Ve bilin ki mallarınız ve evladınız, sizin için bir sınamadır ancak ve şüphe yok ki Allah katındadır büyük mükafat.
Hz. Muhammed (s.a.a), Benî-Kurayza denen Yahûdi topluluğunun Medine civarındaki kalesini kuşatmıştı. Bu kuşatma, yirmi bir gün devam etti. Barışmak istediler, Hz. Peygamber haklarında, Muâz oğlu Sa'd'in hükmünü kabul etmek istiyordu. Onlar, Evs kabilesinden Ebu-Lübâbe'yi göndermesini istediler. Ebû-Lübâbe'nin malı ve ayali onların yanındaydı. Ebu-Lübâbe, Hz. Peygamberin emriyle gidince Muazoğlu'nun hükmünü kabul edersek ne olacağız diye sordular. Ebu-Lübabe, eliyle boğazını işaret ederek öldürüleceklerini bildirdi. Fakat hemen nadim oldu. Bu ayetin vahyedilmesinden sonra Medine'ye dönüp kendisini mescidin direklerinden birine bağlattı, vallahi dedi ne yerim, ne içerim, böylece ölür giderim, yahut da Allah tövbemi kabul eder. Yedi gün bağlı kaldı. Kızı gelir, abdest bozacağı, yahut namaz kılacağı zaman ipi çözer, sonra gene bağlardı. Yedinci günü bayılıp kendinden geçti. Bu sûreden sonraki Tevbe sûresinin (9) 102-104. ayetleri vahyedilerek tövbesinin kabul edildiği bildirildi Ebu-Lübabe müjde verenlere, Vallahi dedi, Resulullah gelip çözmedikçe bu ipi çözmem. Hz. Peygamber geldi, bizzat ipi çözdü. Ebu-Lübabe, tevbemi tamamlamak için suça girmeme sebep olan yeri terk etmem ve malımdan vazgeçmem gerek dedi. Hz. Peygamber, malının üçte birini sadaka olarak aldı, geri kalanını kendisine bağışladı.