Ve onların Kâbe’nin yanındaki salâtları (dua ve ibadetleri) yapmacıklıktan ve engel olmaktan başka bir şey değildir. (Öyleyse ey inkârcılar!) İnkâr etmekte olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı (saldırırken hak ettiğiniz yenilgiyi) tadınız!*
(*) …Bu iki âyette müşriklerin Kâbe ile ilişkileri, ibadetleri ve taassupları hakkında önemli açıklamalar yapılmaktadır. Çok eski zamanlardan beri var olan bu kutsal mekân ve bina, insanları hem dinî hem de ticarî sebeplerle kendine çekiyor, birçok insanî ilişkiye zemin teşkil ediyordu. Her şeyden önce bir mâbed olan Beytullah’ı ziyarete gelenler burada özel ibadetler yapıyorlar, müşrikler Kâbe’nin içine koydukları putlarına tapınıyorlar, adaklar adayıp bunu yerine getiriyorlardı. Hz. İbrâhim için olduğu kadar onun neslinden gelen Hz. Muhammed aleyhisselâm ve müslümanlar için de kutsal ve mübarek bir mekân olan Kâbe’de müslümanlar da namaz kılmak, dua etmek istediler. Müşrikler, bu durumun insanları etkileyeceğini, müslüman olmalarını teşvik ve telkin edeceğini düşünerek yasak koydular, Hz. Peygamber dâhil birçok müslümana burada ibadet ediyor diye işkence ve hakaret ettiler. Kâbe’nin bakım ve yönetim sorumlusu (âyet metnindeki karşılığına göre velîsi) olmak büyük bir mazhariyet ve şerefti; ancak İslâm’a göre buna lâyık ve ehil olmanın şartı takvâ sahibi olmaktı, Allah’ın cezasından korkmak, O’nun kullarına eziyet etmemek ve O’nun evinde kendisine ibadet edenlere mâni olmamaktı. Müşrikler Allah’tan korkmadan, O’nun rızâsını gözetmeden mü’minleri ibadetten menederek Kâbe’ye hizmet şerefine lâyık olmadıklarını ortaya koydular. Müşrikler, Kâbe mescidinde özellikle Hz. Peygamber ve müminler ibadet ederken ıslık çalıp el çırparak Beytullah’ın çevresinde dolaşmaya başlıyorlar, kendileri de ibadet yapıyorlarmış görüntüsü vererek müminlerin ibadetlerini sabote edip huzurlarını bozuyorlardı. Benimsediğimiz bu yoruma göre onların yaptıkları ibadet değil, ibadet görüntüsü içinde bir engelleme hareketi idi (İbn Kesîr, III, 593-594). Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri) Bundan anlaşılıyor ki; müşrikler hiçbir zaman Allah’ı inkâr etmiyorlardı, somut varlıkları araya sokarak Allah’a daha yakın olmaya çalışıyorlardı ve kendilerine göre ibadetlerini de aksatmıyorlardı. Yani putperest olmak için yaratıcıyı inkâr etmek gerekmiyor, Allah’la kul arasına birilerini sokmak ya da şefaat yetkisi tamamıyla Allah’a ait (Zümer 39/44) olmasına rağmen, yüce Allah’ın dışındaki varlıklardan şefaat veya yardım dilemek, medet beklemek yetiyor.