُّهُ لِلّٰهِۚ فَاِنِ انْتَهَوْا فَاِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ
Artık fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer (küfürden) vazgeçerlerse muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını hakkıyla görendir.
وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُٓوا اَنَّ اللّٰهَ مَوْلٰيكُمْۜ نِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ
Fakat onlar (imandan) yüz çevirirlerse bilin ki şüphesiz Allah, sizin Mevlâ'nız (sahibiniz ve dostunuz)dur. O, ne güzel Mevlâ ve ne güzel Nasîr (yardımcı)dır!
وَاعْلَمُٓوا اَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَاَنَّ لِلّٰهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينِ وَابْنِ السَّب۪يلِۙ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا يَوْمَ الْفُرْقَانِ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Eğer Allah'a ve (hakla bâtılı birbirinden ayıran) furkân günü (yani) iki ordunun birbiri ile karşılaştığı gün (olan Bedir Savaşı'nda) kulumuza indirdiğimize iman etmişseniz, bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri; Allah'a, resul(ün)e, yakınlar(ın)a, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. Allah her şeye Kadîr'dir (kudretiyle her şeyi hükmü altında tutandır).
اِذْ اَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوٰى وَالرَّكْبُ اَسْفَلَ مِنْكُمْۜ وَلَوْ تَوَاعَدْتُمْ لَاخْتَلَفْتُمْ فِي الْم۪يعَادِۙ وَلٰكِنْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْراً كَانَ مَفْعُولاًۙ لِيَهْلِكَ مَنْ هَلَكَ عَنْ بَيِّنَةٍ وَيَحْيٰى مَنْ حَيَّ عَنْ بَيِّنَةٍۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَسَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ
Hani (Bedir Savaşı'nda) siz vadinin (Medine'ye) yakın kenarında, onlar da vadinin uzak kenarında (Mekke tarafında) idiler. Kervan ise sizin daha aşağınızda (deniz sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş olsaydınız dahi sözleştiğiniz vakitte öyle buluşamazdınız; fakat Allah, (ezeli ilmiyle) takdir (edip hükm)ettiği bir işi yerine getirmek için (sizi onlarla böyle karşı karşıya getirdi) ki helâk olan açık bir delille (gözüyle gördükten sonra) helâk olsun, yaşayan da açık bir delille (Allah'ın yardımı ile galip geldiklerini görerek) yaşasın. Çünkü Allah Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi ve herkesi işiten ve bilendir).
اِذْ يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَنَامِكَ قَل۪يلاًۜ وَلَوْ اَرٰيكَهُمْ كَث۪يراً لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
(Resulüm!) Hani Allah, uykunda sana onları az gösteriyordu. Eğer onları sana çok gösterseydi, (bu rüyayı ashabına anlattığında) elbette korkuya kapılacak ve bu (savaş) emr(ini nasıl gerçekleştireceğiniz) hususunda ihtilafa düşecektiniz; fakat Allah (sizi böyle bir duruma düşmekten) kurtardı. Muhakkak ki O (Allah), göğüslerin içinde (gizli) olanı (dahi en ince ayrıntısına kadar) bilendir.
وَاِذْ يُر۪يكُمُوهُمْ اِذِ الْتَقَيْتُمْ ف۪ٓي اَعْيُنِكُمْ قَل۪يلاً وَيُقَلِّلُكُمْ ف۪ٓي اَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللّٰهُ اَمْراً كَانَ مَفْعُولاًۜ وَاِلَى اللّٰهِ تُرْجَعُ الْاُمُورُ۟
Hani Allah, (ezeli ilmiyle) takdir (edip hükm)ettiği bir işi yerine getirmek için (savaş alanında onlarla) karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde az gösteriyordu. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا لَق۪يتُمْ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَث۪يراً لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! (Savaşta) Herhangi bir topluluk ile karşılaştığınız zaman (onlardan korkmayın, Allah'a güvenip) sebat edin! Ve Allah'ı çokça zikredin ki felaha (kurtuluş ve saadete) eresiniz.
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ وَاصْبِرُواۜ اِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَۚ
Allah ve resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin! Sonra korkuya kapılırsınız da (gönlünüzde esen iman) rüzgârınız gider. Bir de sabredin; çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بَطَراً وَرِئَٓاءَ النَّاسِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ
Sakın şımarıp kibirlenerek insanlara gösteriş yaparak yurtlarından çıkanlar ve (insanları) Allah yolundan alıkoyan (Mekke'li müşrik)ler gibi olmayın! Allah onların yaptıklarını (ilim ve kudretiyle tamamen) kuşatandır.
