O halde, onlara karşı toplayabildiğiniz kadar kuvvet ve atlı savaş birlikleri hazır edin ki bununla hem Allah'ın hem de sizin düşmanınız olan bu insanları, hem de Allah'ın bildiği ama sizin bilmediğiniz diğer düşmanları yıldırıp caydırabilesiniz. (Fakat bunu yapabilmeniz için maddi ve manevi anlamda büyük fedakârlık etmeniz gerekiyor) Allah yolunda her ne harcarsanız, karşılığı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.
Düşmana karşı günün şartlarına göre meşru ve insanî sınırlar içinde her türlü hazırlığı yapmak Allah’ın bir emridir. Ayette özellikle “atlı savaş birlikleri” ne vurgu yapılması, vahyin ilk muhataplarının yaşadığı dönemde savaşta en etkin aracın savaş atları olmasındandır. Demek çağın şartlarına göre, kara, deniz ve hava kuvvetlerine ait bütün araç gereçler, tanklar, kamyonlar, uçaklar, gemiler, toplar, füzeler, tüfekler, farklı savaş silahları ve bunlara ait mühimmat, ulaşım ve iletişim konusunda yapılması gereken her şey yapılmalıdır ve bu anlamda güçlü bir ekonomiye sahip olmak için gerekli çalışmalar ortaya konmalıdır. İslam’da tedbirsiz tevekkül diye bir şey yoktur. Bu konuda inananlar üzerlerine düşeni yapmak zorundadır. Surenin başından beri gelen ayetlere baktığımızda görüyoruz ki; Allah’ın yardımı hep kulun gayretinin arkasından gelmiştir. Yani Müslümanlar ellerinden geleni fazlasıyla yapmış, Allah da haksızlığa uğrayan kullarından desteğini esirgememiştir. Ancak yeri gelmişken bir ayrıntıyı atlamamak gerekir. Müslümanların hedefinde hiçbir zaman savaş olmamalı. Çünkü İslâm, savaşı, kavgayı, yıkıp yakmayı, talanı durdurmak için gelmiş bir barış dinidir. Onun hedefi barışın ve esenliğin egemen olduğu mazlum ve mağdurların olmadığı bir dünya kurmaktır. Müslümanların savaş için yapacakları bütün hazırlıkların amacı caydırıcılık olmalıdır.