Ve o zaman, şeytan (şeytanca davranan kişi) onlara yaptıklarını (onların yaptıkları saldırı planlarını) süsleyip,“Bugün, insanlar arasında size galip gelecek hiçbir kuvvet yoktur; kesinlikle ben de sizin yanınızdayım! ”demişti. Ama ne zamanki iki grup savaş düzeninde karşı karşıya geldi, o zaman (yaptığı şeyin kötü olduğunu anlayıp) topukları üzerinde gerisin geriye dönüp kaçmaya durdu ve şüphesiz ben sizden beriyim (sizinle bir alakam yoktur), muhakkak sizin (sezip) görmediğinizi ben görüyorum; doğrusu ben, (yaptıklarımdan dolayı başıma gelebilecek azap hususunda) Allah’tan korkarım ve Allah, cezası çetin olandır demişti.*
(*) Detaylı bilgi şöyledir: Müşrikler Kinâne kabilesi ile savaş halindeydiler, müslümanlara karşı da bir savaş açtıklarında onlar tarafından arkadan vurulma tehlikesi vardı, bu sebeple tereddüt içinde kalmışlardı. Kervanı kurtarmak üzere yola çıktıklarında bu korkuyu yaşıyorlardı. Yolda aynı kabilenin ileri gelenlerinden Sürâka b. Mâlik ve adamları ile karşılaştılar. Sürâka kendilerine “Bugün sizi yenecek bir güç yoktur, Kinâne adına da ben size teminat veriyor ve yanınızda yer alıyorum” dedi. Bu söz üzerine cesaretleri artan müşrikler Bedir’e doğru sefere devam ettiler. Müslümanlara yaklaşıp kuvvetler birbirini görünce Sürâka, gördüklerinden ve daha önce verdiği bir sözü hatırlamasından dolayı korktu, pişman oldu; –o zamanki şeref ve himaye sözleşmesine sadakat anlayışı böyle gerektirdiği için– açıklama yaparak müşrikleri terketti. Şöyle ki: Sürâka, hicret esnasında Hz. Peygamber’in başına konan 100 develik ödülü kazanmak için onu yakalayıp müşriklere teslim etmek üzere yola çıkan, başına gelenlerden sonra bundan vazgeçen kişi idi. Hicret yolcularına yaklaştığı sırada (…) atı tökezlemiş ve kendisi de düşmüş, ısrar edince atın ayakları kuma gömülmüş, bunun üzerine korkuya kapılarak Hz. Peygamber ile karşılıklı bir himaye ve sadakat sözleşmesine razı olmuştu. Sürâka’nın müşriklerden desteğini çekmesinde bu sözleşmeyi hatırlaması da etkili olmuştur. Sürâka daha sonra, Mekke’nin fethinde İslâm’la müşerref olmuştur (İbn Kesîr, IV, 17-18; İbn Hişâm, Sîre, II, 133-135). Sürâka’nın yaptıklarının, bu savaşta Allah’ın müstesna yardımları doğrultusunda iki önemli tesiri olmuştur: a) Müşriklerin Bedir’e yönelme konusundaki tereddütlerini gidermiş, dönmelerini engellemiştir. b) Savaş kaçınılmaz hale geldikten sonra geri çekilerek düşmanın moralini bozmuştur. Bize göre de burada mecâzi bir anlatım vardır. Şeytanın insanları etkilemesi için insan suretine girmesi gerekmez. Onun hem insanlar arasında temsilcileri vardır hem de – deyim yerindeyse – her insanın içinde bir melek ve bir şeytan mevcuttur. Şeytan önce Sürâka’yı etkileyerek müşriklere destek vermeye sevketmiş, sonra bu savaşta Allah’ın müstesna yardımlarını görünce kendisinin de bundan zarar görebileceğini anlamış, korkup çekilmiş, bu sırada Sürâka da aklını başına devşirmiştir. Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri) Yani buradaki şeytan cinni şeytan olmayıp, şeytan gibi insanları Allah yolundan saptıran insi bir şeytandır. Aşağıdaki tefsir metinlerine Bkz:
ويجوز أن يكون اسم الشيطان أطلق على سراقة لأنه فعل فعل الشيطان كما يقولون : فلان من شياطين العرب ....، وكذلك إسناد قول لا غالب لكم إليه مجاز عقلي باعتبار صدور القول والنكوص من سراقة المتأثر بوسوسة الشيطان . وكذلك قوله : إني أرى ما لا ترون ... (التحرير والتنوير ) وهذا التزيين والقول والنكوص هل ذلك على سبيل المجاز أو الحقيقة قولان للمفسرين بدأ الزمخشري بالأوّل فقال: وسوس إليهم أنهم لا يغلبون ولا يطاقون وأوهمهم أنّ اتباع خطوات الشيطان وطاعته مما تحبرهم فلما تلاقى الفريقان نكص الشيطان وتبرأ منهم، أي بطل كيده حين نزلت جنود الله ويمكن أن يكون صدور هذا القول على لسان بعض الغواة من الناس قال لهم ذلك بإغواء إبليس له ونسب ذلك إلى إبليس لأنه هو المتسبب في ذلك القول فيكون القول والنكوص صادرين من إنسان حقيقة (البحر المحيط) وحكى المهدوي وغيره أن التزيين في هذه الآية وما بعده من الأقوال هو بالوسوسة والمحادثة في النفوس.( المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) قال بعضهم: كان تزيينه وسوسة ألقاها في قلوبهم من غير أن يتحول في صورة غير صورته.( لباب التأويل في معاني التنزيل - تأويلات أهل السنة)