O zaman Allah rüyanda, sana onları sayıca az gösterdi. Eğer onları sana kalabalık gösterseydi, kesinlikle yılgınlığa kapılacak ve yapılması gereken iş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah (sizi) bundan korudu: çünkü O gönüllerin özünü en ince ayrıntısına kadar bilir.[¹³⁷⁰]
[1370] Bu bağlamda ve bir çok yerde bu ifade, Allah’ın “içten geçen duygu ve düşünceyi bilmesine” ilaveten, o duygu ve düşünceye daha temelde neyin sebep olduğunun bilinmesine delâlet eder. Çünkü zâtu’s-sudûr ifadesinin bizi yönelttiği alan, kalbin/aklın eyleminden de öte, o eylemi ortaya çıkaran tasavvurdur. Mübalağa formu olan ‘alîm, “sıradan bir bilmeyi” değil “en ince ayrıntısına kadar bilmeyi” ifade eder. Bu âyette geçen “yılgınlıkla” sonuçlanacak bir sürece, Allah’ın daha başında rüya ile müdâhale ederek psikolojik bir yönlendirme yapması, sadece “kalpleri evirip çevirenin” yapabileceği bir ‘gaybî yardım’dır. Allah insana olan yardımını, O’ndan başka hiç kimsenin -o yüreğin sahibinin dahi- böylesine etkileyemeyeceği insan davranışlarını yönlendiren bir merkeze ‘istikamet açısı’ vererek yapmaktadır. Bunun için Allah Rasûlü şu mübarek duayı yapmıştır: Allahumme yâ mukallibe’l-kulûb sebbit kulûbenâ ‘alâ dînik: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalplerimizi dinin üzere sabit kıl!”