Sizin [Bedir] vadisinin bir ucunda, onların da tâ öteki ucunda ve kervanın sizden aşağılarda ⁴³ olduğu o gün[ü hatırlayın]. Ve (düşünün ki,) eğer bir savaşın patlak vereceğini bilseydiniz, muhakkak ki, böyle bir meydan okumayı göğüslemekten kaçınırdınız: ⁴⁴ Ama [her şeye rağmen] Allah, yapılması[nı irade buyurduğu] ⁴⁵ işi gerçekleştirsin de yok olup gidecek olan, hakkın açık tecellisiyle yok olup gitsin, kalıp yaşayacak olan da (yine) hakkın açık tecellisiyle yaşasın diye [savaş böylece olup bitiverdi]. ⁴⁶
43 Savaş başlamadan önce, Hz. Peygamber ve onun ashâbı Bedir vadisinin kuzey ucunda, Medine’ye yakın bölgede konuşlanmışlar; düşmansa Mekke yönünden gelerek vadinin güney ucunda karargah kurmuştu. Ebû Süfyân’ın yönetimi altında Suriye’den hareket eden Mekke ticaret kervanı bu sırada kıyı şeridi boyunca güneye doğru ilerlemekteydi (bkz. surenin giriş notu).44 Bu çeviri, tam olarak “Ve eğer [bir buluşma için karşılıklı] sözleşseydiniz, muhakkak ki, buna uymakta anlaşmazlığa düşerdiniz” şeklinde çevirilebilecek olan bu vecîz ibare için seçilmiş oldukça serbest bir karşılık durumundadır. Bu sure için yazılan giriş notunda da belirtildiği gibi Hz. Peygamber’in ashâbından çoğu, işin başında, harekatın hedefinin nisbeten zayıf donanımlı ticaret kervanı olduğu kanaatindeydiler ve güneyden ilerleyen güçlü Kureyş ordusuyla yüz yüze gelince içlerinden bazıları korku ve endişeye kapılmıştı.45 Bizim burada parantez içinde yaptığımız ilave, müfessirlerin ittifakla kabul ettikleri gibi, son derece vecîz (eksiltili) bir ifadeyle (mahzûfen) sevk edilmiş olan bu ibarenin manasında mündemiçtir. İbarenin son kısmı lafzen “[zaten] yapılmış olan şey” olarak çevrilebilir. Bunun anlamı: Allah bir şeyi murad etmişse o şeyin vuku bulması kaçınılmazdır; bu itibarla o şeye artık olup bitmiş gözüyle bakılabilir.46 Büyük müfessirlerden bazıları, “yok olma/helak”ı hakkı inkar etme (küfr) ile, “hayat/hayy”ı da iman anlamına yorumlayarak bu cümleyi mecazî bir ifade olarak değerlendirmişlerdir. Bu yoruma göre yukarıdaki cümlenin anlamı şöyle olacaktır: “... hakkın inkarı, onu inkar edenlerin payına, iman da ona erişenlerin payına düşsün diye” (Zemahşerî); yahut “Allah iradesinin bu açık tecellisinden sonra artık (bırakın) hakkı inkara kalkışanlar onu inkar etsinler, imana erişenler de iman etmekte devam etsinler” (İbni Kesîr’in İbni İshâk’tan aktardığına göre). Ama yine de bizce buradaki ölüm ve hayata ilişkin göndermeleri mecazî anlamlarıyla değil de zahirî anlamlarıyla açıklamak, yani, bu ifadeyi Bedir Savaşı’na katılıp da ölen ya da sağ kalan inanan-inanmayan herkesle aynı derecede alakalı nihaî bir değerlendirme olarak anlamak daha yerinde olacaktır. Şöyle ki: savaşta öldürülen müminler nihayet Allah yolunda şehit olma bilinci içinde idiler, sağ kalan müminler ise bu zaferlerde Allah’ın irade ve müdahalesini şimdi artık açıkça fark edebilecek durumdaydılar. Öte yandan hakkı inkar edenler safında ölenlerin hayatlarını bir hiç uğruna feda ettikleri ortadaydı; buna karşılık onlardan sağ kalanlarsa bu ezici mağlubiyetin son tahlilde Müslümanların cesaret ve yiğitliğinin ötesinde daha büyük, daha belirleyici bir şeyin eseri olduğunu şimdi artık anlamak zorundaydılar (karş. 17. ayet ve ilgili notlar).