Ey inananlar, bile bile emanetlerinize hiyanet etmek suretiyle Allah'a ve Elçisine hiyanet etmeyin.
Allah'ın Elçisi(s.a.v.)in, andlaşmalarını bozup, Kureyş ordusuyla işbirliği yaparak müslümanlara hiyânet ettiklerinden dolayı kuşattığı Kurayza yahûdî kabîlesi, barış istediler. Bunlar, müslümanları silip yok etmek üzere gelen birleşik Arap ordusuyla birleşmişlerdi.. Böylece, daha önce soydaşları olan başka bir yahûdî kabîlesinin, yine benzeri bir hiyânetlerinden ötürü yurtlarından sürülüp çıkarılmış olmasından da ders almamış, müslümanların düşmanlarıyle birleşip, yardım edeceklerine söz verdikleri müslümanlara en büyük hiyâneti yapmışlardı. Birleşik Arap orduları çekilip gittikten sonra Allah'ın Elçisi, müslümanlara hiyânet etmiş olan bu yahûdî kabîlesinin kalesini kuşattı, barış isteklerini de kabul etmedi. Yalnız, kendi istekleriyle seçecekleri bir hakemin vereceği karara razı olacağını bildirdi. Sa'd'ı hakem seçen yahûdîler, bu arada konuşup danışmak üzere çağırdıkları Ebû Lübâbe'ye, Sa'd'ın vereceği karar hakkındaki düşüncesini sordular. O da boğazını göstererek teslîm oldukları takdirde boğazlanacaklarına işâret etti. İşte âyet, Ebû Lübâbe'nin bu yanlış davranışına işâret etmektedir. Sonra bu yaptığına son derece pişman olan Ebû Lübâbe, kendisini mescidin direğine bağlatıp, ölünceye, ya da Allah tarafından affedildiği bildirilinceye dek yeyip içmeyeceğine yemîn etti. Yedi gün sonra bayıldı. Sonra Allah, onun affedildiğine dair bir âyet indirdi.