Şimdi ise Allah sizde bir zaaf bulunduğunu bildiği için, yükünüzü hafifletti. Bu durumda, sizden sabreden yüz kişi olursa, iki yüz kişiye üstün gelir. Sizden bin kişi de Allah'ın izniyle iki bin kişiyi mağlûp eder. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.(12)
(12) Son iki âyet, bu sûrenin 45’inci âyetine açıklık getirmektedir. Söz konusu âyette mü’minler düşman topluluğu karşısında sebat etmekle emrolunmuş; bu âyetlerde ise, karşısında sebat edilmesi gereken düşman kuvvetinin büyüklüğü belirlenmiş, sebat yükümlülüğünün sınırları çizilmiştir. Yukarıdaki âyetlerden ilkinde bu sınır bire ondur. Ancak daha sonraki yıllarda İslâma giren pek çok kişi ile sayı kalabalıklaşmış olmakla birlikte, yeni girenlerin birçoğu eskilerin kuvvet ve sabrına ulaşamamış, ayrıca bu arada İslâm toplumuna sızan ve sürekli olarak fitne kazanlarını kaynatan münafıklar da toplumda ister istemez bir zaaf sebebi oluşturmuş, böylece sayıca kalabalık olan yeni toplum, içindeki her seviyeden insanlarla birlikte, kendilerinin on misli değil, iki misli bir düşman kuvvetine karşı sebat etmekle yükümlü kılınmıştır. Bu, bir mü’minin sebatı için alt sınırı teşkil etmektedir. Kiminin imanı ise, on değil, belki bin de değil, bütün bir dünyaya meydan okuyacak güçtedir ve tarih böyle insanları da, toplumları da görmüştür. Sonuç olarak, yukarıdaki iki âyetin ikisi de değişik seviyelerdeki toplumların durumuna göre sınırlar koymaktadır.