Ve Zu’n-Nûn’u (Yûnus’u) da (an.) Hani, o (tarafımızdan, üç gün sonra azaba uğrayacaklarına dair hüküm verilmiş olan kavmine, azap haberini verdikten sonra, orada kalmak ya da oradan ayrılıp başka bir diyara hicret etmek hususunda serbest bırakıldığını zannetmişti de îmân etmeyen kavmine Allah için) kızarak (henüz üç günlük süre dolmadan, yanlarından ayrılarak) gitmişti. (Yûnus, bu hususta) kendisini asla sıkıştırmayacağımızı (sorumlu tutmayacağımızı) sanmıştı. Derken (yutulduğu balığın karnındaki) karanlıklar içinde, (Ey Rabbim!) “Senden başka hiçbir ilâh yoktur, seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim. Gerçekten ben (bu zellem ile) kendi (nefsi) me zulmettim” diye dua etmişti.
* Zelle: Peygamberlerden bir kasıt olmaksızın, unutarak ya da yanılarak meydana gelen, evlayı terk kabilinden, makamlarına uygun düşmeyen söz veya davranış.
* Peygamberler, ismet (günahsızlık) sıfatına sahiptirler. Hayatlarının hiçbir döneminde (çocukluk, gençlik, peygamberlik öncesi veya peygamberlik vazifesini yaparken) küçük-büyük, gizli-açık hiçbir günaha meyletmezler, her daim ilâhî koruma altındadırlar.
Allah Teâlâ, Hz. Yûnus’u [aleyhisselâm], Ninova halkına peygamber olarak göndermişti. Yûnus [aleyhisselâm], Ninova halkını 33 yıl İslâm dinine davet etmesine rağmen onlar, îmân etmiyor ve ısrarla azgınlıklarına devam ediyorlardı. Allah Teâlâ tarafından, Hz. Yûnus’a [aleyhisselâm], üç gün sonra kavmine azabın geleceği bildirilmişti. Yûnus [aleyhisselâm] da üç günün sonunda azaba uğrayacaklarını kavmine bildirdi. Geçmişten, o güne kadar verilen azap emrinin iptal edildiğine şahit olmayan ve bu hususta hiçbir şey duymayan Yûnus [aleyhisselâm], küfürde ısrar eden kavmine, azabın kesinlikle geleceğine inanıyordu. Orada kalmak ya da oradan ayrılıp başka bir diyara hicret etmek hususunda serbest bırakıldığını zanneden Yûnus [aleyhisselâm], o üç günlük süreyi beklemeyerek, azaba müstahak olmuş olan kavminden ayrıldı. Ninova halkı, o üç günlük sürenin sonuna doğru, azabın alâmetlerinden biri olan kara bulutları görüp de kendilerine azabın geleceğini anlayınca, Hz. Yûnus’un [aleyhisselâm] peygamberliğine ve tebliğ etmiş olduğu İslâm dinine îmân ettiklerini, yaptıkları günahlara da tövbe ettiklerini kalben ve dil ile ikrar ederek, Allah Teâlâ’ya yalvarmaya başladılar. Bu ikrarları üzerine Allah Teâlâ, azaba müstahak olmuş olan Ninova halkının, bu îmânlarını Hz. Yûnus’un [aleyhisselâm] huzurunda ikrar etme şartı ile tövbe ve dualarını kabul ederek, azabı kendilerinden kaldırmıştır. (bk. Sâffât Sûresi 147 ve 148. âyet-i kerîmeler.) Bu şekilde bir azabın kaldırılma meselesi sadece Hz. Yûnus’un [aleyhisselâm] kavminde vuku bulduğu âyet ile sabittir. (bk. Yûnus Sûresi 98. âyet-i kerîmesi.)