Fakat [şimdi], kendileri oranın [gerçek] sahipleri olmadıkları halde saldırmazlık örfü altında bulunan o Mescid-i Harâm’dan [inananları] alıkoymaları yüzünden Allah’ın onları cezalandırmaması için ne gibi güvenceleri var ellerinde? ³⁴ Allah’a karşı sorumluluk bilinci içinde olanlardan başkası o evin bakıcısı olamaz: ne var ki, onların çoğu bunun farkında değil;
34 Bu surenin vahyedildiği H. 2. yılda Mekke henüz düşman Kureyşlilerin elindeydi ve hiçbir Müslümanın oraya girmesine izin verilmiyordu. Kureyşliler, Hz. İbrahim’in soyundan gelmiş olmalarına dayanarak kendilerini, Hz. İbrahim tarafından tek Allah’a adanmış ilk mâbed olarak inşa edilmiş olan Kâbe’nin (Mescid-i Harâm’ın -bu konuda bkz. 2. sure, 102. not) bakıcılığıyla görevlendirilmiş sayıyorlardı. Kur’an bu iddiayı da, tıpkı Hz. İbrahim’in soyundan gelmiş olmayı “seçilmiş kavim” olmanın dayanağı olarak ileri süren İsrailoğulları’nın iddiaları gibi, reddediyor, yalanlıyor. (Bu bakımdan karş. 2:124 ve özellikle “Benim ahdim zalimleri içine almaz” şeklindeki son cümle.) Belirsiz ve bulanık bir biçimde Allah’a olan inançları hâlâ devam ediyor gibi olsa da, Kureyşliler Hz. İbrahim’in tevhîdî inancını bütünüyle terk etmişler, bu yüzden de, Hz. İbrahim’in inşa ettiği mâbedin (beyt) bakıcılığı konusundaki manevî haklarını aslında kaybetmişlerdi.