وَاِذْ زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ الْيَوْمَ مِنَ النَّاسِ وَاِنّ۪ي جَارٌ لَكُمْۚ فَلَمَّا تَرَٓاءَتِ الْفِئَتَانِ نَكَصَ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَقَالَ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِنْكُمْ اِنّ۪ٓي اَرٰى مَا لَا تَرَوْنَ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَۜ وَاللّٰهُ شَد۪يدُ الْعِقَابِ۟
Hani (Bedir günü) şeytan onlara amellerini süslü göstermiş ve, "bugün insanlardan size galip gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin (müttefikiniz ve) yardımcınızım" demişti. Fakat iki ordu birbirini görünce topukları üzerinde geri döndü ve (korku içinde) dedi ki: "Şüphesiz ki ben sizden uzağım, doğrusu ben sizin görmediğiniz şeyleri (mü'minlere yardıma gelen melekleri) görüyorum, ben elbette Allah'tan korkarım. Çünkü Allah, cezası pek şiddetli olandır."
اِذْ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ غَرَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ د۪ينُهُمْۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَاِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar (sizin için), "bunları, dinleri aldatmış (çünkü yenemeyecekleri bir orduyla savaşmaya kalkıyorlar)" diyorlardı. Hâlbuki kim Allah'a tevekkül ederse (güvenip dayanırsa), (bilsin ki) şüphesiz Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).
وَلَوْ تَرٰٓى اِذْ يَتَوَفَّى الَّذ۪ينَ كَفَرُواۙ الْمَلٰٓئِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَاَدْبَارَهُمْۚ وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَر۪يقِ
(Resulüm!) Melekler o kâfirlerin yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken ve "tadın (bu) yakıcı azabı" (derken) onları bir görseydin!
ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِۙ
(Ey kâfirler!) İşte bu, ellerinizle yaptığınız şeyler yüzündendir. Yoksa Allah, kullar(ın)a asla zulmedici değildir.
كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ اِنَّ اللّٰهَ قَوِيٌّ شَد۪يدُ الْعِقَابِ
(Bunların durumu) Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. (Onlar da) Allah'ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Muhakkak ki Allah, Kaviyy'dir (çok güçlü, kuvvetli ve kudretlidir), azabı (da) pek şiddetli olandır.
ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ لَمْ يَكُ مُغَيِّراً نِعْمَةً اَنْعَمَهَا عَلٰى قَوْمٍ حَتّٰى يُغَيِّرُوا مَا بِاَنْفُسِهِمْۙ وَاَنَّ اللّٰهَ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ
Bunun sebebi şudur ki; bir kavim (yaratılışlarında) kendilerinde bulunan (güzel ahlak ve fıtrat)ı değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimeti asla değiştirmez. Muhakkak ki Allah, Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi ve herkesi işiten ve bilendir).
كَدَاْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْۚ فَاَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَاَغْرَقْـنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَۚ وَكُلٌّ كَانُوا ظَالِم۪ينَ
(Evet bunların durumu) Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin durumuna benzer. Onlar Rabblerinin âyetlerini yalanlamışlardı, Biz de onları günahlarından ötürü helâk etmiştik ve Firavun ailesini (denizde) boğmuştuk. Çünkü (onların) hepsi (hem başkalarına hem de nefislerine karşı) zalim kimselerdi.
اِنَّ شَرَّ الدَّوَٓابِّ عِنْدَ اللّٰهِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَۚ
Şüphesiz ki Allah katında canlıların en şerlisi (ve kötüsü) kâfirlerdir; çünkü onlar (Allah'a ve resulüne) iman etmezler.
اَلَّذ۪ينَ عَاهَدْتَ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ ف۪ي كُلِّ مَرَّةٍ وَهُمْ لَا يَتَّقُونَ
Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın sonra da her defasında antlaşmalarını bozan ve takvâ sahibi olmayan (Allah'a karşı kulluk sorumluluğunu bilip yerine getirmeye çalışmayan) kimselerdir.
فَاِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِمْ مَنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Eğer savaşta onları yakalarsan, artık onlar(a vereceğin ceza) ile arkalarında bulunanları da (öyle bir) ürküt(üp gönüllerine korku sal) ki ibret alsınlar!
وَاِمَّا تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً فَانْبِذْ اِلَيْهِمْ عَلٰى سَوَٓاءٍۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْخَٓائِن۪ينَ۟
Eğer (antlaşma yaptığın) bir kavmin hainlik yapmasından korkarsan, sen de (onlarla yaptığın antlaşmayı) aynı şekilde at (antlaşmayı bozduğunu açıkça onlara bildir) çünkü Allah, hainleri sevmez.
وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَبَقُواۜ اِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ
Kâfirler (Bizim azabımızdan) asla kaçabileceklerini sanmasınlar; çünkü onlar (Bizi) âciz bırakamazlar.
وَاَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ وَمِنْ رِبَاطِ الْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِه۪ عَدُوَّ اللّٰهِ وَعَدُوَّكُمْ وَاٰخَر۪ينَ مِنْ دُونِهِمْۚ لَا تَعْلَمُونَهُمْۚ اَللّٰهُ يَعْلَمُهُمْۜ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ يُوَفَّ اِلَيْكُمْ وَاَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
Onlara karşı gücünüz yettiği kadar her kuvvetten ve (cihad için) bağlanıp beslenen atlardan hazırlayın! Bununla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah'ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda her ne infak ederseniz de (karşılığı) size tastamam verilir ve siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.
وَاِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ فَاجْنَحْ لَهَا وَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
(Resulüm!) Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de ona yanaş ve Allah'a tevekkül et (O'na güvenip dayan), çünkü O, Semî''dir, Alîm'dir (her şeyi, herkesi işiten ve bilendir).
وَاِنْ يُر۪يدُٓوا اَنْ يَخْدَعُوكَ فَاِنَّ حَسْبَكَ اللّٰهُۜ هُوَ الَّـذ۪ٓي اَيَّدَكَ بِنَصْرِه۪ وَبِالْمُؤْمِن۪ينَۙ
Eğer onlar seni aldatmak isterlerse şunu bil ki Allah sana kâfidir. O, seni yardımıyla ve mü'minlerle destekleyen (ve kuvvetlendiren)dir.
وَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْۜ لَوْ اَنْفَقْتَ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً مَٓا اَلَّفْتَ بَيْنَ قُلُوبِهِمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ اَلَّفَ بَيْنَهُمْۜ اِنَّهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
(Allah, mü'minlerin) Kalplerinin arasını (iman ve muhabbet ile) birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine de onların kalplerinin arasını birleştiremezdin; fakat Allah, (onları birbirlerine kardeş yaparak) aralarını (muhabbetle) kaynaştırdı; çünkü O, Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَسْبُكَ اللّٰهُ وَمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ۟
Ey nebî! Sana ve sana tabi olan mü'minlere Allah kâfidir.
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ حَرِّضِ الْمُؤْمِن۪ينَ عَلَى الْقِتَالِۜ اِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ عِشْرُونَ صَابِرُونَ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفاً مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ
Ey nebî! Mü'minleri(n gönüllerini Allah yolunda) savaş(may)a (teşvik et ve) harla! Eğer sizden sabırlı yirmi kişi olursa iki yüz (kâfir)e galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa kâfir olanlardan bin kişiye galip gelirler; çünkü onlar fıkhetmeyen (apaçık ortada olan hakikati düşünüp idrak etmeyen) bir kavimdir.
اَلْـٰٔنَ خَفَّفَ اللّٰهُ عَنْكُمْ وَعَلِمَ اَنَّ ف۪يكُمْ ضَعْفاًۜ فَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ مِائَةٌ صَابِرَةٌ يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِۚ وَاِنْ يَكُنْ مِنْكُمْ اَلْفٌ يَغْلِبُٓوا اَلْفَيْنِ بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِر۪ينَ
Şimdi Allah sizden (yükünüzü) hafifletti (ve bir kişiye karşı on kişi olan hükmünü, bire karşı ikiye düşürdü), çünkü sizde (tevekkül açısından) bir zayıflık olduğunu bildi. (Artık) Eğer sizden sabırlı yüz kişi olursa (onlardan) iki yüz kişiye galip gelir ve eğer sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle (onlardan) iki bin kişiye galip gelirler. Allah sabredenlerle beraberdir.
