Ey Peygamber! İnananları, kavgada ölüm korkusunu alt etmeleri yönünde (şöylece) yüreklendir: ⁶⁹ Sizden zor durumlara göğüs germesini bilen yirmi kişi çıkarsa, bunlar ikiyüz kişiyi tepele[yebil]melidir; sizden böyle yüz kişi çıkarsa, hakkı inkara kalkışanlardan bin kişiyi tepele[yebil]melidir; çünkü onlar bunu kavrayamayan bir güruhturlar. ⁷⁰
69 Harridi’l-mü’minîne ibaresi için yapılan bir açıklama için bkz. 4. sure, 102. not. Bizim yorumumuzla bağdaşım içinde, ‘ale’l-kıtâl sözcükleri, ya “savaşmak [amacıyla]” ya da “savaştıkları zaman” olmak üzere iki şekilde çevrilebilir. Harrid fiilinin “teşvik et” ya da “çıkar/kaldır” şeklindeki başlıca iki grup altında toplanabilecek geleneksel yorumu bazında, ibare “inananları savaşmaları için teşvik et” şeklinde tercüme edilebilir; fakat bu, kanaatimizce, konu hakkında yukarıdaki ilk notumuzda belirttiğimiz gibi, ayette geçen emir ya da öğüdü gerçek anlamıyla vermekten uzaktır.70 Bazı müfessirler bu ayette gelecek hakkında ilahî nitelikli bir haber görüyor ve dolayısıyla ayeti: “Sizden ... yirmi kişi çıkarsa, ikiyüz kişiyi tepeleyecek ...” şeklinde anlıyorlar. Oysa tarih göstermektedir ki inananlar, Hz. Peygamber devrinde bile her zaman bu kadar farklı bir kuvvete karşı galebe çalmamışlardır; bu itibarla bu yoldaki görüşlerin pek isbatlanabilir olmadığı ortadadır. Bu bölümü doğru anlamak için onu başlangıç cümlesiyle, yani: “İnananları, kavgada ölüm korkusunu alt etmeleri yönünde yüreklendir” hitabıyla bağlantılı olarak okumamız gerekir; ancak o zaman anlaşılacaktır ki, bizim çeviri metninde ifade etmeye çalıştığımız gibi, amaç, ölüm korkusunu yenmeleri ve zor durumlarda sayıca kendilerinden birkaç kat kalabalık düşmanın hakkından gelebilecek kadar sabırlı, dirençli olmaları yönünde inananların yüreklendirilmesidir (Râzî, keza bkz. Menâr X, 87). Ayetin “çünkü onlar bunu [yani, gerçeği] kavrayamayan (yahut kavrayamayacak) bir güruhtur” şeklindeki bitiş cümlesi iki şekilde de anlaşılabilir: (a) Müminlerin “hakkı inkara kalkışanlardan” (ellezîne keferû) üstün olduklarını gösteren sebeplerden birinin ifadesi olarak: çünkü bu sonrakiler değişmeyen gerçeklere, mutlak doğrulara ve ahiret hayatına inanmadıklarından, müminlere özgü coşku ve kendini adama duygusuna ulaşamamaktadırlar; (b) Hakkı inkara kalkışanların, bu tavır ya da tutuma, sırf manevî ya da ruhî plandaki sağırlıkları, körlükleri yüzünden sürüklendiklerini dile getiren bir ifade olarak. Bizce bu iki yorumdan ikincisi -özellikle Kur’an’ın “kafirlerin” tutumunu çoğu zaman bu terimlerle açıkladığı da gözönünde bulundurulursa- daha tercihe şayan görünüyor. (Bu konuda bkz. 6:25, 7:179, 9:87 vb.)