مَا كَانَ لِنَبِيٍّ اَنْ يَكُونَ لَـهُٓ اَسْرٰى حَتّٰى يُثْخِنَ فِي الْاَرْضِۜ تُر۪يدُونَ عَرَضَ الدُّنْيَاۗق وَاللّٰهُ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۜ وَاللّٰهُ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
Yeryüzünde (bir savaş sonucu) kesin zafer kazanıncaya kadar hiçbir nebîye esir sahibi olmak yaraşmaz. Siz (ey iman ettiğini iddia edenler) geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, Allah ise (sizin için) âhireti istiyor. Allah Azîz'dir, Hakîm'dir (bütün şeref ve kudretin sahibi olan, her işinde hikmet ve hayır olandır).
لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ اللّٰهِ سَبَقَ لَمَسَّكُمْ ف۪يمَٓا اَخَذْتُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ
Eğer Allah tarafından önceden verilmiş bir yazı (hüküm) olmasaydı, (esirlere bedel olarak) aldığınız (fidye)den dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.
فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ حَلَالاً طَيِّباًۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟
Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl ve temiz olarak yiyin ve Allah'a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Muhakkak ki Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِمَنْ ف۪ٓي اَيْد۪يكُمْ مِنَ الْاَسْرٰٓىۙ اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ خَيْراً يُؤْتِكُمْ خَيْراً مِمَّٓا اُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Ey nebî! Elinizde bulunan esirlere de ki: "Eğer Allah, kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse sizden alınan (fidye)den daha hayırlısını size verir ve sizi mağfiret eder; çünkü Allah Ğafûr'dur, Rahîm'dir (her türlü günahı mağfiret eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir)."
وَاِنْ يُر۪يدُوا خِيَانَتَكَ فَقَدْ خَانُوا اللّٰهَ مِنْ قَبْلُ فَاَمْكَنَ مِنْهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
Eğer (o kâfirler) sana hainlik etmek isterlerse (üzülme), bil ki onlar daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi de (Allah) onlara karşı (sana) imkân (ve kudret) vermişti. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir (her şeyi ve herkesi bilen, her işinde hikmet ve hayır olandır).
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يُهَاجِرُوا مَا لَكُمْ مِنْ وَلَايَتِهِمْ مِنْ شَيْءٍ حَتّٰى يُهَاجِرُواۚ وَاِنِ اسْتَنْصَرُوكُمْ فِي الدّ۪ينِ فَعَلَيْكُمُ النَّصْرُ اِلَّا عَلٰى قَوْمٍ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ م۪يثَاقٌۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ
Şüphesiz ki iman edip hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler (ensâr) var ya, işte onlar birbirlerinin velileri (ve dostları)dır. İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar size onların velayetinden (ve mirasından) hiçbir pay yoktur. Eğer onlar din hususunda sizden yardım isterlerse sizinle arasında sözleşme bulunan bir kavim aleyhine olmaksızın (o Müslümanlara) yardım etmek üzerinize borçtur. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۜ اِلَّا تَفْعَلُوهُ تَكُنْ فِتْنَةٌ فِي الْاَرْضِ وَفَسَادٌ كَب۪يرٌۜ
Kâfir olanlar da birbirlerinin velileri (ve dostları)dır. Eğer siz bu (söylenenlerin gereği)ni yapmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesad olur.
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَالَّذ۪ينَ اٰوَوْا وَنَصَرُٓوا اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقاًّۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ
İman edip de hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler (ensâr) var ya, işte onlar hakiki mü'minlerdir. Onlar için (Rabbleri katında büyük) bir mağfiret ve kerim (olan şerefli ve bitmez, tükenmez) bir rızık vardır.
وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْ بَعْدُ وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا مَعَكُمْ فَاُو۬لٰٓئِكَ مِنْكُمْۜ وَاُو۬لُوا الْاَرْحَامِ بَعْضُهُمْ اَوْلٰى بِبَعْضٍ ف۪ي كِتَابِ اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ
Sonradan iman edip hicret edenler ve sizinle beraber cihad edenlere gelince, işte onlar da sizdendir. Bir de akraba olanlar, Allah'ın Kitâb'ına göre birbirlerine (vâris olmaya) daha uygundurlar. Muhakkak ki Allah, her şeyi (en ince ayrıntısına kadar) bilendir.